YÜRÜRKEN 3, KOŞARKEN 10 KİLO YÜK BİNİYOR

Doç. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar
Doç. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Gün içinde vücudunuzun tüm yükünü ayaklar mı yoksa dizler mi çekiyor derseniz birinci sırada dizlerin geldiğini söylemek yanlış olmaz. Ancak dizlere daha az yük binmesini engellemek için birşeyler yapmak mümkün. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, taşıdığımız her fazla kilonun dizlere yürürken 3, koşarken 10 kilo fazladan yük bindiğini belirtiyor. Dizlere binen yükün artması nedeniyle dizleri saran kıkırdaklarda aşınmalar ve harabiyet oluyor. Bunu da kemiklerdeki şekil bozuklukları (osteoartrit), ağrı ve hareket kısıtlılığı takip ediyor.

Hayat boyu diz sağlığını korumaya yarayacak bazı önerilerde bulunan Doç. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, başlıca 5 öneride bulunuyor:

1-KİLONUZA DİKKAT EDİN: Dizinize fazla yük bindirmeyin. Sahip olduğunuz her fazla kilo dizlerinize yürürken 3 kilo koşarken 10 kilo fazla yük bindirir. Merdiven çıkarken acele etmeyin, korkuluktan tutunun.

2-DİZ KASLARINI GÜÇLENDİRİN: Uyluk kaslarınızı kuvvetlendirin. Düzenli egzersiz diz kaslarını kuvvetli tutmanın başlıca yoludur. Düzenli olarak günde 30 dakika egzersiz yapılmaya çalışılmak önemlidir. Diz çevresindeki kasların kuvvetli olması dizde kıkırdak hasarını önleyen en önemli faktörlerin başında gelir. Dizin üst-ön bölümünde yer alan Quadriseps kasının yüzde 25 daha kuvvetli olması bile diz kemiklerindeki şekil bozukluklarının oluşmasını yüzde 30 oranında azaltıyor. Dizlerdeki kaslar, dizin üst ve iç tarafındaki kaslardır. Otururken dizlerinizi sıkıştırmak bu kasları kuvvetlendirmenini basit bir yoludur.

3-DİZE YÜK BİNDİREN HAREKETLERİ YAPMAYIN: Dizinizi 90 dereceden fazla bükmemeye çalışın, günlük hareketler sırasında veya spor yaparken dizinizle ayağınızın aynı dizilimde olmasına dikkat edin. Spor sonrasında ağrı hissettiğinizde bunu hafife almayın. Ağrı azalıncaya kadar egzersize ara verin bu sürede dizinize yük bindirmeyen diğer egzersizleri yapabilirsiniz. Ağrı 2 hafta içinde düzelmezse bir sağlık kuruluşuna başvurun.

4-DİZE DOST SPORLAR YAPIN: Diz yaralanması osteoartrit oluşma riskini katlayarak artırır. Dizlerde yaralanma riskinin az olduğu sporlar yapılmalı. Günlük hafif egzersizler, arasıra yapılan ağır egzersizlerden daha faydalıdır. Yapılan egzersizler kuvvetle birlikte esnekliği de artırmalıdır. Yürüme, yüzme, yoga, pilates bu tür sporlardır.

5-DOĞRU AYAKKABI DİZLERİ DE KORUR: Doğru ayakkabı seçimi önemlidir. Ayakkabıların ayaklara vücudun yükünü anatomik olarak dağıtacak şekilde olması gereklidir. Ayakkabıların anatomik olması veya ayaklarda şekil bozukluğu varsa bunları düzeltecek şekilde olması dizlere binen yükü azaltır. Yüksek topuklar dize binen yükü artırarak kemiklerde şekil bozukluğu oluşmasına neden olur.

