KIZLAR 16-17′DE, ERKEKLER 18-19 YAŞINDA TAMAMLIYOR

Prof. Dr. Serap Semiz
Prof. Dr. Serap Semiz

Anne ve babaların çocuklarıyla ilgili en önemli kaygıları; yeterli besleniyor mu, yaşıtlarına göre büyümesi normal mi, gelişimsel  basamakları ile ilgili bir sorun var mı sorularının etrafında şekilleniyor. Çocukların büyüme ve gelişmesini etkileyen çeşitli hastalıklar var. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Başkanı, Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serap Semiz,  “Eski kuşakların sıkça dillendirdiği 20 ‘li yaşlarda da büyümenin devam ettiği  söyleminin doğru olmadığını, bilimsel kanıtlar ışığında kızlarda 16-17, erkeklerde ise,18 -19 yaşında büyüme plaklarının kapanarak, büyümenin tamamlandığını belirtti.

Çocukların büyüme ve gelişmelerinin normal olup olmadığını anlamak için çeşitli değerlendirmeler ve testler yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Serap Semiz, ailelerin bu konuda sık sordukları soruları şöyle yanıtlıyor:

Büyüme ve gelişme farklı  mıdır?

Büyüme ve gelişme farklı kavramlardır. Büyüme hücre ve organın boyut ve hacmindeki artıştır. Gelişme ise büyüyen hücre ve organın fonksiyon kazanmasıdır. Büyümeyi izlerken kullanılan yöntemler, boy, kilo, baş çevresi  ve vücut bölümlerinin birbirine oranlarıdır. Bu ölçümler düzenli aralar ile takip edilir ve böylece  büyüme hızı değerlendirilir. Gelişmede, çocuğun başını dik tutması, oturma, yürüme ve diş çıkarması gibi motor gelişim ve zekayla ilgili basamaklar değerlendirilir. Ergenlik de bir gelişim sürecidir, çünkü ergenlik, cinsel olgunlaşmanın ve seksüel üreme kapasitesinin kazanıldığı  bir dönemdir. Kemik yaşı, benzer şekilde gelişmenin değerlendirildiği bir diğer parametredir. Çocukta büyüme ve gelişme geriliği birlikte görülebilir.

Bir çocukta büyüme geriliği olup olmadığı kararı nasıl veriliyor?

Çocukların ve gençlerin, boy-kilo ölçümünü değerlendirirken o ülkenin büyüme eğrileri referanslarının dikkate alınması gerekiyor.  Bu nedenle olgularımızı,  Türk çocuklarında  yaş ve cinsiyete göre elde edilen güncel  ulusal  standartları kullanarak değerlendirmeliyiz. Yüzyılın eğilimi nedeni ile Türk insanının ortalama boy değerleri değişiyor,  çocuklarımızı 30 yıl önceki büyüme standartlarına göre değerlendiremeyiz.

Güncel verilere göre Türkiye’de ortalama boy ölçüleri nedir? 

Günümüz erişkin ortalama boy değerleri; Türk erkeği için 176,5 cm, Türk kadını için 162 cm olarak belirlenmiştir.

Çocukların kilo alımındaki yetersizlik hangi durumlarda  görülür?

• Kilo alımındaki yetersizlik, çocuğun yaşına uygun yeterli  kaloriyi alamadığını gösterir.
• Kilo almadaki  yetersizlik, aynı zamanda çocuğun sağlığı ile ilgili bir sorunu olabileceğinin  işareti olabilir.
• Anne sütü alan bebek aylık kontrollerde yeterli kilo alamıyorsa, anne sütünün yetersiz kaldığı akla gelmelidir.
• Ek gıdalara başlama döneminden sonra, özellikle tahıl içeren gıdalara başlandıktan sonra  büyümedeki yavaşlama, çölyak hastalığını aklımıza getirmelidir.
• İlk yaşlarda büyümeyi yavaşlatan  değişik sorunlar olabilir. Bunlar, inek sütü proteini alerjisi, reflü, demir eksikliği anemisi gibi nedenlerdir. 6 ay-2 yaş arası demir eksikliğine bağlı kansızlığın ortaya çıkabileceği bir dönemdir.
• Sık tekrarlayan enfeksiyonlar özellikle  sessiz idrar yolu enfeksiyonları çocukların iştahını bozup kilo alamamasına yol açabilir.
• Çok veya az  yemek, her  ikisi de yeme davranış bozukluğu ile ilişkili olabilir. Ancak bu kanıya varmadan  önce gerekli incelemelerin yapılması gerekiyor.
• Ergenlik döneminde kişinin beden algısını bozan anoreksiya nervoza ve bulumia hastalıklarına karşı dikkatli olunmasında fayda var. Bu durumlarda psikolojik destek gereklidir.
• Günlük kalori gereksinimi yaş , cinsiyete ve egzersiz durumuna göre  değişir.
• Herkesin metabolik programlanması farklıdır. Genetik özellikler önemli ölçüde belirleyicidir.

