BAĞIMLILIK RİSKİ 35 YAŞINDAN SONRA ARTIYOR

 

Alkol bağımlılığı erkeklerde kadınlardan 9 kat fazla 

İnsan hayatı boyunca alkole, sigaraya, uyuşturucuya bağımlı olabiliyor. Ancak bağımlılığın ne olduğunu da bilmek gerekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel, “Bir madde kullanıldıkça verdiği etki azalıyorsa ve kişi daha çok miktarda bunu alma gereksinimi duyuyorsa, o zaman bu maddenin bağımlılık yaptığını söyleyebiliriz” diyor.

Alkol bağımlılığının tedavisinde en doğru zaman diye bir kavramın bulunmadığını belirten Prof. Kültegin Ögel, “Kişiler her zaman tedavi olabilir. Ama istemesi çok önemlidir. Bu nedenle bırakmayı en çok istediği zaman tedavi için en uygun zamandır” görüşünü ifade ediyor.

Ramazan’da bırakıyor bitince yine başlıyor

Prof_Kultegin_OgelTürkiye’de alkol bağımlılığının yetişkinler arasında yüzde bir oranında görüldüğünü, alkol bağımlılığı riskinin erkeklerde kadınlara göre 9 kat daha fazla olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kültegin Ögel, “Alkol bağımlısı olma riski 35 yaşın üzerindeki kişilerde artıyor. Ancak tehlikeli alkol kullanımı ve aşırı sarhoşluk oranı 25 yaşın altında daha fazla ortaya çıkıyor” diyor. Alışkanlık ve bağımlılık arasındaki farka da değinen Prof. Kültegin Ögel, alışkanlığın şartlanma ve takip etmekten hoşlandığımız ritüellerden oluştuğunu, alışkanlıklarımızdan vazgeçip onları durdurmamızın ve ertelememizin mümkün olduğunu belirtiyor. İnsanların bir maddeye bağımlı olmaları halinde onu kullanmayı durduramadıklarını ifade eden Prof. Ögel, kişinin o maddeyi kullanmayı bıraksa bile tekrar başlayacağını, örneğin alkol bağımlılarının Ramazan ayında içmemelerine karşın, bu ay bittikten sonra yeniden içmeye başladıklarını söylüyor.

Panik atak hastaları bağımlı oluyor

Panik atağı geçirmek için kullananlar bağımlı oluyor Alkol bağımlılığının altında genetik nedenlerin olduğu hep söyleniyor. Ancak bu tam olarak da doğru değil. Prof. Dr. Kültegin Ögel, alkol bağımlılığının genetik bir yönü olmakla birlikte sadece genetik olmadığını belirterek, “Bu bağımlılık türünde öğrenme de çok önemli bir faktördür. Her güzel havada bira içen bir kişinin çocuğu da her güzel havada bira içebilir. Bazen kişiler sıkıntı veya anksiyetelerini örneğin panik ataklarını gidermek için alkol kullanırlar ve bağımlı hale gelirler” diyor. Alkol bağımlığında günlük hayatta gördüğümüz örnekler, izlediğimiz filmlerden yola çıkarak erkekleri görüyoruz.

Erkeklerle kadınlar arasında bağımlılığın derecesi, tedaviye uyum açısından farklılık bulunmadığını ifade eden Prof. Ögel, bağımlılıkla ilgili olarak şu ayrıntıya dikkati çekti: “Alkol bağımlılığının altında yatan psikolojik nedenler irdelendiğinde anne, baba, eş, sevgili yoksunluğu, yaşanan travmatik süreçler etkili oluyor denilebilir. Alkol şişesi kaybedilen bir anne, baba, evlat veya sevgilinin yerine geçmeye başlar. Ama bir süre sonra sadece kişinin hayatındaki eksik şeylerin yerine geçmekle kalmaz, hayatındaki tüm önceliklerin önüne alkol geçmeye başlar.”

