DENİZDE YAPILAN BAZI ŞAKALAR FELÇ EDİYOR

Dr. Yakup Eroğlu
Dr. Yakup Eroğlu

 

Yaz mevsiminde özellikle de gençler macera tutkusu nedeniyle yüksekliği fazla ve derinliği kestirilemeyen bölgelerden denize ve havuza atlıyor.  Bazen de arkadaşlar arasında yapılan birbirini yüksekten itme, suya batırma gibi şakalar da sakatlanmalara, boğulmalara yol açıyor. Aile Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Yakup Eroğlu, yüksekten suya atlandığı zaman su yüzeyinin; atlanılan yüksekliğin derecesine göre adeta sert bir cisim gibi olduğuna dikkati çekerek, “Dolayısyla düşülen yerde darbe sonucunda kırıklar, doku, organ zedelenmeleri ve felçler oluşur. Hatta şuur kaybı sonucunda boğulmalar bile olabilir. Bu nedenle yüzme bilseniz de derinliğini bilmediğiniz denize yüksekten atlamaktan kaçının. Havuzda yüzme bilmiyorsanız derin yerlere gitmeyin” diye konuştu. Sportif faaliyetler dışında amatörler ya da gençlerin tramplenden atlamaması gerektiğini belirten Dr. Yakup Eroğlu, “Bu atlanılan yerlerde şakalaşmak, gençler birbirlerini su altına batırmak ve tutmak şeklindeki şakaları bile boğulmalara yol açabiliyor. Eğer balıklama atlamada mutlaka eller başın önünde açık durmalı, önce eller sonra baş suya girmelidir” dedi.

Ülkemizde omurilik felcinin nedenleri arasında yüksek yerden sığ suya balıklama atlamak gösteriliyor. Omuriliğin yapısı hakkında bilgi veren Dr. Yakup Eroğlu,  bu konuda şunları söyledi: “Omurilik omurga kanalının  içinde beynimizin uzantısı gibi olan hassas bir organımızdır. Kol ve bacaklarımızı, gövdemizi omurilik sayesinde hareket ettiririz. İç organlarımızın normal çalışmasını omurilik sayesinde sağlarız. Omurilik felci, omurgayı oluşturan omurlardan  bir ya da daha fazlasının kırılması sonucu omurilikte kesi meydana gelmesidir. Ayrıca omurga enfeksiyonları, tümörler ve aşırı kireçlenmeler de omurilikte felce neden olabilir. Felç yapan sebeplerin başında trafik kazaları, yüksekten düşme, ateşli silah yaralanmaları geliyor. Sığ suya balıklama atlamalar, delici kesici alet yaralanmaları ve sportif kazalar da felce neden oluyor. Felçli olan kişi yatağa ya da tekerlekli sandalyeye mahkum olur. Yürüyemez ya da özel cihazlar sayesinde zorla yürür. Tuvaletini hissetmez. Tutamaz. Cinsel fonksiyonları olmaz. Bu nedenle özellikle de gençlerin yaz ayları geldiğinde, macera tutkusuna esir olmadan, denizde, havuzda çok dikkatli olmaları gerekiyor.”

SIĞ SUYA BALIKLAMA ATLAMAK ÖLÜMCÜL OLABİLİYOR

Denize veya havuza balıklama atlama nedeniyle oluşabilecek kırıkların elden omuza kadar olması halinde tedavi edilebildiğini, kalıcı sakatlık yaratmadığını anlatan Dr. Yakup Eroğlu, kafa ve boyun kırıklarının ölümle sonuçlanabileceğini, omurga kırıklarının sonucunda ise felçlerin gelişebileceğini, bu felçlerin de kalıcı sakatlıklar anlamına geldiğini vurguladı. Çivileme atlamalarda topuk kemiği kırığı, bacak kemikleri kırığı, kalça, pelvis kırıkları ve omurga kırığı oluşabileceğini söyleyen Dr. Yakup Eroğlu, omurga kırığı dışındaki kırıkların tedavilerinin yüz güldürücü olduğunu belirtti. Havuz ve denizde meydana gelebilecek yüksekten atlama dışındaki kazalar hakkında da bilgiler veren Dr. Yakup Eroğlu, “Öncelikle yüzme bilmeyenlerin boğulmaları söz konusu olabilir. Denizlerimizden inşaatlar için kum çekilmesi sonucu dip çukurları oluşuyor. Bu nedenle de sığ yerler birdenbire derinleşebiliyor. Bu nedenle yüzme bilmeyen kişilerin deniz kenarından uzaklaşmaması, açıklara gitmemeleri gerekiyor. Jet-ski olarak adlandırılan sürat motorlarıyla işaretli sahaların içine girilmesi de ölümcül ya da sakat bırakıcı birçok kazalara sebep oluyor” şeklinde konuştu.