Obezite büyüme ve gelişmeyi nasıl etkiliyor?
Hem ülkemizde hem de dünyada obezite vakalarının sayısı hızla artıyor. Çocuk ve gençlerde de obezite sıklığında belirgin artış gözleniyor. Obezite ile ergenlik yaşı arasında ilişki var. Obezite özellikle kız çocuklarında erken ergenliğe zemin hazırlıyor.  Aileler çocukları hızlı büyüdüğü zaman  mutlu oluyorlar. Ancak erken ergenlik, büyüme plaklarının erken kapanmasına ve  boy kısalığına neden oluyor.

• Ergenlik geciktiğinde boy etkileniyor mu?
Yapısal büyüme ve ergenlik gecikmesi  sorununu  daha çok erkek çocuklarda görüyoruz.  Bu,  patolojik olmayan  boy kısalığı grubunda yer alan bir durumdur. Ergenliği geciken  çocuğun, anne ve babasında da aynı durum yaşanmış olabilir.  Ergenliğin gecikmesi büyüme hamlesinde de gecikmeye neden olur.  Geç ergenliğe giren, çocuk  akranlarına göre belirgin  geri kalır. Bu çocukların kemik yaşları geri olduğu için, gecikmiş büyüme sıçraması ile  büyümeyi  yakalar ve genetik potansiyele uygun final boya ulaşırlar.

• Gecikmiş ergenlikte vücudun bazı bölgeleri az  ya da daha fazla mı büyür?
On yaşından sonra bacak mesafesi gövdeye göre daha uzun, üst – alt oranı 1 den azdır. Ergenliğin başında el ve ayaklar büyüyor. Ergenlik  çok geç  kalırsa cinsiyet hormonlarındaki yetersizlik nedeni ile büyüme plakları  kapanamayacağından  kol ve bacak uzun olmaya devam eder, gövde kısa kalır. Ergenliği geciken çocuklarda oranlar bozulabilirse de, ergenlik başladıktan sonra  oranlar normalleşir.

 Büyümenin tamamlandığını nasıl anlarız?
Ergenlik tamamlandıktan sonra büyüme temposu yavaşlar, yıllık büyüme hızı 1 cm ve altında olduğunda final boya ulaşılmış diyebiliriz. Bunun diğer bir kanıtı, el bilek filminde büyüme plaklarının kapalı olduğunu görmektir.

YETERSİZ İYOT, GUATR HASTALIĞINA YOL AÇIYOR

 

Prof. Dr. Rüştü Serter
Prof. Dr. Rüştü Serter

Tiroid bezi aldığı iyottan tiroid hormonunu üretiyor. Besinlerle yeteri kadar iyot alınmaması zamanla tiroid bezinde büyüme ve az çalışmaya (hipotiroidi) doğru bir eğilim yaratıyor. Buna da guatr ismi veriliyor. Guatrın oluşmaması içinse yeterli iyot almak şart! Ama ülkemizde guatr sorunu yaygın olarak görülüyor. Bunun nedeni ise, ülkemizin üç yanı denizlerle çevrili olmasına rağmen toprak ve suyunda yeteri kadar iyot bulunmaması. 1-7 Haziran İyot Yetersizliği Haftası kapsamında iyot kullanımının önemini vurgulayan Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter, “Ülkemizde tiroid hastalıkları yaygın bir şekilde görülüyor. Bu oranı azaltmak için toplumun iyot alımını artırmak amacıyla, en sık tüketilen gıda maddelerinden biri olan tuza suni iyot ekleniyor. Guatr gelişiminden korunmak için iyot içeren tuz kullanmak gerekiyor, ancak şunu da unutmamak gerekir ki tek başına iyotlu tuz kullanmak guatr gelişmesini engellemez, sadece toplumda görülme oranını azaltır” diyor.