Kontrollü içme yöntemi, bağımlı olmadan önce faydalı olabiliyor

Kontrollü içme yöntemi, bağımlılığa gidişi önleyebiliyor Bağımlılıkların nasıl tedavi edildiği her zaman merak konusu oluyor. Toplumda bu tedavilerin mümkün olmadığı yolunda inanışlar bulunuyor. Sigara, alkol, uyuşturucu maddeler gibi insanlarda bağımlılığa yol açan maddelerin tedavisinin zor olmadığını belirten Prof. Dr. Kültegin Ögel, bağımlılığın tedavisiyle ilgili olarak şunları söylüyor: “Tedavinin kurallarına uyulan her türlü bağımlılıkta başarı aynı düzeydedir. Ama hızlı bağımlılık yapan maddelerin bağımlılık potansiyeli daha yüksektir. O nedenle bırakmak zordur. Örneğin sigara bunların başında geliyor. Ancak kişinin çok istemesi halinde imkansız diye bir şey yoktur. Zor da olsa başarılabilir. Alkol bağımlılığında ise süreç biraz daha kolay olabilir. Kişide alkol bağımlılığı gelişmeden önce tedaviye başvurmak çok önemlidir. Biz buna  kontrollü içme yöntemi diyoruz. Kişi kontrollü içme yöntemini bağımlı olmadan öğrenebilir. Böylece bağımlı olmadan alkol kullanabilir.”

 

REFLÜ YÜZÜNDEN YAŞADIĞIMIZ 7 SORUN

Mideye giden yemeği ağzımıza getiren hastalık

 

Reflü hastalığı, yemek borusu ile midenin birleşim yerinin uygunsuz bir şekilde gevşemesinden kaynaklanıyor. Reflü sorunu olan kişiler günlük yaşamlarında başlıca 7 sorunla karşı karşıya kalıyor. Acıbadem Levent Tıp Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Barış Gürsoy, bu sorunları şöyle sıralıyor: “Göğüs ağrısı, yanma hissi, diş çürümeleri, ağız kokusu, ses kısıklığı, geceleri ortaya çıkan öksürük, yemekten sonra yenilen yiyeceklerin ağza gelmesi gibi. Tüm bunlar, mideyle yemek borusu arasında kontrollü geçişi sağlayan kelepçeye benzer bir yapıdaki bozuklukla ortaya çıkıyor. Bu yapı kontrolsüz bir şekilde açılıyor. Yeteri kadar kapanmıyor. Bazen de tama yakın açık kalıyor. Yemek borusuna kaçan mide asidi de reflüye neden oluyor.”

KİLO DA, ALKOL VE SİGARA DA YASAK

Birçok reflü hastasında benzer yakınmalar olduğunu, ancak hastaya özel yaklaşımla tedavi gerektiğini belirten Dr. Barış Gürsoy, bazı hastaların yakınmaları dindikten sonra yapılan muayenenin ardından, çoğunlukla ek görüntüleme ve ölçüm yöntemlerine başvurulduğunu söylüyor. Daha önceden herhangi bir yakınması olmamasına rağmen yanma tarzında göğüs ağrısı başlayan, kilolu, sigara içen ve çok kahve tüketen, düzenli beslenmeyen kişilerde yaşam tarzı düzenlemesinin zorunlu olduğuna dikkati çeken Dr. Barış Gürsoy, şu bilgileri veriyor:

“Bu hastalara öncelikle sigarayı bırakmalarını, kahve tüketimini sınırlamalarını, düzenli beslenmelerini öneriyoruz. Ayrıca mide asidini düzenlemeye yönelik ilaçlar veriyoruz. Daha sonra da ilaçların etkileriyle ilgili değerlendirmeler yapıyoruz. Kullanılan ilaçların baş ağrısı ve ishale sebep olması bilinen en sık yan etkiler olarak karşımıza çıkıyor. Reflü tedavisine yönelik olarak verdiğimiz ilaçların uzun süreli kullanımında, ileri yaşlarda kalça kırığı sıklığının arttığını da tespit ediyoruz. Eğer reflü hastasının şikayetleri 1,5 aydan uzun sürüyorsa, kısmen iyileşme olmasına rağmen bazı tetkiklerin yapılması zorunlu olabiliyor. Bunların başında, reflü hastalığının en temel incelenme yöntemi olan endoskopi geliyor. Endoskopi işleminin sedasyon altında yapılması hastaya konfor sağlıyor ve kısa sürede tamamlanıyor. Endoskopide, reflüye sebep olabilecek nedenler araştırılıyor, mideyle yemek borusu arasındaki kelepçe değerlendiriliyor. Reflüsü uzun süreden beri mevcut olan hastaların yemek borularında erken dönemde kızarıklık, ilerleyen dönemde ülser ve darlık geliştiği görülebiliyor.”

YUTMAKTA ZORLANAN HASTALARA NE YAPMALI?