Kadınlarda ‘geniş kalça’ risk faktörü
Günlük hayatta dizleri korumak için önlemler almak gerekiyor. Doç. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, genel olarak olarak anatomik farklılıklardan ve aylık hormonal dalgalanmalardan dolayı kadınların spor ve egzersiz sırasında yaralanmaya daha yatkın olduğunun altını çiziyor ve bu konuda şu bilgileri veriyor:

“Kadınlarda geniş kalçalar diz üzerinde dışa doğru daha fazla çekme kuvveti yaratıyor. Bu diz çevresindeki bağlarda artmış stres oluşturuyor. Adet dönemlerinde kadınlarda artmış östrojen nedeniyle ligamanlarda hafif gevşeklik meydana geliyor. Bu gevşeklik kadınlarda yaralanma riskini artırıyor. Bununla birlikte, diz problemleri her iki cinste de en sık görülen ortopedik problemler arasında yer alıyor. Ancak erkekler ve kadınların diz problemleri birbirinden farklılıklar gösteriyor. Erkeklerde daha çok travma sonrası gelişen menisküs yırtıkları,  bağ ve tendon yırtıkları gibi yaralanmalar sonrası gelişen problemler görülüyor. Kadınlarda ise tekrarlayan zorlama sonucu kıkırdakta yıpranma,  osteoartrit gibi problemler ortaya çıkıyor.”

Dizlerde en çok bu hastalıklar çıkıyor!

Dizlerde en fazla görülen hastalıklar hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, bunları şöyle sıralıyor:

  1. Diz hastalıkları akut veya kronik olarak karşımıza çıkabilir. Akut diz hastalıkları daha çok yaralanmalar sonucu ortaya çıkar.
  2. Şiddetli yaralanmalar sonucu dizde kırıklar ve çıkıklar görülebilir. Bu yaralanmaların tanınması ve acil tedavisi önemlidir.
  3. Dizlerde yaralanmalara bağlı menisküs yırtıkları, bağ ve tendon yaralanmaları özellikle genç erkeklerde sık görülür.
  4. Dizde artrit kronik hastalık oluşturur. Artrite bir çok romatolojik hastalık yol açabilir. (Romatoid artrit, gut vs)
  5. Çocuklarda büyüme çağında kemiklerin hızlı büyümesine diz kapağındaki tendonun uyum gösterememesi nedeniyle, aşırı gerilmeye bağlı kronik diz önü ağrısı oluşabilir. (OsGood Schlatter Hastalığı)
  6. Genç hastalarda (özellikle genç kadınlarda) diz kapağı kemiğinin dizilim bozukluğuna bağlı diz önü ağrısı sık görülür.
  7. Orta yaşlı erkek ve kadın hastalarda dizlerde dizilim bozukluklarına bağlı eklemde artan yüklere bağlı eklem aralıklarında daralma, hareket kısıtlılığı ve ağrı şikayetleri oluşabilir.
  8. Özellikle kadın hastalarda yaşla birlikte dizlerdeki kıkırdaklarda yumuşama, yıpranma ve ileri durumlarda dizlerde şekil bozuklukları ve kireçlenme gelişebilir.
  9. Bu hastalıkların ilk tedavisi ameliyat dışı yöntemlerledir. Bu amaçla aktivite modifikasyonu, soğuk uygulama, nonsteroid antienflamatuvar ilaçlar, bitkisel destek tedavileri, dizlikler ve fizik tedavi kullanılabilir. Bu tedaviye cevap vermeyen hastalarda cerahi tedavi seçenekleri değerlendirilir.

YER YEMEZ ACIKTIRAN BESİNLER

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal
Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal

Günlük hayatta bazı besinleri tükettiğimizde daha çabuk acıkıyoruz. Acıktığımız için de başka yiyeceklerle bu açlığı gidermeye çalışıyoruz. Bu acıktıran besinlerin çabuk acıktırma nedenleri ise kan şekerlerini çok çabuk yükseltip çok çabuk düşürmelerinden kaynaklanıyor. Çabuk acıktıran besinlerin ortak özelliği glisemik indeksinin yüksek olması. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal, glisemik indeksi yüksek besinlerin kana çabuk karışıp, kan şekerini hızla yükselterek, insülin salınımını yükselttiklerini söylüyor. Özge Öçal, çabucak acıktıran bu besinler hakkında bilgiler verirken, kalori değerlerine dikkat edilmesini ve bu besinlerin yerine yiyebileceklerimizi şöyle anlatıyor:

1-EKMEK: Yedikçe acıktıran, acıktıkça da yediren yiyeceklerin başında beyaz ekmek geliyor. Beyaz ekmeğin yerine esmer ekmek yerseniz yani tam buğday ekmeği, tam çavdar ekmeği, çok tahıllı, kepekli ekmek, posa miktarı daha çok olduğundan dolayı şekerinizi hızla yükseltmez. Çabucak acıktırmadığı gibi yüksek posa içeriği nedeniyle midede yer kaplar, uzun süre tokluk hissedersiniz.