Tiroid hastalıklarından, guatrın kadınlarda 4-5 kat fazla görüldüğünü, ancak bu durumun tuz kullanımı ile ilişkisi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Rüştü Serter, iyot kullanımı ile ilgili şu bilgileri veriyor:

Özellikle çocuklar için iyotlu tuz kullanılmalı

Hipotiroidi, tiroid bezinin az çalışması ile ortaya çıkan tablodur. Tiroid hastalıklarında önemli olan tuz değil içerisindeki iyottur. Çocukluk döneminden itibaren iyot almak yani tuzu iyotlu kullanmak guatr riskini azaltır. Ancak mevcut guatrı olanlarda bu iş tersinedir. Özellikle nodülleri olan ve guatrı bulunan hastalar iyotsuz tuz tercih etmelidir. Tiroidde bulunan nodüller iyota açtır ve dışarıdan aldıkları fazla iyotu hormona çevirerek aşırı çalışmaya (hipertiroidi) yol açabilir. Bu yüzden iyot kullanımı sakıncalıdır. Ancak bu hastalar tiroidin az çalışması veya diğer sebeplerle tiroid hormon ilacı alıyorlarsa normal iyotlu tuz tüketebilirler. Hipertiroidi problemi olan hastalar zaten yoğun tedavi görmesi gereken hastalardır. Bu tedavi döneminde iyot almaları hastalığın sebebine göre değişebilir. Sonuçta tiroid sorunu olmayan herkes, özellikle çocuklar iyot içeren tuz kullanmalı, tiroid hastalığı tespit edilmiş bireyler ise bu konuyu kendilerini takip eden endokrinoloji uzmanına sormalıdırlar.

Tiroid hastalıklarından korunmak mümkün mü?

Tiroid hastalıklarından korunmak kısmen mümkündür. Çocukluktan itibaren yeterli iyot almak ileride gelişebilecek tiroid problemleri olasılığını azaltır. Süt, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler ve deniz ürünleri bol miktarda iyot içeren besinler arasındadır. İçme suyu önemli bir iyot kaynağı olmakla birlikte, özellikle iyot miktarı yetersiz içme sularının kullanımı iyot eksikliği oluşmasına neden olabildiği için iyotlu tuzlar kullanılarak iyot eksikliğinin giderilmesi amaçlanır. İçerisinde guatrojen ögeler içeren kara lahana, soya fasulyesi, şalgam aşırı miktarda tüketilmemeli, boyun bölgesine gereksiz radyasyon almaktan kaçınılmalıdır.

Günde 6 gram tuz yeterli

Toplum olarak tuzlu yemek yemekten vazgeçemiyoruz. Oysa tuz iyotlu olsa da tüketiminin fazla olması birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Fazla tuz kullanmak ise insülin direnci, kalp, yüksek tansiyon ve obezite gibi birçok hastalığa neden oluyor. Prof. Dr. Rüştü Serter, yüksek tansiyonu olan kişilerin günde 6 gram, sağlıklı bireylerin 8-9 gram tuz tüketmelerini öneriyor. Toplam 6 gramlık tuz, üç çay kaşığı tuza denk geliyor. Ancak günlük tuz tüketimimizin 18-19 gramı bulduğunu belirten Prof. Dr. Rüştü Serter, bu oranın normalin 3,5 katına denk geldiğini vurguluyor.

BİR KİLO YAĞDAN KURTULMAK İÇİN NE YAPMAK GEREK?

 

İpek Ertan
İpek Ertan

Hepimizin amacı sağlıklı yaşamak ve sağlığımızı da korumaya devam etmek. Ancak bunu yapabilmemiz için sağlıklı kiloda olmamız gerekiyor. Kilo konusunda ipin ucu bir kaçınca bir daha yakalamak zor oluyor, çok emek harcamak gerekiyor. Hayatımızda hiç zayıflama amaçlı diyet yapmadıysak artık bunu düşünüp uygulamamız ve düzenli spor yapmayı hayatımız boyunca alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, zayıflamanın da bir matematiği olduğunu, örneğin vücuttaki bir kiloluk yağ deposunun 7 bin kalorilik bir enerjiye denk olduğunu, bir kilo yağdan kurtulmak için de bu enerjinin harcanması gerektiğini belirtiyor.

En çok kadınların derdi olan zayıflama konusunda neleri doğru, neleri yanlış yaptığımızı anlatan İpek Ertan, bu konuda en çok merak edilen soruları şöyle yanıtlıyor:

1-Tıpta kişiye özel tedavi diye bir kavram vardır. Hep de dile getirilir. Kişiye özel zayıflama diye de bir yaklaşım var. Bu yaklaşım tam olarak neleri kapsıyor?

Bir kişinin zayıflaması için günlük harcadığı enerjiden daha az enerji alması gerekir. Bir günde harcanan enerjiyi belirleyen asıl etmen ise bazal metabolizma hızıdır. Bir kişinin yaşı, boyu, cinsiyeti, kilosu, kas ağırlığı gibi etmenlerde bazal metabolizmayı belirleyen kriterlerdir. Dolayısıyla her zayıflama programı kişiye özel olmalıdır. Aynı boy, aynı kilo, aynı yaş ve cinsiyette olan iki kişinin de metabolizma hızı aynı değildir. Herhangi bir hastalığının olup olmaması, geçmişte veya şu anda spor yapıp yapmaması bazal metabolizmasını etkiler. Ayrıca kişilerin yaşam şekilleri, çalışma düzeni alması gereken enerjiyi ve beslenme düzenini bire bir etkiler. Bu nedenle bir diyetin etkili olup kilo verdirmesi ve sonrasında korumayı sağlayacak beslenme alışkanlıklarını kişiye kazandırabilmesi için kesinlikle kişiye özel planlanmalıdır.