Reflü hastalarında kullanılan “Ösefagus manometrisi” adı verilen incelemenin tıpta kendini kanıtlamış bir yöntem olduğunu belirten Dr. Barış Gürsoy, bu işlemde yemek borusu ile mide arasındaki basınç farkının değerlendirildiğini söylüyor. Yutma güçlüğü olan reflü hastalarında mutlaka yapılmasını önerdikleri bu uygulamayla cerrahi tedavinin gerekli olup olmadığının da araştırıldığını ifade eden Dr. Barış Gürsoy, bunun dışında yemek borusunda 24 saatlik asit ölçümünün de yapıldığını belirtiyor. “Ösefagus Ph Monitorizasyonu” nun ise bir reflü testi olmadığına değinen Dr. Barış Gürsoy, şunları söylüyor:

“Bu test yemek borusunun, mide asidine ne kadar süreyle maruz kaldığını gösteriyor. Bu sayede mideden yemek borusuna ne zaman, ne kadar asit kaçtığı ve yanma şikayetine yol açıp açmadığı gösterilmiş oluyor. Tüm bu testlerin sonucunda eğer ameliyat kararı verildiyse, ameliyat öncesinde yemek borusunun filmi çekiliyor. Bu tetkikte yemek borusunun alt ucunun anatomik yapısı, mideye sıvının geçişi ve olası ek patoloji varlığı değerlendirilmiş oluyor.”

Dr_Baris_Gursoy12REFLÜDE KİME İLAÇ KİME AMELİYAT FAYDALI?

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Barış Gürsoy, reflü hastalığının güncel tedavileriyle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:

ÜÇ GRUP İLAÇ VAR

Yeni tanı konulan hastalarda mide asidini dengeleyen, mide ve bağırsak hareketlerini düzenleyen ve mide asidinin salgılanmasını azaltan olmak üzere 3 grup ilaçla tedavi yapılıyor. Tedavide başarı oranı oldukça yüksektir. Ancak reflü hastaları aralıklı olarak kontrol edilmeli, yeni yakınmaların olup olmadığı belirlenmeli ve yakınmaların kısmi geçmesi veya geçmemesi halinde ek bazı incelemeler yapılmalıdır. Bu tetkiklerden sonra, yemek borusunun endoskopisinde ülser veya darlık geliştiyse, hasta ilaç tedavisinden yarar görmüyor demektir. Bu durumda cerrahi önerilebilir. Reflü hastaları ömür boyu ilaç kullanmak zorunda olduklarından, bazı hastalarda bu ilaçların zararı fazla olabilir. Bu durumda cerrahi operasyon gereklidir.

REFLÜ TEDAVİSİ 30 YILDA ÇOK DEĞİŞTİ

Reflünün cerrahi tedavisi son 30 yılda oldukça değişti. Gelişen ilaç teknolojisiyle, etkinliği daha yüksek ve uzun etkili ilaçlar keşfedildi. Ancak her dönemde olduğu gibi, bu dönemde de hastaların bir kısmında ilaç tedavisi başarısız olabiliyor. Reflü hastalığının tedavisinde izlenecek iki ana yol var: Hastalar ya ömür boyu ilaç kullanıyor ya da yaklaşık bir saat süren bir laparoskopik ameliyat ile ömür boyu reflü hastalığından uzak kalıyor. Laparoskopide, karın açılmadan sadece 4 tane 1-1.5cm’lik delikten reflü ameliyatı yapılabiliyor. Hastalar genellikle 24 saat içinde taburcu oluyor. Ameliyatın mutlaka gerekli olduğu hastalar, uzun yıllardan beri reflüsü olan ve tedaviye rağmen yemek borusunda ülser, darlık veya Barrett hastalığı gelişmiş olan hastalardır. Ameliyat gerekliliği görecelidir ve cerrah ile hasta arasında sebep ve sonuçları açısından, hasta beklentileri ve yaşam biçimi de göz önüne alınarak tartışılmalıdır. Günümüz şartlarında cerrahi tedavide başarı oranı yüzde 90′ın üzerindedir.