 

 

DÜZTABANLIK ANNE BABADA VARSA ÇOCUKTA DA OLUYOR

Düztabanlık çocuklarda yüzde 7 oranında görülüyor 

Toplumlarda özellikle de çocukluk döneminde düztabanlık yüzde 7 civarında görülen bir sağlık sorunu. Ayağında düztabanlık sorunu bulunan bir kişinin yere bastığında, normal bir ayak yapısındaki kavise sahip olmadığından dolayı ayağın tamamının yere yapıştığını belirten Aile Hastanesi Bahçelievler Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Yakup Eroğlu, genellikle 2-2,5 yaşındaki çocukların çoğunun düztabanlı olduğunu ifade ediyor.

Dr. Yakup Eroğlu
Dr. Yakup Eroğlu

Ailede varsa çocuklarda da düztabanlık sorunu görüldüğünü, genetik geçişli bir durum olduğunu söyleyen Dr. Yakup Eroğlu, bu nedenle ailesinde düztabanlık sorunu bulunan anne ve babaların çocuklarını yürümeye başladıktan sonra gözlemlemelerinin önemine değinerek şu öneride bulunuyor: “Çocuğun yere ayağının ucuyla basması halinde; ayağın iç tarafı tamamen yere oturuyorsa, arkadan bakılınca ayak bileğinden içe eğrilik varsa, ortopedi uzmanına muayene ettirilmesi gerekiyor.” Düztabanlığın belirtileri hakkında bilgiler veren Dr. Yakup Eroğlu, bu sorunu yaşayan kişilerde ayağın iç tarafında kavis bulunmadığından dolayı ayakkabının tabanının iç yana doğru çöktüğünü, ayakkabıların yapısının bozulduğunu ifade ediyor. Düz tabanlık sorunu bulunan çocukların baldırlarında ağrılardan şikayet ettiklerini vurgulayan Dr. Yakup Eroğlu, düz tabanlığın hiçbir belirtiye ve rahatsızlığa sebep olmayacağı gibi, ayakta durma ile ağrılara da yol açabileceğini belirtiyor. Bu ağrı baldırların dışında diz, kalça ve bel bölgesinde de görülebiliyor. Üstelik baldır kaslarında da sertlik oluşuyor. Ayak bileği hareketlerinde kısıtlılık, tabanda nasırlar ortaya çıkıyor. Topuk kemiği dışa doğru yatabiliyor. Ayakkabı altının iç kısımları ve topuklar zamanından önce aşınıyor.

DÜZTABANLIĞIN 8 NEDENİ VAR

Düztabanlığın oluşma nedenleri hakkında bilgiler veren Dr. Yakup Eroğlu, bunları şöyle sıralıyor:

- Doğuştan bağ gevşekliği.

- Sinir-kas gelişim bozukluğu.

- Ayak tabanının altında bulunan cilt altı yağ dokusunun fazlalığı.

- Ehler- Danlos ve Down sendromunun bulunması.

- Raşitizm (D vitamini eksikliğine bağlı kemiklerde zayıflık şekil bozukluğu) hastalığı.

- Ayağa gelen darbeler.

- Ayak kemiklerindeki eklem iltihapları.

- Şişmanlık nedeniyle ayaklara fazla yük binmesi.