2-Zayıflamak isteyen kişiler ne yapmalıdır? İnternet sitelerinde üç günde 5-10 kilo verdiren diyet anonsuyla yüzlerce diyet listesi dolaşıyor. Sosyal medyadan da bunlar paylaşılıyor. Üç günde bu diyetlerle 10 kilo veren bir kişinin yaptığı doğru mu, değilse nedenleri nelerdir?

Zayıflamak ciddi bir iştir. Sağlığı birebir etkiler. Kilo vermek isteyen birinin ilk yapması gereken bir endokrinoloji uzmanı veya dahiliye uzmanına başvurmaktır. Kilo almaya neden olan herhangi bir sağlık probleminin olup olmadığı ancak bu şekilde saptanabilir. İnsülin direnci, hipotroidi, D vitamini yetersizliği, kansızlık, kabızlık gibi sağlık problemleri ile beraber kilo vermek zordur ve bu problemler saptanmadan kilo verilmeye çalışılırsa sağlık daha da bozulabilir. Endokrinolog veya dahiliye tarafından görüldükten sonra zayıflamak isteyen bir kişi diyet uzmanı ile bir diyete başlarsa en sağlıklı şekilde kilo vermeyi sağlayabilir.

Kilo vermek sadece tartıda hafiflemek değildir. Verilen kilolar yağdan gitmiyorsa sağlıklı bir şekilde kilo verilmiyor demektir. 1 kg yağ deposu 7000 kcal lik bir enerji demektir. Yani 1 kg yağ kaybetmek için 7000 kcal harcayıp almamak gerekir. Gelin küçük bir hesap yapalım: Yetişkin ve kilo vermek isteyen bir kadını ele alalım. Ortalama bir günde 2000 kalori enerji harcadığını kabul edelim. Her gün beslenmesi ile 1000 kalori alsa 7 günün sonunda 7000 kalori eksik almış ve 1 kg yağ kaybetmiş olabilir, tabi ki öğünlerinin düzenini aksatmaması kaydıyla. Bu küçük hesaplamayla bir kişinin bırakın 3 günde 10 kilo vermeyi, haftada 3 kg vermesi bile ne kadar sağlıksız bir iş yaptığını anlamamız mümkündür. Çünkü verilen 3 kilogramın yağ olması imkansız! Giden kas ve sudur! Vücut ilk fırsatta bu kas ve su kaybını yerine koyacaktır. İlk fırsat derken de abartılı yemeklerden bahsetmiyorum. Yapılan diyetin kalori olarak biraz üzerine çıktıktan sonra kilo alımı gerçekleşecektir. Sonrası ise maalesef bildiğimiz senaryodur: ”O kadar uğraştım kilo verdim, verdiğim tüm kiloları fazlasıyla geri aldım”.

Bu tür diyetlerin zararları nelerdir?

Bu tür diyetler sonucunda sindirim sisteminin çalışma düzeni bozulabilir. Kabızlık oluşur, bağırsaktaki yararlı bakteriler ölür ve zararlı bakterilerin sayısı artar. Bu da tüm vitamin ve minerallerin emilimini bozar. Zaten düşük enerji alımı ile tüm vitamin ve mineral depoları boşalır ve ihtiyaç halinde vücut bu vitamin ve mineralleri bulamazsa birçok metabolik olay aksar. En kolay göze çarpanları saç dökülmeleri, kansızlık, halsizlik, çabuk yorulma gibi sağlık problemleridir. Zayıflamada amaç sadece ve sadece yağ kaybetmek olmalıdır. Unutmamak gerekir ki yağ kaybı da çok kolay bir şey değildir. Ve yağlar öyle kolayca gitmez!

3-Kilo kaybı sadece mevsimlik bir incelme faaliyeti olarak görülüyor. Beslenme uzmanı olarak size sorsam, zayıflamanın mevsimi var mıdır?

Kesinlikle olmaz. Zaten kilo alıp vermek şekerden tutun, tansiyona, karaciğer yağlanmasından tutun dolaşım bozukluklarına birçok hastalığın nedeni olabilir. Diyet yapmaya başlarken benim hastalarıma mutlaka sorduğum soru şudur: Diyet yapmak sorun değil onu korumak için hazır mısınız? Biraz azim ve sabırla kilo vermek kolaydır. Asıl önemli olan verilen kiloları koruma kısmıdır. Bu nedenle asıl takip edilmesi gereken dönem kilo koruma dönemidir.