SEÇİLMİŞ VAKALARDA BAŞARILI OLAN BİR YÖNTEM DAHA VAR

Son yıllarda, gelişen fiberoptik teknoloji ile birlikte, endoskoplara ultrason ve dikiş atabilme aparatları da eklendi. Bu sayede hastaların endoskopi esnasında tespit edilebilen küçük mide fıtıkları ve buna bağlı olarak gelişen reflü hastalığının tedavisinde yeni bir uygulama başlatıldı. “SRS Endoskopik Reflü Onarımı” adı verilen bu yöntemde, hastanın karnı açılmıyor. Tıpkı endoskopide olduğu gibi, ağızdan giriliyor. Reflüye sebep olan mide ve yemek borusu arasındaki açıklık kapatılıyor. Cerrahın, yapılan incelemeler sonucunda fayda göreceğine inandığı seçilmiş bir hasta grubunda uygulandığında bu yöntemin başarısı da yüzde 90’ın üzerinde oluyor.

inatci_hickirik

HIÇKIRIKTAN KURTULMANIN 6 YOLU

48 saatten fazla sürdüyse doktorun zamanı gelmiş demektir!

Hepimizde göğüs boşluğumuz ile karın boşluğumuz arasında diyafram adı verilen bir kas bulunuyor. Bu kasın bir yarısının istem dışı kasılmasıyla da hıçkırık ortaya çıkıyor. Bu kasılma sırasında ses tellerinin ani ve sert kapanması gırtlakta özel bir ses oluşmasına yol açıyor. Bazen kesik kesik, bazen peşpeşe duyabildiğimiz, iş görüşmesinde, şirket toplantısında, çok özel bir yemekte, bazen bir cenazede, yoğun, stresli insanların konuşmaya bile çekindiği ortamlarda tutan hıçkırık krizleri insanları zor durumda bırakabiliyor. Uzun sürüp geçmemesi de kişide stres yaratabiliyor. Hıçkırığı geçirmek için yaptığımız hiçbirşey işe yaramayabiliyor.

Doç. Dr. Eser Vardareli
Doç. Dr. Eser Vardareli

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Eser Vardareli, 48 saati aşan ve geçmeyen hıçkırıkların altından başlıca 5 hastalık grubunun çıkabildiğini söylüyor. Sindirim sistemi, metabolik hastalıklar, akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları ve merkezi sinir sistemi hastalıkları geçmeyen hıçkırıkların altında yatan nedenler arasında yer alabiliyor.

GEÇMEYEN HIÇKIRIKLARIN ARKASINDA BUNLAR OLABİLİR

Sürekli hıçkıran kişilerin yemek yemek, uyumak, konuşmak gibi günlük temel aktivitelerini yapmakta bile zorlandıklarını belirten Doç. Dr. Eser Vardareli, “Bir süre sonra geçmeyen hıçkırık krizleri nedeniyle kişinin psikolojisi de olumsuz etkilenebiliyor. Bazen reflü hastalığı gibi bir neden, bazen de nadir olarak diyafram hareketlerinin nöral kontrolünü sağlayan sinir sistemi bölümünü etkileyen tümör gelişimi hıçkırığa yol açabiliyor. Bu nedenle inatçı hıçkırıkların nedeni araştırılmalıdır” diyor.

Geçmeyen hıçkırıkların başlıca 5 hastalık grubuyla ilgili olabileceğine değinen Doç. Dr. Eser Vardareli, bunları şöyle sıralıyor:

GASTROİNTESTİNAL SİSTEM HASTALIKLARI: Reflü hastalığı, gastrit, ülser, apandisit, barsak tıkanıklığı, inflamatuar barsak hastalığı, safra kesesi iltihabı, karaciğer apseleri.

METABOLİK HASTALIKLAR: Şeker hastalığı, gut, serum tuz ve potasyum düzeyinde değişiklikler.

AKCİĞER HASTALIKLARI: Akciğer enfeksiyonları, akciğer tümörü, astım, sarkoidoz hastalığı.

KALP HASTALIKLARI: Kalp krizi, kalp zarında enfeksiyon oluşması.

MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ HASTALIKLARI: Beyin damarlarında tıkanma, beyin travması, beyin tümörleri, enfeksiyonlar.

SOĞUK-SICAK YEMEK, ALKOL DE HIÇKIRIK YAPIYOR

Tüm bu hastalıkların dışında kullanılan bazı ilaçlar ve psikojenik nedenlerin de hıçkırığa neden olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Eser Vardareli, hastalık olmadan da çok fazla miktarda ve  hızlı yemek yemek, asitli ve baharatlı yiyecekler, yiyeceklerin çok soğuk veya çok sıcak yenmesi, alkol tüketimi gibi nedenlerle de kısa süreli hıçkırık gelişebileceğini söyledi.

