“BEN KALBİMİ UNUTTUM, KALBİM BENİ UNUTMADI”

Kapanır diye unutulan kalp deliğine, 29 yıl sonra robotla ameliyat 

Hepimiz genetik yapımız gereği birbirimizden farklıyız. Kimimiz güçlü bir kalple doğuyoruz. Kimimizin kalbinde doğuştan getirdiğimiz bazı anormallikler, örneğin delikler oluyor. Bazen kendiliğinden kapanan bu delikler sorun çıkarmazken, bazıları inatçı çıkıyor ve kapanmıyor. Hatay’da yaşayan 36 yaşındaki Sibel Karademir de, kalbindeki küçük bir deliğin azizliğine uğradı. Henüz 7 yaşındayken tespit edilen ancak kendi kendine kapanır diye düşünülen bu delik; aradan 29 yıl sonra yanına bir kardeş sorun daha alarak Sibel Karademir’in hayatını çekilmez hale getirdi. Aradan geçen 29 yılda hem kalbindeki delik büyümüş, hem mitral kapağı genişlemişti. Karademir, Acıbadem Maslak Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cem Alhan tarafından, robotik cerrahiyle ameliyat edilerek tek seansta iki ayrı sorunundan 4 saatlik bir ameliyatla kurtuldu. Prof. Cem Alhan, Türkiye’de ilk defa robotik cerrahiyle hem kalp deliğine yama yapıldığını, hem de kan sızdıran kapağın tamir edildiğini söyledi.

Kalp deliği robotla kapatılan Sibel Karademir.
Kalp deliği robotla kapatılan Sibel Karademir.

İLKOKULU BİTİRENE KADAR SADECE 18 KİLOYDUM

Başından geçenleri kendisi de hayretle anlatan iki çocuk annesi Sibel Karademir, “Çocukken de arkadaşlarımla gönlümce koşup oynayamazdım. Babam da bilinçli bir insandı. Beni birçok doktora götürdü. Doktorlar kilomun çok zayıf olduğunu, zamanla bu deliğin kapanacağını, müdahaleye gerek olmadığını söyledi. Biz de sonraki yıllarda bir daha doktora gitmedik, nasılsa kapanır diye düşünerek bu deliğin varlığını unuttuk. Ancak aradan geçen zamanda ciddi nefes darlıkları yaşamaya başladım, bir basamak merdiven bile çıkamaz olunca doktora gittim” diye konuştu.

ROBOTLA AMELİYAT OLACAĞIM AKLIMA GELMEZDİ

Günlük hayatında özellikle de sol kolunda şiddetli ağrı, uyuşma, ayak bileğinde ağrılar, uyuşmalar ve nefes darlıkları nedeniyle hayatının çekilmez hale geldiğini ifade eden Sibel Karademir, kendisini ameliyata götüren süreci şöyle anlattı: “Gündüz evdeki işlerimi yaparken çok rahatsız oluyordum, özellikle de eğilip kalkarken. Sık sık nefesim daralıyordu, sanki boğuluyordum. Gece özellikle çok zor nefes alıyordum. Küçük bir çocukken çok zayıftım, sadece 18 kiloydum, ilkokulu bitirene kadar da kilom böyle kaldı. Babam doktora götürdüğünde sıkıntılarımı zayıflığıma bağladılar. Kalbimdeki deliği tespit ettiler ancak zamanla kapanacağını söylediler. Biz de bir daha doktora gitmedik. Okulda beden eğitimi derslerine girmiyordum, efor sarfetmekten uzak duruyordum. Aslında cahillik ettik, tekrar doktora gitmeliydik. Çocukken çıkan bir delik başımıza ne işler açtı. Sonradan acısını çektik. Ama ameliyattan sonra çok şükür ki sağlığıma kavuştum. Artık merdiven çıkarken, eğilip kalkarken sorun yaşamıyorum. Ameliyattan önceki halimle kıyaslanamayacak kadar iyiyim.”