1 dilim beyaz ekmek: 64 kalori

1 dilim esmer ekmek: 55 kalori

2-PATATES: Patates zaten glisemik indeksi yüksek bir besin. İçindeki nişasta yüksek olduğundan dolayı, posa içeriği yok. Basit karbonhidrat olarak değerlendiriyoruz. Nişasta içeren, glisemik indeksi yüksek olan patatesi, çok fazla doğramak ya da püre haline getirmek glisemik indeksini daha da fazla yükseltiyor, yani böyle tüketince daha çabuk acıktırıyor. Ama patatesi ortadan ikiye bölüp fırına verince, kızartmaya göre daha az kalorisi olur, hem de o kadar çabuk acıktırmaz. Ama kızarmış patates tüketmek yerine, hafif yağda, baharatlarla fırınlanmış ve ince doğranmış sebzeler 180 derecede pişirilince, tuz yerine karabiber konulunca patates kızartması gibi yüksek kalorili olmaz. Çabuk da acıktırmaz.

Bir porsiyon kızarmış patates: 430 kalori.

3-KAHVALTILIK GEVREK: Bu gevreklerin içinde şeker ve glikoz şurubu olduğundan dolayı mide kazınmasını arttırır, çabucak acıktırır. Onun yerine süt veya yoğurtla yiyeceğiniz yulaf kepeği midede şişer, yani 50 gram kadar yulaf kepeği midede şiştikten sonra 100 gram olur. Bu da uzun süren bir tokluk hissi yaratır.

4 yemek kaşığı kahvaltılık gevrek: 194 kalori

4 yemek kaşığı yulaf: 175 kaloridir.

4-PİRİNCİ PİLAVI:  Beyaz pirinç içerdiği yüksek nişasta nedeniyle tıpkı patates gibi kan şekerini hızlı yükseltir, ardından da hızla düşürür. Bu nedenle tekrar yeme isteği yaratır. Esmer pirinçle pilav yapıldığı zaman suyunu biraz daha fazla koymak gerekiyor.

3 yemek kaşığı pirinç pilavı: 164 kalori

3 yemek kaşığı esmer pirinçten yapılmış pilava: 56 kalori.

5-MAKARNA: Beyaz makarna yerine integral makarna (tam buğday unundan, kepekli makarnalar) yemek sağlığımız açısından daha faydalıdır. Bu makarnayı pişirdikten sonra pişirme suyunu atmamak gerekiyor, çünkü özellikle kepekli makarnalarda B1 vitamini yağ yakımına yardımcı oluyor.

Beyaz ve esmer makarna kalorisi: 160-182 kalori arasında değişiyor.

6-MUZ, İNCİR, ÜZÜM, KAVUN,TRABZON HURMASI: Bu meyvelerin glisemik indeksi yüksektir, hiç yemeyin demiyoruz ancak günde bir porsiyonla sınırlandırmakta fayda var. Yani bir ince dilim kavun yediyseniz, akşama kadar bu gruptan meyve yememeniz gerekiyor.

Muz 71 kalori İncir 41 kalori Bir salkım üzüm 43 kalori Trabzon hurması 57 kalori Bir ince dilim kavun 47 kalori yani bir ince dilim.

Bu meyvelerin yerine mandalina, portakal yerseniz: 38 kalori

7-BİR BARDAK MEYVE SUYU: Meyve suyu tüketmek demek, bir su bardağı için söylersek en az 3-4 meyvenin sıkılarak suyunun çıkarılmasıyla elde edildiği düşünüldüğünde, aslında bir günde yiyeceğiniz meyveyi sadece bir bardakta, bir defada tüketmek anlamına geliyor. Meyve suyunda posa olmadığından çok hızlı bir şekilde kana karışıyor ve kan şekerini de aynı şekilde hızla yükseltiyor, kan şekerini dalgalandırıyor. Onun yerine meyve yemek hem posa içeriği fazla olduğundan sindirime de yardımcı oluyor, hem de tokluk hissi yaratıyor. Ayrıca üçte bir oranında alacağınız kalori de azalmış oluyor.