4-Kısa süre kilo vermek metabolizmaya zarar veriyor mu?

İnsan vücudunun bulunduğu ortama kendini adapte etme özelliği vardır. Vücudumuz günlük alınan kaloriye göre ve yaktığı enerjiye göre bazal metabolizma hızını azaltıp arttırabilir. Diyet yaparken en büyük problemlerden biri budur. Besinlerle alınan enerji azaldıkça vücutta harcadığı enerjiyi azaltır. Hızlı kilo verildiğinde ise bu süreç daha da hızlanır. En büyük problem hızlı kilo kayıplarında koruma sürecidir. Hızlı kilo kaybeden bir kişinin indiği kiloyu koruması çok zordur. Hızlı kilo kayıplarında ayrıca kas kaybı fazladır. Bazal metabolizma hızını belirleyen en önemli etmenlerden biri ise kas kitlesidir. Dolayısıyla azalan kas kitlesinin doğal bir sonucu olarak da metabolizma kesinlikle yavaşlayacaktır. Metabolizmanın yavaşlaması verilen kiloların korunmasını zorlaştırır. Sık sık kilo alıp veren birinin her diyeti bir öncekine göre metabolizma hızı yavaşladığı için daha zor olacaktır.

5-İnsanlar zayıflama sözkonusu olunca neden mucize diyetlerden vazgeçmiyor?

Kilo vermek daha doğrusu diyet yapmak gerçekten zor bir iştir. Kilo vermek isteyen kişinin çok kararlı ve sabırlı olması gerekir. Diyete başlayan birinin de sosyal hayatına aynen devam etmesi diyet yapmayı zorlaştırır. Ara ara diyetler elbette bozulabilir, kalorisi yüksek besinler tüketilebilir. Önemli olan o kaçamakları dengeleyip diyete kaldığı yerden devam etmesini bilmektir. Çoğu kişi bunu yapamadığı için hızlıca kilo verdiren diyetleri yapmaya çalışır. İster ki kısa bir süre için ben hayatımı dondurayım sadece diyet yapayım ve vermem gereken kilolar bitsin ondan sonra hayatıma kaldığım yerden devam edeyim. Bu mantıkla diyet yapmak zaten uzun bir süre için mümkün değildir. Sadece diyet yapmaya hayatı indirgediğinizde hayat çok daha zorlaşır ve keyifsiz bir hal alır. Önemli olan diyet yaparken yemek yeme yerine başka keyif veren aktiviteler koymaktır. Diyet yapan birinin kesinlikle sosyal hayatına devam etmesi gerekir, kendini bu ortamlardan izole ederse çok daha mutsuz olacaktır. Sadece gittiği yerlerde seçimlerini diyetine uygun olarak yapması zaten yeterli olacaktır. Kilo verme konusunda mucize diye bir şey yoktur. Sağlıklı kilo vermek emek ister!

6-Son yıllarda beslenme uzmanı olmayan kişiler de çıkıp insanları zayıflatmaya kalkıyor. Spor hocaları, yurtdışında birkaç aylık eğitimler almış ‘beslenme guruları’. Bu doğru mu?

  • Kilo vermeye çalışırken önemli olan yağdan vermektir. Tartıda kilonun azaldığını görmek hiçbir şey ifade etmez. Eğer dengeli bir diyet yapmazsanız yağdan kaybedemezsiniz. Sadece kalori hesabı yaparak elbette kilo kaybedebilirsiniz. Ama kaslarınızı      koruyacak şekilde beslenmezseniz yağdan çok kas ve su kaybı yaşayacaksınız demektir. Uzun vadede bakıldığında kas kaybı beraberinde birçok sağlık problemi getirir; kanın asitliğinin artması, mineral emilimlerinin azalması, kemik erimesi, halsizlik, yorgunluk…
  • Sağlıklı beslenme aynı zamanda vücudun ihtiyacı olan besin öğelerinin karşılanması açısından da çok  önemlidir. Birçok besin öğesini sadece besinlerle beraber alırız. Dengesiz ve yetersiz beslendiğimizde de bu besin öğelerinden eksik beslenmişiz      demektir.
  • Kilo vermeye çalışırken sağlığı korumaktan vazgeçmemelidir. Kaliteli yaşamda asıl önemli olan sağlıktır. Ne yaparsak yapalım sağlığımızı koruyarak yapmalıyız. Tüm bu konulara birkaç aylık eğitimler ile sahip olmak mümkün değildir. Spor eğitmenlerinin      ise beslenme konusunda genellikle pek bir eğitimleri yoktur. Daha çok protein ağırlıklı beslenmesini insanların önererek ve ağırlıklı spor yaptırarak kilo verdirmeyi hedeflerler.
  • Dünya giderek obezleşiyor ve zayıflamak isteyen insanların sayısı her geçen gün biraz daha artıyor. Böyle bir ortamda bu tür eğitimsiz kişiler hep olacak ve sağlıksız da olsa insanları kilo verdirme konusunda yönlendirmeye çalışacaklardır. Önemli olan zayıflamak isteyen kişilerin bilinçlenmesi ve doğru olanı seçmeye çalışmasıdır. Sağlıklı yollarla kilo vermek bu tür kişilerin önerdiği diyetlere göre daha uzun bir zaman alabilir. Fakat sağlık her şeyden önemlidir.