HAFİF VAKALARDA EGZERSİZ, İLERİ VAKALARDA CERRAHİ

Fizyolojik düztabanlıkta kalçaların içe dönük bir yapıda bulunduğunu (Kalça Anteversionu) belirten Dr. Yakup Eroğlu, dışa doğru çeken kasların özel egzersizler yardımıyla güçlendirilmesi sonucunda düzeldiğini söylüyor. Hafif vakalarda ayak kaslarını kuvvetlendirecek hareketlerin yararlığı olduğunu ifade eden Dr. Yakup Eroğlu, hastalığın tedavisiyle ilgili şunları söylüyor:

“İlerlemiş vakalarda ortopedik ayakkabıların kullanılması gerekiyor. İleri derecede şekil bozukluğu olan ayaklar için cerrahi girişimler düşünülebilir. Fizyolojik düztabanlıkta tedavi yapılmasına gerek yoktur, dışa çeken kaslar kendiliğinden düzelir. Aşil tendonu gergin olmayan hastalarda tedaviye 2.5 yaşından sonra başlanıyor. Özel ortopedik ayakkabılar yaptırılıyor. Ortopedi uzmanları ayakkabıların nasıl olacağını belirliyor ayakkabılar yıprandıkça hem ayağa hem ayakkabıya bakılıp yenisi yazılıyor. Düztabanlık sorunu bulunan çocuklara 7 yaşına kadar özel ayakkabı veriliyor. Daha sonra ise 10 yaşına kadar tabanlıkla tedavi sürüyor. Çıplak ayakla deniz kenarında (kumda), çimenlerde ve evde kalın halıda yürümeye izin verilirken, ayak kaslarını güçlendirici egzersizler de yapılması istenir. Sert düztabanlıkta ise ergenlik döneminde durum izlenir, hekimin gerekli görmesi halinde cerrahi tedavi uygulanır.” Düztabanlığın tedavisi hakkında da bilgiler veren Dr. Yakup Eroğlu, tedaviye 2.5-3 yaşında başlanması gerektiğini, düztabanlığın şekline göre tedavinin değiştiğini ifade ediyor. Fizyolojik düztabanlıksa tedavi gerekmediğini anlatan Dr. Eroğlu, şunları söylüyor: “Esnek düztabanlıksa 2.5-3 yaşında tedaviye başlanıyor. Sert düztabanlıksa beraberindeki hastalıkların da mümkünse tedavisi yapılıyor. 10 yaşına kadar tedavi ayakkabı ve tabanlıklarla sürdürülüyor. Ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar yüz güldürücü oluyor. Çocuğa 8-10 yaş sonrasında şikayetleri, ağrıları fazlaysa cerrahi tedavi yapılıyor.”

salcali_yemek

YÜKSEK TANSİYON HASTALARI ‘SALÇASIZ YEMELİ’

Salçada çok tuz var 

Yüksek tansiyon genç yaşlarda da ortaya çıkan ama daha çok ileri yaşlarda görülen ve kan basıncının normalin üzerinde olduğu bir hastalık olarak tanımlanıyor. İnsan vücudunda göz, böbrek, beyin ve kalp damarlarında tıkanıklıklara ve kanamalara yol açarak ölümcül etkiler yaratabiliyor.

Aile Hastanesi Bahçelievler Kardiyoloji Uzmanı Dr. Murat Şener, yüksek tansiyon hastalarının tuzu hayatlarından mutlaka çıkarmalarını, yemeği salçasız yaparak yemelerini öneriyor.

Dr. Murat Şener, tansiyon hastalarına günlük yaşamlarından tuzu çıkarmaları için altı kolay öneride bulunuyor:

TUZU HAYATINIZDAN UZAK TUTMANIN 6 YOLU

Fazla kilosu olan kişiler nasıl zayıflama diyeti yapmakta ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarını yaşamlarında uygulamakta zorlanıyorsa, aynı şekilde tuzu kesmekte de zorlanabiliyor. Bunun temelinde ise günlük hayatta tuzun çok farklı kaynaklardan vücudumuza girmesi yer alıyor. Dr. Murat Şener, yüksek tansiyon hastalarının yemeklerinde salça kullanmamalarını çünkü salçanın yüksek miktarda tuz içerdiğini belirterek, hastalara tuzu hayatlarından çıkarmalarının altı yolunu şöyle sıralıyor:

  •  Tuzsuz ekmek yeyin. Fırınlarda tuzsuz ekmek satılıyor. Eğer bulunamıyorsa evde ekmek yapma makinelerinde kendileri de yapabilirler.
  • Yemek yaparken tuz ve salça kullanmayın. Özellikle salçada yüksek oranda tuz var. Salça yerine domates kullanarak yemek yapmak ve tuz eklememek en doğrusu. Evde yemeği tuzlu yemek isteyen diğer aile bireylerinin, tuzsuz pişen yemeğe kendi isteklerine göre tuz atması en doğrusudur.
  • Sofrada tuz bulundurmamak çok iyi bir önlemdir. Bu nedenle tuzu sofranızdan kaldırın.
  • Yüksek tansiyon hastasının turşu yemesi, zehir yemesiyle eşdeğerdir. Bu nedenle turşudan uzak durun.
  • Yöresel peynirlerin tüketilmesi, yüksek tuz içerikleri nedeniyle sağlığa zararlıdır. Yöresel peynir yemeyin.
  • Tuzsuz zeytin yemeye özen gösterin. Lor peyniri gibi tuzsuz peynirleri tercih edin. Eğer peynirde az da olsa tuz varsa, aynı şekilde zeytin de tuzluysa bir süre suda bekletin. Çok tuzluysa daha da uzun süre suda bekletin.

 

Dr. Murat Şener
Dr. Murat Şener

YÜKSEK TANSİYON HERKESTE BAŞ AĞRISI YAPMAZ

Yüksek tansiyonun belirtileri arasında baş ağrısı, çarpıntı ve sersemlik gibi etkilerin bulunduğunu, ancak her hastada bu şikayetlerin ortaya çıkmadığını ifade eden Dr. Murat Şener, şu bilgileri veriyor:

“Yüksek tansiyon nedeniyle ensede ağrı, boyun kaslarında sertlik hissi oluşabilir. Yüksek tansiyon baş ağrısı yapabilir ama şart değil, zaman içinde yavaş yavaş yükselen tansiyonda baş ağrısı olmaz. Bu nedenle tansiyonu 200 mmHg’ye kadar çıkan bir hastanın şikayeti olmayabilir ama yüksek tansiyon bütün damarlarına zarar verir. Yüksek tansiyon nedeniyle organlardaki küçük kılcal damarlarda kanamalar olur. Gözde, beyinde, kalp damarlarında, böbrek damarlarında hasara sebep olabilir. Yaş ilerledikçe yüksek tansiyon hastası olma ihtimali yükselir. Yüksek tansiyon çok genç yaşlarda sık görülmez. Gençlerde başka bir sebebe bağlı olabilirken, yaşlılarda genetik yani ailesel nedenler ön plandadır.”

YÜKSEK TANSİYON HANGİ ORGANI NASIL ETKİLİYOR?

Yüksek tansiyon hastalığının beyin, böbrek, kalp ve göz başta olmak üzere birçok organı olumsuz etkilediğine değinen Dr. Murat Şener, bunları şöyle sıralıyor:

Beyin: Küçük kılcal damarlarda, kanama ve beyinde kanamaya neden oluyor. Ayrıca beyin damarlarında tıkanıklık yapıyor.

Böbreklerde: Böbrek yetersizliğine neden oluyor. Böbreklerimizde yumak halinde kan damarları var. Kan basıncı yükselince bu damarlar hasar görüyor. Böbreklerde kanı süzme görevi yapan kılcal damarlar olumsuz etkileniyor.

Kalp: Damar tıkanıklığı yapıyor, kalp kasında kalınlaşmaya neden oluyor, kalpten çıkan ana damarın genişlemesine yol açıyor.

Göz: Küçük kılcal kanamalara neden olup, kalıcı görme kaybına ve körlüğe yol açıyor.

YÜKSEK TANSİYON HASTASI ZAYIF OLMALI

Yüksek tansiyon hastalarında kilo vermenin ve şişmanlıktan uzak yaşamanın çok önemli olduğuna değinen Dr. Murat Şener, bu konuda şu bilgileri veriyor:

  • Tansiyon hastaları mutlaka kilo vermelidir. Hem beslenme uzmanı ve hekim kontrolünde zayıflama diyeti, hem de spor yaparlarsa sağlıklı bir şekilde kilo verebilirler. Bir tansiyon hastası yaklaşık 10 kilo verirse günde iki-üç ilaç kullanırken, bu ilaçlara olan ihtiyacı ortadan kalkabiliyor.
  • Spor yaparken kalbin belli bir hızda atması önemli. Belli nabız değerlerinde yapılan spor, metabolizma hızını da artırır, dolayısıyla kilo vermek kolaylaşır. Kilo verebilmek için kısa koşular tercih edilmeli, uzun uzun yürüyüşler yapılmamalıdır. Ayak, bilek, diz ve eklem ağrısı olanlara yüzme tavsiye ediyoruz.
  • Günde 15 dakikalık bir koşu veya hızlı tempoda yarım saatlik yürüme metabolizmayı hızlandırmada olumlu etki yaratacaktır. Ama önemli olan tansiyon hastalarının bu sporu düzenli yapmaları, yaşam şekli haline getirmeleridir.
  • Hasta ilacı hekim tavsiyesi olmadan kendi başına kesmemelidir. Eğer hekim ilacı kesmeye karar verirse bunu birdenbire yapmaz. Tansiyon ilacı hastaya fazla gelirse tansiyon düşüklüğü ortaya çıkar, biz de ilacı keseriz.

 

eklem_agrisi_01

EKLEMLERİ AĞRITAN 8 NEDEN

Bu hastalıkta kadın hakimiyeti var!

Günlük hayatta eklem ağrılarından hayatlarının herhangi bir döneminde yakınmayan yok gibidir.  Ancak ağrıya neden olabilecek problemlerin romatizmal hastalıklara göre dağılımı farklılık gösterebiliyor. Örneğin yumuşak doku romatizması toplumda yüzde 5 oranında görülürken, Romatoid Artrit hastalığı 10 bin kişiden 30’unda, Sistemik Lupus Eritematozus hastalığı ise toplumda her 100 bin kişiden 40-50’sinde ortaya çıkıyor.

Dr. Ahmet Uslu
Dr. Ahmet Uslu

Bu hastalıklar her 9 kadına karşılık bir erkekte görüldüğünden bu hastalıklara özel bir kadın hakimiyetinden söz etmenin mümkün olduğunu ifade eden Aile Hastanesi Bahçelievler İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Uslu, “Eklem şikayetleri her yaş grubunda görülebilmekle beraber kadınlarda erkeklere nazaran daha yüksek bir oranda görülüyor. Bunda fazla kilolar, hareketsiz bir yaşam sürdürmek ve hormon kaynaklı nedenler etkili oluyor” diyor.

Dr. Ahmet Uslu, eklem ağrılarını tetikleyen başlıca 8 nedeni şöyle sıralıyor:

1-Soğuk hava.

2-Proteinden zengin beslenme.

3-Bilinçsiz egzersiz yapma.

4-Eklemleri zorlayıcı hareketler yapma ve ağır kaldırma.

5- Düşme ve çarpma.

6- Kontrolsüz ve bilinçsiz ilaç seçimi.

7-Düzensiz beslenme ve uyku düzeni bozukluğu.

8-Depresyon.

BİRBİRİNE KARIŞAN İKİ HASTALIK

Halk arasında eklemlerde ağrıya neden olan her ağrı romatizma, iltihaplı ve iltihapsız romatizma, yumuşak doku romatizması, omurga romatizması gibi isimlerle anılıyor. Oysa ‘Artroz’ ve ‘Artrit’ birbirinden farklı iki hastalık. Bu hastalıkların farkını anlatan Dr. Ahmet Uslu, şu bilgileri veriyor:

ARTROZ:

Eklem kıkırdaklarındaki harabiyete bağlı olarak çoğu zaman yaşlılık, travma, zorlama gibi nedenlerle oluşuyor.

ARTRİT:

Yani iltihaplı romatizma ise metabolizma bozuklukları, bağışıklık sisteminden kaynaklanan nedenler gelişiyor.