Bir bardak meyve suyu: 110-150 kalori

8-BİSKÜVİLER: Tatlı bisküviler ya da kremalı bisküviler içeriğindeki yüksek şeker ve glikoz şurubu nedeniyle çok çabuk acıktıran yiyecekler arasında yer alıyor. Onun yerine kepekli, çavdarlı bisküvilerin yenilmesi alınan kaloriyi azalttığı gibi, tokluk hissini de artırır.

Bir paket tatlı bisküvi: 300 kalori Bir paket esmer bisküvi: 100 kalori

9-BEYAZ UNLA YAPILAN TATLILAR: Beyaz unla yapılmış pastalar ve kurabiyeler, posa içeriği olmadığından ve glisemik yükü fazla olduğundan kan şekerinde dalgalanmalara neden oluyor. Bu nedenle beyaz unla yapılanların yerine meyve tatlılarını tercih edin. Dışarıda yiyorsanız şeker içeriğinin fazla olacağını düşünüp ayva ya da kabak tatlısını küçük porsiyonlarla yeyin. Evde yapıyorsanız daha az şeker kullanın.

Bir dilim pasta: 500-600 kalori. Bir adet ayva tatlısı 150 kalori. Bir porsiyon kabak tatlısı 200 kalori (evde yapılırsa).

10-PASTANE ÜRÜNLERİ, BÖREK, ÇÖREK, POĞAÇA: Bu ürünlerin tuz oranları yüksektir. Sodyum yani tuz vücutta tıpkı şeker gibi davranır, yani ne kadar çok tuzlu yerseniz o kadar kan şekeriniz dalgalanır. Bu nedenle daha çok acıkırsınız ve daha çok yersiniz. Bu bu nedenle alışveriş yaparken özellikle paketli ürünlerde mutlaka sodyum içeriğinin yüksek olup olmadığına bakmak gerekiyor. Evde tam buğday unu ve zeytinyağı ile hazırlanan ürünlere yönelmek sağlık için daha iyidir. Hamur işlerinde çok kullanılan kabartma tozu da yüksek oranda sodyum içerir, bu nedenle kabartma tozu yerine daha fazla çırparak hazırlanabilir. Beyaz undan börek çörek yapmak yerine, kepekli lavasları peynirle hazırlayıp fırına vermekle hem daha tok kalırsınız, hem de kan şekerinizdeki dalgalanmalardan uzak kalırsınız.

Bir dilim börek veya 1 adet poğaça 250-300 kalori Lavasla börek yaparsanız: 140 kaloridir.

 

İŞTE BENİM ZEKİ MÜREN SERGİSİ

İşte Benim Zeki Müren Sergisi'nden 18 Kasım 2014-20 Aralık 2014
İşte Benim Zeki Müren Sergisi’nden 18 Kasım 2014-20 Aralık 2014

Daha okuma yazmayı öğrenmemiştim o güzelim sesine hayrandım. Merhum Türk Sanat Musikisi sanatkarı Zeki Müren yılbaşı gecesi sahneye çıkardı, TRT’nin siyah-beyaz yayınından heyecanla seyrederdik. O eşsiz güzellikteki duru, şakıyan sesini dinleyeceğiz diye sabırla beklerdik. Çocuk halimizle geç saate kadar bekleyemediğimizden uyurduk ancak uyumadan da bir ricamız olurdu anne babamızdan. Özellikle de ben yılbaşı gecesi o sahneye çıktığında mutlaka annemin ya da babamın beni uyandırmasını isterdim. Hep sözlerini tutarlar ve bir şarkı bile olsa dinlemem için yeni yılın ilk dakikalarında Zeki Müren’i dinlememi sağlarlardı. Mutlu mutlu uyurdum ben de.