 

 

 

DİYET YAPMAK MORAL İŞİ

ŞİŞMANLIK SAVAŞINDAKİ 9 YANLIŞ

Dilem İrkin Koçan
Dilem İrkin Koçan

Zayıflamak amacıyla kilo vermeye çalışmak, bazı oturmuş alışkanlıkları değiştirmeyi gerektiriyor. Değişim de değişmek istiyorum ya da değiştim demekle olmuyor. Uygulamak, çalışmak, ısrarla uğraşmak gerekiyor. Ancak bazı kişiler şişmanlık savaşından çabuk vazgeçiyor. Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin Koçan, “Değişime direnç gösteren, sabırsız, önyargılı, ya hep ya hiç anlayışıyla yaşayanlar, çabuk morali bozulan, mükemmeliyetçi bireyler bu yolda daha fazla zorlanıyor. Fakat istedikten sonra değiştirilemeyecek alışkanlık yoktur. Stres faktörü bu değişimi en çok etkileyen dış faktördür, az stres motive edici, çok ve kontrolsüz stres ise başarısızlık getirir” diyor. Kişilerin hayatlarındaki artı ve eksileri hesaba katarak uygun bir yol çizmelerinin önemine işaret eden Dilem İrkin Koçan, şişmanlıkla savaşırken en sık yapılan 9 yanlışa değinerek, bunlar hakkında şu bilgileri verdi:

1-Pazartesi diyete başlayanlar: Kendimize zayıflama çabasına girmek için doğru bir zamanlama mı yapıyorum diye sormalıyız. Belki de diyete başlamak için yeterince hazır değiliz. Bazen de bu kadar kısa sürmesinin nedeni ağzımıza attığımız küçük parça bir çikolata olabilir. Bu bizi yine yapamadım irademe sahip olamadım düşüncesine sokup diyeti bıraktırabilir. Bırakmak yerine belki daha fazla hareket edip ya da bir sonra ki öğünde porsiyon sınırlamasına giderek bu durumu telafi edebilir ve yolumuza devam edebiliriz.

2- Sürekli başka diyetisyenlere gidenler:  Yaşam şeklinizi planlarken diyet yapan kişi ve diyetisyen arasındaki uyum ve işbirliği çok önemlidir. Diyetisyeninizle iyi bir iletişiminiz olmalı. Yaşam tarzınız ve alışkanlıklarınızda tartışmalı, zorlandığınız noktaları paylaşmalısınız. Size en uygun program en iyi uyum sağlayacağınız ve başarılı olacağınızdır. Diyetisyeniniz bu yoldaki en büyük yol arkadaşınızdır. Ama onun yönlendirmelerine uymanız da çok önemlidir. Uyduğunuz sürece başarı sizindir.

3-Arkadaşına diyet uzmanınca verilen listeyi yapanlar: Belki çok klasik ama şunu vurgulamamız lazım: “Diyet kişiye özeldir”. Arkadaşınızın sağlık durumu ve metabolizma hızı sizinki ile aynı olamaz, bu durumda sağlayacağınız fayda da aynı olamaz. Fayda yerine farkında olmadan sağılığınıza zarar verebilirsiniz.

4-Bulduğunuz liste değil uyduğunuz liste önemli: Gazetelerden, dergilerden, sosyal medyadan liste bulup uygulamaya çalışanlara dikkatli olmalarını önermek durumundayım. Bu listelere bakıp da önce bir hekime gitmeden, onun gerekli gördüğü bazı testleri yaptırıp genel sağlık durumunuzu anlamadan zayıflama amaçlı diyet yapmanız, başka sağlık sakıncaları yaratabilir. Zayıflama programları hekim ve beslenme uzmanı desteğiyle yürütülmelidir.