HIÇKIRIĞA KARŞI 6 YÖNTEM İŞE YARAYABİLİYOR

Hıçkırıklar genellikle kısa süreli oluyor ve bazen kendiliğinden geçiyor. Ancak bazı yöntemler de hıçkırın geçmesi sağlanabiliyor. Doç. Dr. Eser Vardareli, hıçkırığı geçirmeye yarayan başlıca 6 yöntemi sıralıyor:

1- Derin nefes alıp vermek.

2- Nefesi tutmak.

3- Bir kağıt torba içine nefes alıp vermek.

4- Boğazda uyarıya neden olabilecek bir küçük kaşık toz şeker yutmak.

5- Limon suyu veya sirke yutmak.

6- Buzlu su içmek.

Uzun süren hıçkırıklarda hastanın mutlaka bir doktora başvurmasının gerekli olduğuna değinen Doç. Dr. Eser Vardareli, “Ayrıntılı öykü ve fizik inceleme bize genellikle hıçkırığın sebebi ile ilişkili önemli  ipuçları veriyor . Buna göre de hastaya öncelikli olarak birtakım tetkikler yapılıyor. Tetkik sonuçları ile hastanın iç hastalıkları-gastroenteroloji, nöroloji veya ilgili hekimlerce tedavisi düzenlenerek takip ediliyor” diyor.

 

karacigerin_dusmanlari

KARACİĞERİN BAŞ DÜŞMANLARI: HEPATİT VİRÜSLERİ VE ALKOL

Vücudunuzun fabrikasına iyi bakın!

Karaciğer vücudun en büyük organı ve fabrikası olarak tanımlanıyor. Vücudumuz için gerekli birçok madde karaciğerde yapılarak kana veriliyor ve gerekli olan organlara gönderiliyor. Kanımızın pıhtılaşması için gerekli proteinler, albumin gibi kandaki ana protein de karaciğerde yapılıyor. Ayrıca karaciğer kanımızı zararlı, toksik maddelerden temizliyor.

Prof. Dr. Murat Saruç
Prof. Dr. Murat Saruç

Gastroenteroloji  ve Hepatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Saruç, karaciğerin önemli görevler üstlenen bir organ olmasından dolayı çok iyi bakılması gerektiğini belirterek, “Karaciğerin baş düşmanları hepatit virüsleri ve alkoldür. Bunun dışında kilo alıp bel çevresinin kalınlaşması, şeker hastalığı, hekime sormadan kontrolsüz ve bilinçsizce kullanılan çeşitli bitkisel ürünlerdir” diyor.

Karaciğer sağlığı ve hastalıkları konusunda merak edilen soruları yanıtlayan Prof. Dr. Murat Saruç, şu bilgileri veriyor.

Karaciğerin vücudumuzdaki görevleri nelerdir?

Bağırsaklardan sindirilmiş gıdaların ve özellikle yağların emilebilmesi için safra salgısını yapıyor ve oniki parmak bağırsağına salgılıyor. Bağırsaklardan emilerek kana geçen gıdalar ve maddeler önce karaciğerden geçerek temizlenip zararlı maddelerden ve mikroplardan arındıktan sonra vücudun diğer organlarına ulaşıyor. Karaciğer aynı zamanda fabrika gibi çalışarak vücudumuz için gerekli birçok maddeyi de üretiyor.

Karaciğer yetmezliği ne zaman oluşur?

Karaciğer yaşam için zorunlu bir organdır, görevini yerine getiremeyen bir karaciğerle yaşam sürdürülemez. Karaciğerin yüzde 30 u hatta bazen yüzde 20’si kalıncaya kadar yani yüzde 70-80 i harap oluncaya kadar hiçbir şikayete neden olmadan hayatın sürmesine yetebilir. Bu nedenle karaciğer hastalıkları sinsi seyirlidir ve bulgular, şikayetler ortaya çıktığında genellikle ilerlemiş bir karaciğer hastalığı ile karşılaşılır. Böbrek yetmezliğinde görev yapmayan böbreklerin yerine hastalar diyalize girerek yıllarca yaşamlarını sürdürebilirler ancak karaciğer için böyle bir diyaliz aleti yok. Bazı karaciğer destek sistemleri varsa da bunlar genellikle karaciğer yetmezliği olan hastalara 1-2 gün kazandırarak karaciğer nakline kadar hayatta tutmaya ancak yeten teknolojilerdir. Uzun süreli olarak karaciğerin yerine geçebilecek bir alet yoktur, sadece organ nakli ile yani karaciğer transplantasyonu ile yaşam sürdürülebilir.