Yakın zamanda Bodrum’da müze haline getirilen evini gezdim. Ancak 10 yıl önce gezdiğimden daha az obje varmış gibi geldi. Yıllardır hep istediğim Zeki Müren ile ilgili daha kapsamlı, şanına layık bir sergiyle onu tanımayan genç kuşaklara tanıtılması için çaba harcanmasıydı. Vefatından tam 18 yıl sonra bu dileğim gerçekleşti. Zeki Müren ile ilgili çok kapsamlı, çok özenli, böyle büyük bir sanatçıya layık bir sergi açıldı. “İşte Benim Zeki Müren” sergisi Yapı Kredi Private Banking ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık işbirliği ile hazırlandı. Çocukluğundan, son günlerine kadar gündelik hayatından ayrıntılara ışık tutan sergi, 18 Kasım 2014′de açıldı ve 20 Aralık 2014’e kadar ziyaret edilebilecek.

Ben sergiyi 29 Kasım pazar günü gezdim, içeride bir saatten fazla kaldım, çünkü Yapı Kredi Kültür Merkezi’nin üç katını sergiye ayırmışlardı. Zeki Müren’in radyoda yaptığı program kayıtlarındaki şarkıları çalıyordu. Konser sözleşmeleri, siyah-beyaz fotoğrafları, hayranlarının mektupları, kendi çizdiği ve isimlendirdiği desenleri, o pullu, payetli, kostümleri; platform topuklu pırıl pırıl ünlü botları, evindeki mobilyaları, daha önce hiç görmediğim fotoğrafları hepsi oradaydı. İnsan içeri girerken sanatçıyla kucaklaşmış hissine kapılıyordu. Sanki konserden çıkıp gelecekmiş gibi bir hava vardı.

Zeki_Muren_kostum2Zeki Müren 1996′da vefat etti. Ölümünden tam 18 yıl sonra bu kadar güzel ve unutulmayacak kadar özenli bir sergiyi düzenleyenlere teşekkür etmek gerekir. Sergide dikkatimi en çok çeken nokta, gençliğinin, sahnedeki ışıltısının özenle seçilmiş fotoğraflarda çok iyi gösterilmesi oldu. İnzivaya çekildiği yıllarda çok az fotoğrafı vardı. Yaşarken “Sanat Güneşi” ünvanını almış, halkın gönlünde taht kurmuş bir sanatçının ışıltısını yansıtmak doğru bir yaklaşım olmuş. Hep gülen, hep genç, dinamik fotoğrafları vardı. Plajda, sanatçı dostlarıyla, ailesiyle, radyodan, gazinolardan, yurtdışındaki gezilerinden onlarca fotoğraf. Mutlaka gezilmeli derim. Hatta 20 Aralık’a kadar bir kez daha, bir saatten de fazla zaman ayırarak gezmek istiyorum. Nurlar içinde yatsın.

 

GASTRİT KIŞIN ARTIYOR, YAZIN AZALIYOR

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Oğuz Önder
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Oğuz Önder

Gastrit mide duvarının iç yüzeyinin iltihabıyla ortaya çıkan bir hastalık. Ancak her hastada farklı bir şekilde etkileri görülüyor. Hastaların bazılarında hızlı başlayıp kısa sürdüğünden ‘akut gastrit’, bazılarında ise yıllarca sürdüğünden dolayı ‘kronik gastrit’ olarak tanımlanıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Oğuz Önder, gastrit sıklığının mevsimlere göre değişiklik göstermediğini, ancak gastrite bağlı gelişen ülser kanamalarının Kasım-Mayıs ayları arasında arttığını, yaz aylarında ise azaldığını belirtiyor. Doç. Dr. Fatih Oğuz Önder, bunun kesin nedeni bilinmemekle birlikte, yazın iyice yıkanmadan yenilen yiyeceklerde bulunan Helikobakter Pylori enfeksiyonunun etkisinin; ancak birkaç ay sonra ortaya çıkmasının etkili olduğunun düşünüldüğünü söylüyor.

HASTALIĞI NELER TETİKLİYOR?