KIŞIN DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

Eklem ağrılarıyla ilgili olarak bu iki hastalığın karıştırılmasının dışında, hastalığın genetik olup olmadığı, en çok hangi mevsimde görüldüğü de çok merak ediliyor. Eklem ağrılarının kış aylarında daha sık görüldüğünü belirten Dr. Ahmet Uslu, “Sebebi çok net olmamakla beraber soğuğa bağlı damarlarda oluşan spazm dokulara daha az kan ve dolayısı ile oksijen gitmesine neden oluyor. Soğuk günlerdeki hava basıncı değişiklikleri de eklemlerde ağrılara neden olabilir” diyor.

eklem_agrisi_02

GENETİK YATKINLIK VAR

Romatizmal hastalıklara bağlı eklem ağrılarının görülmesinde genetik yatkınlık bulunduğunu ve bu durumda romatizmal hastalıkların görülebilme ihtimalinin arttığını ifade eden Dr. Ahmet Uslu, şu bilgileri veriyor:

“Örneğin en sık görülen romatizmal hastalıklardan olan romatoid artrit hastası bir bireyin, akrabalarında bu hastalığın görülme sıklığı yüzde 1-2 oranında iken, aynı yumurta ikizlerinde, ikizlerden birinde romatizma varsa diğerinde romatizma gelişme ihtimalinin yüzde 15-20 düzeyinde oluyor”. Eklem ağrılarının çok da, sık kullanılan eklemlerde görüldüğüne değinen Dr. Ahmet Uslu, romatizmal kaynaklı ağrılarda tutulan eklemin yeri, sayısı, ağrının süresi gibi bulguların romatizmal hastalıkla ilgili ipuçları vererek, tanı açısından yol gösterici olduğunu belirtiyor. Örneğin Gut atağına bağlı eklem ağrısı çoğunlukla sadece ayak başparmağını tutabilirken romatoid artrit hastalığında, ağrılar el, el bileği ve el parmak eklemlerini de etkiliyor. Ya da bel ağrısı ve sabah tutukluğu tarif ediyorsa ankliozan spondilit hastası olabiliyor.

TEDAVİSİ NASIL YAPILIYOR?

Eklem ağrısının tedavisinin hastalığın nedenine göre değişeceğini belirten Dr. Ahmet Uslu, şu bilgileri veriyor:

- Travmaya bağlı bir ağrıysa akut dönemde soğuk uygulama lokal ya da sistemik ağrı kesiciler faydalı olabiliyor.

- Hastada yumuşak doku romatizması varsa sıcak kompres ve kas gevşeticiler işe yarayabiliyor.

- Romatizmal ağrılar ve eklem kireçlenmesi için fizik tedavi uygulamaları, sıcak su ve kaplıcalar faydalı olabiliyor.

- Her romatizmal hastalık için kullanılacak ilaç ve ilaç grupları farklılık gösterebiliyor. Kimi zaman bunda hasta tercihi ya da hasta uyumu gibi faktörler rol oynadığı gibi, diğer sistemik hastalıkları ile ilişkili olarak ilaç tercihleri farklılaşılabiliyor.

- Romatizmal hastalıklarda kalıcı eklem harabiyeti olmaması için mutlaka tıbbi destek almak gerekiyor.

- Eklem fonksiyonlarının korunabilmesi için düzenli egzersiz yapmak çok önemli.

- Beslenmeye ve dinlenmeye önem vererek kilo kontrolü sağlamak gerekiyor.

- Eğer kişide gut hastalığı varsa aşırı protein tüketiminden, fibromiyalji varsa uykusuzluktan uzak kalınması hastalığın yarattığı şikayetleri büyük ölçüde azaltıyor.

-Kireçlenmeye bağlı eklem ağrıları varsa kıkırdak yapımını uyaran kondroitin sülfat takviyesi kısmi bir çözüm yaratsa da, kilo verilmediği sürece eklemlerin kişiyi uzun süre ağrısız şekilde taşıması mümkün olamıyor.

bebeklerde_bingildak_01

BILGILDAĞIN KAPANMASINI GECİKTİREN 5 NEDEN

D vitamini eksikliği yüzden bıngıldak kapanmıyor

Birçoğumuz bebeklerin baş bölgesine dokunulmaması gerektiğini, bu bölgenin hassas olduğunu biliriz. Bebekler de adeta bunu biliyormuş gibi baş bölgelerine dokunulmasından çok hoşlanmazlar. Halk arasında bıngıldak olarak bilinen ve bilimsel adıyla ‘fontanel’ olarak adlandırılan yapıdan insanın baş bölgesinde altı adet bulunuyor. Bir bebeğin kafa büyüklüğü bir yaşını bitirdiğinde yetişkin halinin yüzde 90’ına, 6 yaşının sonunda ise yüzde 95’ine ulaşıyor.