Karaciğer yetmezliği gelişen bir hastaya ne gibi tedaviler uygulanıyor?

Karaciğer yetmezliği yaşamı tehdit eden çok ciddi bir durumdur. Bu nedenle hastalar yoğun bakım ünitelerinde takip edilmektedir. Birçok hasta karaciğer nakli yapabilen merkezlerde tedavi edilir. Bu durumdaki hastalarda yetmezlik ani ortaya çıkmışsa bu durumu saptamak çok önemlidir. Akut karaciğer yetmezliği yapan nedenler hepatit A, hepatit B virüsleri, bazı ilaçlar, özellikle bitkisel ilaçlar, metabolik hastalıklar, mantar zehirlenmesi gibi etkenlerdir. Nedene yönelik tedavi yanında destek tedavileriyle ek problemlerin çıkması da önlenmeye çalışılır. Kronik hastalığa; hepatit B veya hepatit C’ye, alkol kullanımına, demir veya bakır birikim hastalıklarına bağlı karaciğer sirozunda da karaciğer yetmezliği gelişebilir, bu hastalarda da uygun ilaç tedavileri ve etkenden uzaklaşma dışında; karaciğer nakli kalıcı tedavi sağlayan en önemli yaklaşımdır.

Karaciğer yetmezliği oluşan bir hasta, kendi sağlığı için neler yapabilir?

Karaciğer yetmezliği yapan birçok hastalık korunmanın mümkün olduğu hastalıklardır. Sinsi seyirli oldukları için farkına varılmaları ancak hastalık karaciğer sirozuna ilerlediğinde olur. En önemlileri hepatit B virüsü, hepatit C virüsü gibi virüslerdir. Bu nedenle genel sağlık  kontrollerinde kanda bakılan ALT düzeyi yüksek çıktığında, hepatit B ve hepatit C virüsü bulunup bulunmadığının kontrol edilmesi gerekir. Alkolden uzak durmak, kilo almamak ve karaciğer yağlanmasına izin vermemek de önemli korunma yöntemlerindendir. Eğer karaciğer hastalığı olduğunu düşündürür bir bulgu saptanmışsa Gastroenteroloji-Hepatoloji uzmanına başvurmak gerekir. Karaciğer yetmezliği durumu varsa hasta doktoru ile yakın ilişkide kalarak, ilaçlarını düzenli kullanarak ve takiplerini yaptırarak hastalığının kontrol altında kalmasını sağlayabilir.

Karaciğerin baş düşmanları nelerdir?

• Karaciğerin baş düşmanı hepatit virüsleri ve alkoldür. Hepatit B ve C virüsü en önemli düşmandır. Alkol kullanan herkeste karaciğer hastalığı olmuyor. Ancak karaciğer hastalığına yol açtığı görülenlerde alkol kullanımı durdurulmalı.

• Kilo almak da karaciğerde soruna yol açar.

• Şeker hastalığı da karaciğer yağlanmasına neden olarak karaciğer hastalığına yol açar.

• Karaciğere zarar veren ve son zamanlarda en yanlış kullanılan şey bitkisel tedavi ürünleridir.

• Doğal oldukları ve zarar vermedikleri öne sürülen bu bitkisel ürünler son zamanlarda karaciğer yetmezliği ve böbrek hastalığı etkeni olarak ilk sıralara yükselmiştir.

• Doktor tarafından önerilmeyen hiçbir ilacı, doğal ürünü kullanmamak gerekir. Doğal ürün denilen bitkisel ürünler uygun olmayan doz, koşul ve durumlarda yaşamsal yan ve istenmeyen etkilere neden olabilirler.

• Uzun yıllardır bilinen gerçektir ki bazı bitkiler fazla miktarda kullanıldığında hastalıklara yol açar. Karalahananın fazla tüketilmesinin Karadeniz Bölgesi’nde guatr hastalığına yol açması gibi. İşte bilmediğimiz ama binbir derde deva diye bize önerilen ve doğal diye zararsız olduğu belirtilen, yazılı ve görsel basında reklamları yapılan bitkisel ürünler hayatı tehlikeye sokacak sonuçlara neden olmaktadır. Günlük pratiğimde de sık sık bu tür hastalar ile karşılaşmaktayım.