Hastalığın en sık nedenleri arasında “Helikobakter Pylori Enfeksiyonu”, aspirin ve diğer ağrı kesici ilaçlar yer alıyor. Helikobakter pylori mide içine yerleşen ve yıllarca devam eden enfeksiyondan sorumlu bakteri olarak biliniyor. Eldeki son verilere göre ülkemizde bu bakterinin her 10 kişiden 6’sında görüldüğünü belirten Doç. Dr. Fatih Oğuz Önder, gastritle ilgili olarak şu bilgileri veriyor: “Ağrı kesici ilaçlar mide duvarının direncini azaltır, iltihaplandırır ve yara (ülser) açılmasını kolaylaştırır. Daha nadir görülen nedenler arasında alkol ve ağır hastalıklar sayılabilir. Ayrıca nadir görülen bir diğer gastrit nedeni de vücudun bağışıklık sisteminin mide iç duvarına saldırısı sonucu gelişen ve mide iç duvarının inceldiği atrofik gastrittir. Psikolojik nedenler ve stres günümüzde gastrit nedeni olarak kabul edilmiyor. Ancak stres altında olan kişilerde zaten var olan gastrite bağlı ağrının ve diğer şikayetlerin daha kolay ve şiddetli olarak tarif edildiği biliniyor. Yani stresli insanlar ağrıları daha sık ifade ederken diğer insanlar aynı ağrıyı ciddiye almayabiliyor.”

Gastrit belirtilerini de anlatan Doç. Dr. Fatih Oğuz Önder, bu belirtileri şöyle sıralıyor:

● Karnın üst yarısında ağrı

● Az miktarda yemek ile doyma ve şişkinlik hissi

● Gaz ile şişkinlik ve geğirme

● İştahta azalma

● Bulantı ve kusma

● Halsizlik gastrite bağlı kansızlık gelişirse

● Ağızdan kan gelmesi veya gaita renginin siyah olması ülser gelişirse

İŞİ STRESLİ OLANLAR AĞRIYI DAHA ÇOK HİSSEDİYOR

Gastritin kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görüldüğünü ifade eden Doç. Dr. Fatih Oğuz Önder, hastalığın herhangi bir meslek grubu ile ilişkisi bilinmemekle birlikte, stresli işi olanların daha çok ağrı duyduklarını belirtiyor. Helikobakter pylori enfeksiyonunun sıklığı yaş ile birlikte arttığı için yaş ilerledikçe gastrit görülme olasılığı da artıyor. Gastritin neden kasım-mayıs arasında daha fazla görüldüğünün kesin nedeninin bilinmediğine de değinen Doç. Dr. Fatih Oğuz Önder, “Öne sürülen olasılıklar arasında yaz aylarında yenilen iyi yıkanmamış veya pişmemiş meyve ve sebzeden gelen Helikobakter pylori enfeksiyonunun birkaç ay sonra etkisini göstermesi ve mevsime göre değişen yiyecek çeşitleri sayılabilir” diyor.

Tedavisi nasıl yapılıyor?

Hastalığın nedeni tespit edildikten sonra buna yönelik ilaçlar veya yaşam tarzı ve diyet değişiklikleri ile tedavi edilir. Hastalığın nedeni tespit edilmeden yapılan tedaviler ile kalıcı iyilik hali sağlanması mümkün değildir. Helikobakter pylori enfeksiyonunun tedavisi zordur ve her 2¬3 yılda bir ülkede görünen enfeksiyonun özelliklerine göre kullanılan ilaçlar değiştirilir. Uygun ve güncel tedavi protokolleri ile hastaların çoğunda başarılı sonuçlar elde edilebilir. Günümüzde 2 hafta süreyle günde ikisi antibiyotik olan 4 çeşit ilacın kullanıldığı tedavi protokolleri tercih ediliyor. Ağrı kesici ilaç kullanılmasına bağlı gastritin tedavisi ise ilacın kesilmesi, değiştirilmesi veya yanına mide iç duvarını koruyan ilaçların eklenmesi ile sağlanır. Gastritin sebebi tedavi edildikten sonra hastaların büyük çoğunluğunda şikayetler kısa sürede düzelme gösterir. Ancak az sayıda hastada şikayetler azalmakla beraber birkaç ay devam edebilir. Bu sürede ise mide asidini baskılayıcı tablet veya sıvı şekildeki ilaçlar kullanılabilir.