Dr. Hamit Aytar
Dr. Hamit Aytar

Gelişim süreci içinde bıngıldak kendi kendine kapanıyor. Ancak bıngıldağın kapanmasını geciktiren başlıca 5 neden bulunduğunu belirten Aile Hastanesi Bahçelievler Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Hamit Aytar, bunları şöyle sıralıyor:

1-Beslenme yetersizliği.

2-D vitamini eksikliği.

3-Tiroid bezinin yetersiz çalışması (hipotiroidi).

4-İskelet gelişim bozukluklarını içeren sendromlar.

5-Hidrosefali (Beyin basıncını artıran, kafatasını genişlemeye zorlayan durumlar).

Bıngıldağın gelişimi nasıl meydana geliyor?

Bebeklerde beyin gelişimi özellikle hayatın ilk iki yılında kafatasının gelişiminden çok daha hızlıdır. Bu nedenle baş büyümesinin nedeni kafatası kemikleri değil, beyin büyümesidir. Kafatası büyüyen beyine uyum göstererek büyüyor. Tabii ki bu kadar hızlı büyüyen yumuşak bir dokuya kemik gibi sert bir yapı aynı hızla eşlik edemiyor. Bu nedenle yaratılışta kafatası kemikleri arası kaynamamış haldedir ve geniş bağ doku yani kalın zardan yumuşak ara bağlantılarla birbirine tutunmuş gibi dururlar. Böylece beyin büyürken bu esnek bağlar yardımıyla kafatası da ona uyum sağlayarak genişleyebiliyor. Görüldüğü gibi ilk iki yıl beyin ve kafatası gelişiminde en hızlı dönemdir. İşte bu dönemde kafa kemikleri arasındaki bağ dokudan yapılma boşluk alanlarına fontanel, ya da halk arasında söylendiği gibi bıngıldak deniliyor. Kafada 6 adet fontanel var. Önde ve en büyük olanı ön fontanel, arkada bir tane arka fontanel, yanlarda da birer çift sfenoid ve mastoid fontaneller olarak isimlendiriliyor.

Bu dokunun kapanması ne kadar sürüyor?

Ön fontanel esas ebeveynlerin farkına vardığı, elle rahatlıkla hissedebildikleri ve bıngıldak diye nitelenen en büyük fontaneldir. Normalde aylar içinde giderek kapanıyor ve genelde 18. aya kadar tamamen kapanmış oluyor. Diğer fontaneller ise daha küçüklerdir ve doğum sonrası 2-3 ay içinde kapanırlar.

Bu kapanış nasıl oluyor, büyümeyle mi ilgili, bebeğin doğru ve yeterli beslenmesiyle de ilişkisi var mı?

Bıngıldakların kapanması bebeğin büyümesi, bununla orantılı olarak kafatası kemiklerinin büyümesi ve kemikleşme sürecini tamamlamaları şeklinde oluyor. Yani yumuşak bağ dokudan kemikleşmeye, mesafenin kemikle kapanmasına doğru bir süreçtir. Bu dönemde iyi beslenme, D vitamini yönünden takviye kemikleşmeyi sağlayan önemli unsurdur.

Bebekte bulunan başka birtakım hastalıklar bıngıldağın kapanmasını etkiler mi?

Beslenmenin yetersizliği, D vitamini eksikliği, tiroid yetersiz çalışması olan hipotiroidi, bazı iskelet gelişim bozukluklarını içeren sendromlar gibi durumlar kapanmada gecikme nedeni olabilirler. Ayrıca önemli bir durum olarak hidrosefali gibi beyin basıncını artıran, kafatasını genişlemeye zorlayan durumlar kafanın yumuşak kısımları olan bıngıldaklar aracılığıyla genişlemeye, böylece de bıngıldakta kapanamamaya hatta iyice genişlemeye neden olurlar.

bebeklerde_bingildak_02Bu yumuşak bir doku olduğundan bıngıldak bölgesine dokunmayla ilgili bir sorun var mı? Bu bölgeye yaklaşım günlük hayat pratiğinde nasıl olmalı? Bıngıldağa neler zarar verebilir?