5-Eşinin, sevgilisinin isteği üzerine başlayanlar: Eş desteği diyet süresince çok önemlidir, fakat bu eleştiri boyutundaysa, zorlamayla oluyorsa sonu başarısızlık olabilir. Burada eş ya da sevgilinin görevi; destek ve motive edici olmalı asla eleştiri ve baskı içermemelidir. İstemeden başlanılan programlar uzun vadede sonuç vermeyecektir.

6-Diyette olmasına karşın sürekli kaçamak yapanlar: Kaçamaklar diyetin olmazsa olmazlarıdır, fakat bunun bir kontrol noktası olmalı, sürece çok zarar vermeden uygun porsiyonlarda ve uygun zamanlarda olduğu sürece kabul edilmelidir. Sık kaçamak yapmak motivasyonu düşürmekte ve başarıyı azaltmaktadır. Kaçamağın nedenini diyetisyeniniz ile konuşun. Belki öğünleriniz yeterince doyurucu değildir. Öğün araları uzundur, yeniden bir planlamayla bu sorunu aşabilirsiniz.

7-Sadece protein tüketenler: Protein diyetleri kısa zamanda hızlı kayıplar getirse de bir noktada kilo kaybında dirençlere neden olur. Tek tip beslenme esasına dayandıklarından dolayı da diğer besin gruplarının yetersiz alınmasına yol açar, bu yüzden sağlıksızdır.

8-Çilek, lahana çorbası, elma, karpuz-peynir, diyet bisküvi-marul yaprağı yeyip incelmeye çalışanlar: Genelde “Bir haftada 5 kilo” ya da “5 günde incelme” vaatleriyle süslenen bu beslenme şekilleri sağlıklı değildir. Vücut ağırlığında kısa vadede çok su kaybına yol açarak azalma sağlarlar. Fakat yağ kaybı olmadığından kilonun geri dönüşü de kolay olacaktır. Damak tadına uygun olmadığı için sürdürülebilirlikleri de yoktur.

9-Beslenmeye özen göstermeyip çok sık liposuction yaptıranlar: Bazen istenilen kilolar verilmesine rağmen genetik yapı ya da doğum gibi nedenlerle vücut şeklimiz bizi mutsuz edebilir. Bu durumda liposuction yöntemine başvurulabilir. Fakat sağlıksız beslenme alışkanlıklarına devam edip tekrar kilo alıyor ve spor yapmıyorsanız, vücudunuz bunun intikamını sizden farklı bölgelerde yağlanma ile alacaktır.

 

“ŞİŞMAN” KİME DERLER?

Genetik yatkınlık olsa bile şişmanlığa teslim olmayın!

Şişmanlık vücutta biriken yağ dokusu fazlalığına deniliyor, obezite kelimesi de Latince’de şişmanlık anlamına geliyor. Besinlerle alınan enerji vücuda girdikten sonra eğer yakılamazsa, yağ dokusu olarak birikiyor ve sonunda da kilo artışı meydana geliyor. Acıbadem Bağdat Caddesi Tıp Merkezi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, şişmanlığın ömür boyu süren kronik bir hastalık olduğunu belirterek, şişmanlıkla mücadelenin de ömür boyu sürmesi gerektiğini belirtiyor.

Aslında aynaya bakınca şişmanladığımızı kolayca anlıyoruz. Vücut hatlarımız bozuluyor, kıyafetlerimize giremiyoruz. Ancak günlük hayatta kendimize sık sık söylediğimiz ‘ben şişmanladım’ sözünü bilimsel bir tarifle açıklamak mümkün. Bu aynı zamanda ‘Şişman Kime Derler?’ sorusunun da cevabını bulmamıza yardımcı oluyor. Şişmanlığın hesabının Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ölçümüne göre yapıldığını belirten Dr. Yaser Süleymanoğlu şu bilgileri veriyor:

“Kişinin kilogram cinsinden terazide ölçülen kilosu, boyunun metre cinsinden karesine bölünüyor. Yani 170 cm boyundaysa ve 70 kiloysa: 70 kg /1,7 m2 olarak hesaplanınca çıkan sonuç: 24.22 oluyor. Eğer kişinin Vücut Kitle İndeksi 18,5-25 arasındaysa ideal kiloda, 25-30 arasındaysa kilo fazlası var demektir. 30-40 arasındaysa obez ya da şişman olarak kabul ediliyor. Vücut kitle indeksi 40’ın üzerindeyse morbid obez olarak adlandırılıyor. Bir de vücut kitle indeksi 18,5’in altında olanlar var ki, zayıf kabul ediliyor ve tıpkı obezler gibi sağlık kontrolünden geçmeleri öneriliyor.”