Gastrit geçici midir? Tedavi edilmez ise ne olur?

Mikroba bağlı gastrit tedavi edilmez ise birçok hastada kalıcıdır, tedavi ile ortadan kaldırılabilir ve her on hastadan sekizinde temiz gıdalar ile beslenme alışkanlığı sağlanabilirse tekrar bulaşmaz. İlaç ve alkol gibi nedenlere bağlı gastritse kullanılmaya devam ettiği sürece devam eder. Akrabalarında mide kanseri olan kişiler Helikobakter pylori enfeksiyonu açısından taranmalı ve tedavi edilmelidir. Bu hastalarda mide kanseri riski diğer kişilere göre fazladır. Ayrıca mide veya onikiparmak bağırsağı ülseri olan hastalarda mikrobun tedavisi verilmeli ve bir süre sonra yapılacak testler ile hastada mikrobun kalmadığından emin olunmalıdır. Aksi halde ülser tekrarlayabilir ve kanamaya neden olabilir. Daha nadir görülen atrofik gastrit gibi hastalıklar ise kalıcıdır ve bazı hastalar düzenli aralıklarla   endoskopi ile incelenmelidir. Bu hastalarda da mide kanseri riskinde artış söz konusudur.

Aç kalmak gastriti artırır mı?

Aç kalmanın gastrit şiddeti üzerine etkisi yoktur. Ancak bazı hastalarda mide ağrısı açlık ile artabilir. Bazılarında ise yemek yedikten sonra ağrı, şişkinlik, gaz gibi şikayetler şiddetlenebilir. Özellikle baharatlar, turşular gibi yiyecekler şikayetleri arttırabilir.

Hangi yiyeceklerden uzak durmak gerekir?

Yiyecek tercihini değiştirerek şikayetlerin azaltılması mümkündür. Her hastaya dokunan yiyecek farklı olabilir. Gastritin kalıcı tedavisi tamamlanana kadar bu  yiyeceklerden uzak durmak uygun olacaktır.

Bunlar:

● Yağlı yiyecekleri daha az yeyin, çünkü yağlar mide hareketlerini ve boşalmasını yavaşlatır ve şişkinlik hissini arttırır.

● Kahve ve benzeri kafein içeren gıdaları daha az tüketin.

● Acı ve ekşi baharatlarla, turşudan uzak durun. Bu yiyecekler doğrudan gastrit şiddetini etkilemeseler de hissedilen ağrıyı arttırabilirler.

HANGİ BABALAR DAHA MUTLU?

 

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel

Hayat sürekli değişiyor, çok az şey aynı kalıyor. Bu değişimden insanlar da nasibini alıyor. Büyüklerimizden duyduğumuz ‘babamız bir kere bile saçımızı okşamazdı’ sözü günümüzde çoğunlukla geçerliliğini kaybetti. Özellikle de büyük şehirlerde ‘modern’ babalar karşımıza çıkmaya başladı. Sahilde bebek arabası süren, evde eşi yorulunca bebeğin mamasını yediren, onunla oyun oynayan ilgili babaları artık daha sık görüyoruz. Babaların evrimiyle ilgili görüşlerini sorduğumuz Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel, kadınların yönlendirmesiyle eşlerin bebek bakımında görev paylaşımını kabul ettiklerini belirterek, “Günümüzde baba modelini iki şekilde anlatabiliriz: İş babaları, ev ve iş babaları” diyor. İş babaları daha çok iş odaklı, bebeğin bakımıyla ilgili konuları anneye bırakan baba modeli. İş ve ev babalarının değişim gösterebilen erkekler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kültegin Ögel, “Bu değişimin biyolojik yansımasını da görüyoruz. Örneğin araştırmalar bebeğiyle uyuyan babalarda testesteron düzeyinin düştüğünü gösteriyor. Yani baba bebekle ilgilendikçe testosteron düzeyi azalıyor. Aslında çok mantıklı. Eğer testosteronun “avcılık” için gerekli olduğunu düşünürsek, testesterona ihtiyaç kalmıyor” diyor.