Aslında bağ doku olsa da sert bir tabaka olarak bıngıldak dokunmakla, hafif travmayla kolay kolay zarar görecek bir yapı değildir. Günlük rutin bakımlarda, taşımada, başa dokunmada hiçbir sorun yoktur. Ancak çok sert bastırmakla, keskin bir cismin batmasıyla önemli travma olabilir.

Bu konuda anne ve babaların sık yaptıkları yanlışlar var mı, varsa nelerdir?

Açıkçası ebeveynler bu bölgeye karşı oldukça çekingen ve temkinli yaklaştıklarından genelde polikliniğimize yansıyan aile kaynaklı sorun hemen hiç görülmez. Bebeği yıkarken, saçıyla uğraşırken, taşırken çekinmelerine gerek de yoktur.

Kız çocuklarında mı erkek çocuklarında mı daha erken, daha geç kapanıyor? Böyle bir ayrım yapılıyor mu, bilimsel geçerliliği var mı?

Literatürde kabul görmüş, sınıflandırılmış bir cinsiyet farkı da yoktur, klinik olarak önemi de yoktur.

Bıngıldak erken kapanırsa ne olur? Geç kapanırsa ne gibi sonuçlar ortaya çıkar?

Bıngıldakta geç kapanma beyin açısından bir sorun olmayıp altta yatan nedeni erken tanımak ve o hastalıkla mücadele etmek adına anlamlıdır. Bıngıldağın kendisine ait sorun olarak erken kapanması önemlidir. Çünkü erken kapanma, uygunsuz kapanma demek olup kafatasının da gereğinden küçük hacimle geliştiği, yeterince beyin gelişimine izin vermediği anlamına gelir. Bu durum tıpta “Kraniyosinostozis” olarak isimlendirilir ve beyin gelişimini bozduğu gibi beyin üzerinde basınç da yaratır. İlerleyici ve ciddi boyutta olması cerrahi tedaviyle düzeltilmesini dahi gerektirir!

Geç kapanmasından süre olarak kastettiğimiz bir zaman dilimi var mıdır?

Aslında geç kapanmasından kastımız sadece boşluk değil kafa kaynama çizgilerinin erken kaynaması sorunudur. Bunun takibinde bebeğin 6-12 aylık dönemi takip ve gerekirse cerrahi tedavi açısından önemlidir. Normal kapanma süresi olan 18 aya kadar beklemeyi de gerektirmez. Çünkü ciddi baş gelişim geriliğine, ciddi kafa şeklinde bozukluğa giden bir tablonun zamanında fark edilme ve müdahale dönemi bu ilk 6-12 aylık dönemdir.

bebeklerde_bingildak_03Aileler hangi durumlarda endişelenmelidir, ne zaman doktora gitmelidir?

Ailelerin bıngıldak konusunda aşırı hassas davranmaları gerekli değildir. Takiplerini yapan pediatri hekimleri bu açıdan rutin olarak bebekleri takip etmekte, olası sorundan şüphelenmeleri halinde beyin cerrahi uzmanlarına yönlendirmektedir. Her bıngıldak sorunu diye nitelendirilen durum ciddi bir sorun anlamına gelmez. Ailelerin hemen endişeye kapılmalarını gerektirmez. Takip gerektiren önemli olmayan bir sapma ya da ailesel, hiçbir tıbbi sorun oluşturmayan bir özellik de olabilir. Kraniyosinostozis olarak isimlendirilen erken veya sorunlu kapanma durumu cerrahi tedavi ile kolayca düzeltilebilen bir sorundur. Uygunsuz kaynamakta olan kafa kemiklerinin araları açılmakta, yeniden şekillendirme yapılmakta ve kemiklere rahat gelişmeleri ve düzgün kaynamaları için yeni bir mesafe oluşturulmaktadır. Bu ameliyatlar korkulacak bir beyin ameliyatı olmayıp tamamen kafatası kemikleri üzerine planlanan ameliyatlardır. Kaldı ki bu ameliyatların yapılmasında gecikilmesinin düzeltilmesi çok zor ya da imkansız şekil bozukluğu ya da beyin gelişimine neden olabileceği unutulmamalıdır.