Şişmanlığın 12 zararı

Şişmanlık kısa sürede çözümlenecek bir sağlık sorunu değil. Kilolar da aslında çok kısa sürede alınmıyor, vücutta yağ birikimi yıllar içinde artıyor, sonunda sadece az yiyerek çözümlenmekten uzak bir soruna dönüşüyor. Hekim ve beslenme uzmanı desteği almadan, spor yapmadan da kilolardan kurtulmak mümkün olamıyor. Şüphesiz ki şişmanlık vücut için ciddi bir yük. Şişmanlığın bize verdiği zararları daha iyi anlamamıza yönelik bilgiler veren Dr. Yaser Süleymanoğlu, bunları şöyle sıralıyor:

1-Motivasyon eksikliği.

2-Eklemlerde özelikle dizlerde rahatsızlık.

3-Kalça ağrıları.

4-Omurga ağrıları.

5-Büyük göğüsler nedeniyle sırt ağrıları.

6-Sürekli yorgunluk.

7-Nefes nefese kalmak.

8-Merdiven çıkmakta zorlanmak.

9-Koşamamak.

10-Tempolu yürüyüşte zorlanmak.

11-Büyük beden kıyafetler giymek zorunda kalmak.

12-Genç olduğu halde yaşından büyük göstermek.

Dr. Yaser Süleymanoğlu
Dr. Yaser Süleymanoğlu

Şişmanlığı neler tetikler?

Şişmanlığı tetikleyen birçok neden bulunduğunu, bunların başında hareketsizlik ve vücudun yakabileceğinden fazla kalori tüketmenin geldiğini belirten Dr. Yaser Süleymanoğlu, “Bir de bunlara genetik yatkınlık, insülin direnci, hipoglisemi, stres, hormonal bozukluklar (büyüme hormonu, tiroid, hipofiz ve adrenal bez sorunları) ekleniyorsa, yağ dokusu artarak şişmanlık sorunu ortaya çıkıyor” diyor. Genetik yatkınlığı olan kişilerin yaşam tarzlarına dikkat etmedikleri sürece şişmanlayacaklarına değinen Dr. Süleymanoğlu, genetik yatkınlığı olup da kilosuna dikkat eden kişilerin şişmanlıktan kurtulabileceklerini söylüyor. Çocukluk çağı obezitesinin artmasıyla birlikte şişman çocukları gelecekte bekleyen tehlikelerin de arttığını vurgulayan Dr. Süleymanoğlu, diyabet, kalp ve koroner damar hastalıkları, erken yaşta hipertansiyon ve kanser riskinin de yükseldiğini ifade ediyor.

Su içse yarayanlar kimler?

Bir de yediklerine dikkat ettiklerini söyledikleri halde en küçük kaçamaklarda bile kilo aldıklarını söyleyenler var ki bu kişiler durumlarını ‘Su içsem yarıyor’ diye tarif ediyor. Şişmanlamamak için geç saatlerde aşırı kalori almaktan kaçınmak şişmanlamamak için alınacak ciddi önlemlerden biri. Sonra hareketli olmak, spor yapmak geliyor. Hazır gıdalardan uzak durmak, bol karbonhidrat ve yağlı yiyecek tüketmemek de alınacak önlemler arasında. Tüm bunlar yapıldığı halde kişi “Su içsem yarıyor” diyorsa metabolizma hızının yavaş olduğu anlaşılıyor. Dr. Yaser Süleymanoğlu, günlük yaşamı sırasında tükettiği enerji miktarını ifade eden bazal metabolizma hızının bazı kişilerde çok düşük olduğuna dikkati çekerek şunları söylüyor: “İnsülin direnci, tiroid hastalıkları ve hareketsiz olanların bazal metabolizması yavaş çalışır. Bu kişiler hekim tarafından mutlaka araştırılmalıdır. Örneğin insülin direncinin kırılması için kişiye özel kalorisi hesaplanmış bir diyet programı uygulamak, yine uzman tarafından planlanmış sağlıklı egzersiz bir egzersiz programı yapmak, direncin kırılmasına yönelik ilaç tedavisi görmek etkili olacaktır. Duygusal nedenlerle yiyenlere gelince: Onlar da psikolojik destek almalı, hekim önerisi çerçevesinde bazı medikal yöntemlerle iştah kontrolü yapabilmelidir.” İnsülin direncinin büyük şehirlerde yaşayan, hareketsiz kalan, çok fazla kalorili gıda tüketenlerin bir sorunu olduğuna işaret eden Dr. Yaser Süleymanoğlu, “İnsülin direnci ömrü kısaltan bir durumdur. İnsülin direncinin diyabet, damar sertliği, tansiyon ve kalp hastalığını tetikleyici etkisi var” diyor.