Öfke ve stresin karaciğere zarar verdiği öne sürülüyor. Bu doğru mudur?

İş stresi, çok sinirlenmek bizi karaciğerimize kötülük yapar duruma mı getiriyor?

Stres ruh sağlığımız için kötü bir şey. Stres mutsuzluğu, yaşamsal isteksizliğe neden olarak, sağlığımızla daha az ilgilenmemize neden oluyor, spor yapmamızı engelliyor, beslenme alışkanlığımıza dikkat etmemizi önleyerek kilo almamıza neden oluyor. Kilo aldıkça karaciğerimiz yağlanıyor ve hastalanıyor. Stres ve yoğun çalışma saatleri nedeniyle bazen sağlığımızı ihmal edebiliyor, gerekli tahlillerimizi yaptırmıyoruz. Ama streslendiğimiz, sinirlendiğimiz için karaciğerimiz doğrudan hastalanmıyor. Çalışma ortamında strese girdiğimiz için karaciğerimizin hastalandığını zannetmek de kötü bir şey. Çünkü o zaman işimizi, iş arkadaşlarımızı gereksiz yere suçlar, onlar yüzünden hasta olduğumuzu düşünerek hem yanlış bir fikre kapılırız, hem de belki gereksiz yere işimizi bırakırız. Bu nedenle tek başına stresin bir karaciğer hastalığı nedeni olmadığını bilmek önemli diye düşünüyorum.

Karaciğerimizi hoş tutmak zorundayız. Bunun için beslenmemizde nelere dikkat etmemiz öneriliyor?

Karaciğerin en önemli düşmanı hepatit B ve C virüsü ile alkol. Alkolün karaciğere etkilerini bilmeliyiz. Şişmanlık ve karaciğer yağlanması ilişkisi de son zamanlarda önemli hale geldi. Şişmanlığın alkole bağlı karaciğer sirozu kadar tehlikeli sonuçları olabiliyor. Bol sebze tüketmek, az kalorili ve dengeli beslenmek karaciğerimiz için sağlıklı bir beslenme şekli. Bir çok uzmanın televizyonlarda önerdiği reçetelere ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Belirttiğim gibi dengeli, bol sebze ve meyve içeren, az yağ ve karbonhidrat (şekerli besinler) bulunan, öğünlere dikkat edilerek, uzun açlık süreleri olmadan, kilo aldırmayan tüm diyetler karaciğer için sağlıklıdır. Karaciğer için şifalı olduğu öne sürülen bitkilerle ilgili birçok çalışma yapılmış, ancak bu bilimsel çalışmaların hiç birinde bu bitkilerin yararı olduğu gösterilememiştir. Yani enginarın, brokolinin ve birçok şifalı diye düşünülen bitkinin karaciğere bir yararı olmadığı biliniyor. Uzun yıllardır ağır karaciğer hastaları tedavi eden biri olarak da tecrübelerime göre karaciğere şifalı bir besin yok. Ağır karaciğer hastalarında bazen tuz, bazen biraz protein kısıtlıyoruz ama bunlar ağır hastalar için.

Ülkemizde karaciğer nakilleri başarıyla gerçekleştiriliyor. Bu konuda yaşanan sorunlar nelerdir? Nasıl çözümlenebilir?

Karaciğer nakli konusundaki en önemli sorun organ bağışının yaygın olmayışı. Yaşam kurtaracak organlar bağışlanmadığı için yeterli sayıda karaciğer nakli yapılamıyor. Birçok karaciğer hastası nakil yapılamadan kaybediliyor. Son 10 yılda giderek canlıdan karaciğerin bir kısmı alınarak yapılan nakiller ile hastalara şifa olunmaya çalışılıyor. Karaciğer nakli ülkemizde oldukça gelişmiş durumda. Tüm karaciğer nakli yapan merkezler deneyimli ve yakından denetleniyor. Bence nakille ilgili en önemli sorun herkesin ve her ailenin organ bağışı konusunda bilinçlenmesi. İnsanların en acılı oldukları, yakınlarını kaybettikleri anlarda verecekleri bu kararla, bağışladıkları organlar ile yeni yaşamlar kurtulacaktır. Bu zor kararın verilebilmesi önceden organ bağışı konusunda yeterli bilgilendirmenin yapılması ve karar anında yakınını kaybetmiş insanlara tüm psikolojik, tıbbi, dini, sosyal desteklerin sağlanabilmesi ile mümkün olacaktır.