Babalar da evrim geçirdi

Günümüzün çalışan babalarını bir önceki kuşakla kıyaslayan ve baba figürünün gelişimini anlatan Prof. Dr. Kültegin Ögel, şunları söylüyor:

“Avcı babalardan mağaranın sorunlarıyla da ilgilenmeye başlayan babalara doğru bir evrilme var. Daha önce erkeğin görevi sadece dışarıya gitmek, orada para kazanmak, aileyi dış tehditlerden korumak gibi daha çok dışa dönüktü. Ama kadınların da dışarıya çıkması, çalışması ile erkek de eve dönmek, çocuğa bakmak, evin işlerine bakmak gibi sorumlulukları eşiyle paylaşmak durumunda kaldı.”

Babaların evde çocukların bakımı konusunda eşlerine yardımcı olmalarının altında pozitif olarak yönlendirilmelerinin etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kültegin Ögel, annelerin bu konudaki tavrını şöyle özetliyor:

“Bunları yaptırtan çoğunlukla anne. Annenin babaya sorumluluk yükleyebilmesi, sorumluluk almaya hazır baba oranını da artırırdı ister istemez. Ama çocuğunu bırakma konusunda kimselere güvenemeyen anneler, eşlerini de yönlendiremiyor. Erkeğin görevi, yükümlülüğü bu değil. Ancak erkek yönlendirilebilir. Bunun için eğitim şart! Ama bu eğitim, eşler tarafından gerçekleştirilmeli. Eğitim ve ekonomik seviyeden çok yaşam tarzlarının değişimi erkekleri bu metamorfoza zorladı. Yeni yaşam tarzına uyum sağlamaları gerekiyor.”

Artık dışarı çıkıp avlanma değil mağaraya bakma devri

Her ne kadar modern babaların sayısı günümüzde artmış da olsa, bu erkekler için hiç de kolay bir süreç değil. Prof. Dr. Kültegin Ögel, iş ve ev babalarının en büyük sorununu iç güdülerini bastırmak olarak ifade ederken, erkeklerin ‘Dışarı çıkmak ve avlanmak yerine mağaraya bakmak’ şeklinde özetlenebilecek olan değişiminin zorlu bir süreç olduğunu belirterek görüşlerini şöyle ifade ediyor: “Bir kaplana ateşin üstünden atlamayı öğretmek gibi. İtiraz etmek, kükremek biyolojik bir refleks. Öte yandan evde olmanın, çocuğa bakmanın keyfi de çok çekici geliyor. Bu keyfin tadını alanlar, bunu da kaybetmek istemiyorlar.”

Ev ve işi dengeleyen babalar daha mutlu

Erkekler bu süreci geçirirken zorlanıyor, bu zorlanmanın temelinde de başka erkeklerin tavırları, ne diyecekleri yatıyor. Çünkü her erkeğin içinde mağaraya sahip çıkmak arzusu yatıyor. Prof. Dr. Kültegin Ögel, ev ve iş babalarına diğer erkeklerin tavrı hakkında şunları söylüyor: “Mağarasına iyi sahip çıkan babaya diğer erkekler de aslında gıptayla bakıyor. Burada tek sorun “avlanmaya” gidecekleri zaman diğer erkekler yalnız kalmak istemiyorlar. Bu nedenle evde kalan babayı iğnelemeye başlıyorlar. Belki de bu durum, evden uzaklaşmanın verdiği suçluluğu bastırmak için diğerlerinin kendilerini rahatlatma biçimi. Bir uzman olarak evine iyi bakan erkeğin ben işinde de daha mutlu ve üretken olduğunu, daha az agresif olduklarını görüyorum. İş ve ev erkeklerini destekleyecek yöneticiler bence kazanır. Hayatta bazen her şey istediğimiz gibi olmayabilir. Tüm gayretlere rağmen boşanmalar, ayrılıklar yaşanabilir. Bu durumda erkeklere önerimiz, eski düzenlerinin peşinde koşmamalarıdır. Çünkü önlerinde yeni bir hayat var. Kendisine yeni bir hayat kuramayan erkekler zorlanıyor. Tek başına özgürlük mutluluk getirmiyor. Özgürlüğün planlanmış bir hayat içinde yaşanan hali, insanı daha mutlu ediyor.”