İKİ AMELİYAT OLACAKKEN, TEK AMELİYATLA SAĞLIĞINA KAVUŞTU

Çocukluktan tespit edilen kalp deliklerinin daha sonrasında mutlaka kontrol edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Cem Alhan, deliğin daha önce kapatılması halinde hastanın yaşamını daha konforlu bir şekilde sürdürebileceğinin altını çizdi. Hastanın aradan geçen 29 yıllık süre boyunca mevcut kalp deliği sorununa bir de mitral kapak yetersizliğinin de eklendiğini dile getiren Prof. Dr. Cem Alhan, “Kapağın kan sızdırmasıyla birlikte hastanın kalbi de büyümüştü. Aslında bunlar iki farklı sorundu ve her iki sorun da ayrı ayrı tek başına ameliyat gerektirecek kadar ciddiydi. Bu nedenle robotik cerrahiyle her iki sorunu tek seansta gidererek hastamızın problemini çözümlemeyi tercih ettik” diye konuştu.

KALP ZARINDAN YAMA YAPTIK, KAPAĞI DARALTTIK

Tek başına sadece kalp deliği olsaydı hastanın bu kadar ciddi sorunlar yaşamayacağını, mitral kapak sorunuyla birlikte hastanın hayat kalitesinin de düştüğünü belirten Prof. Dr. Cem Alhan, tedavide neler yaptıklarını şöyle anlattı: “Bu iki sorun birlikte görülünce risk artıyor. Bu nedenle öncelikle hastanın kalbindeki 3-4 cm çapına ulaşmış kalp deliğini, hastanın kendi kalp zarından aldığımız yamayla kapattık. Mitral kapaktaki sorun yüzünden, akciğer kapasitesi düşmüştü, ciddi nefes darlığı yaşıyordu. Deliği kapattıktan sonra da mitral kapaktaki yetersizliği ortadan kaldırdık. Türkiye’de ilk defa robotik cerrahiyle, aynı seansta hem kalp deliğine yama yaptık, hem de mitral kapağı tamir ettik. Robotik cerrahiyle bu iki ameliyatı aynı seansta 4 saatte tamamlayarak, hastayı sağlığına kavuşturduk. Hastamız açık kalp ameliyatı olsaydı da ameliyat hemen hemen 4 saat sürecekti. Ancak burada estetik olarak rahatsız etmeyecek çok küçük bir kesiden girerek ameliyatı yaptık. Hastamız ertesi gün ayağa kalkabildi. Kısa sürede de taburcu ettik.”

 

yumurta

SAFRA KESESİ AMELİYATI OLANLARA YUMURTA YASAK

Hayvansal yağları azaltmak gerekiyor

Safra kesesi karaciğerde üretilen safranın depolanmasında kullanılan organdır. Safra ise yağların barsaklardaki sindirimini sağlayan bir salgıdır. Safra kesesinde oluşan bir hastalıkta beslenmenin yağ oranının ve içeriğinin değiştirilmesi gerekiyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, safra kesesi iltihaplanmasında veya taş oluşumunda beslenmede özellikle hayvansal kaynaklı yağları çok azaltmak gerektiğini söylüyor. Daha çok sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye çalışılması gerektiğini belirten İpek Ertan, “Yemek yapılırken zeytinyağı tercih edilmeli ve çok az kullanılmalıdır. Özellikle et yemeklerinde ayrıca yağ kullanmaya gerek yoktur, kullanılıyorsa bile sınırlanmalıdır” diyor.

İpek_ErtanEtlerin dışında günlük hayatımızın özellikle de günün ilk öğünü olan kahvaltının vazgeçilmezi, peynir ve yoğurtun yağsız olanlarının tercih edilmesini öneren İpek Ertan, safra kesesinde sorun olan hastaların beslenmelerinde dikkat edecekleri noktalara dikkati çekiyor:

  • Bu hastalıklarda yumurta ve yumurtalı besinler kesinlike yasaktır.
  • Gaz oluşturabilen kurubaklagiller, çiğ sebze ve meyveler, süt ve yoğurt ise pek tercih edilmemelidir.
  • Hastalar yemeklerini yavaş yavaş ve çok iyi çiğnemelidir. Çok sıcak ve çok soğuk yemekler tüketilmemelidir. Alkollü ve asitli içecekler kesinlikle kullanılmamalıdır.
  • Safra kesesi ameliyatlarından sonra ise bir hafta boyunca (iyileşme sürecinde) gaz yapan besinler yasaklanır: Kurubaklagiller, çiğ sebze ve meyveler, süt ve yoğurt gaz oluşumunu artıran besinler olduğu için ameliyattan sonra en az bir hafta boyunca tüketilmemelidir. Sonrasında ise yavaş yavaş günlük beslenme planına dahil edilmelidir.
  • Yumura safra kesesi alındıktan sonra tüketilebilir.
  • Ameliyat sonrasında çok yağlı beslenmemek, düzenli yemek yemek, sebze ve meyveyi beslenmede ihmal etmemek gerekir.
  • Su tüketimi de çok önemlidir. Besinlerin sindirimini kolaylaştırdığı için su her gün 1,5-2,5 lt kadar tüketilmelidir. Özellikle yemeklerden 2 saat sonra tüketilen su sindirimin kolaylaşmasına yardımcı olur.
  • Yemekleri hazırlanırken kızartma yöntemi tercih edilmemelidir. Zeytinyağlı yemekler yapılırken kavurma yöntemi değil haşlama yöntemi kullanılmalıdır.
  • Etler ise yağsız kısımlarından, tavuklar ise derisiz tercih edilip fırında kendi yağı ile, ızgara olarak, sebzelerle veya tencerede sulu olarak pişirilebilir.
  • Pilav – makarna hazırlanırken de yine zeytinyağını tercih etmek gerekir.
  • Tatlılarda daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edilebilir. Hamurişi ve şerbetli tatlılar tüketilirken miktarına dikkat ederek tüketmek gerekir.
  • Tatlı ihtiyacını en azda tutmak için mutlaka düzenli beslenmeli ve meyve günlük beslenmede ihmal etmemelidir.
  • Sağlıklı beslenmek için gerekli olan günde 2-4 porsiyon meyve tüketimi safra kesesi ameliyatı olmuş hastalar içinde geçerlidir.

 

OBEZİTE BÖBREK TAŞLARINI KIRMAYA ENGEL OLUYOR

Taşla cilt arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olmamalı !

ProfDr_Ali_Riza_KuralAcıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Minimal İnvaziv Üroloji Derneği tarafından 2-3 Şubat 2013’de Acıbadem Maslak Hastanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Fleksible Üreteroskopik Taş Cerrahisi Kurs Programı”nda uzmanlar, böbrek taşı kırmada kullanılan en son yenilikleri tartıştı. Kursun direktörlüğünü yapan Acıbadem Maslak Hastanesi Üroloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural, idrar yolları taşlarının tedavisinin artık açık ameliyatla yapılmadığını, bugün en dirençli taşların bile modern yöntemlerle kırılabildiğini, böylece hastaların daha uzun süre ve kaliteli yaşayabildiklerini söyledi.

Programın cerrahi kurs bölümünde hekimler canlı maketler üzerinde çalışmalar yaparak böbrek taşı cerrahisinde kullanılan en güncel yöntemleri uygulama konusundaki pratiklerini geliştirme fırsatı buldu. İkinci gün ise gerçekleştirilen 3 canlı ameliyatta, Prof. Dr. Ali Rıza Kural tarafından RIRS yöntemi ile 54 yaşındaki bir erkek hastanın böbrek havuzcuğundaki tümörü tedavi edilirken, Dr. Selçuk Keskin ve Dr. Bülent Önal tarafından ise, RIRS ve Microperc adı verilen yöntemle hastaların böbreklerindeki taşlar tedavi edildi. Prof. Dr. Ali Rıza Kural, 1980’li yıllardan itibaren 1 cm’lik kesiden girilerek “Perkütan Nefrolitotomi” ameliyatı uygulanırken, bu yöntemin özellikle de küçük çocuklarda sakıncalı ve imkansız olabildiğini, bu tür durumlar olduğunda ise neredeyse 1 mm çapında özel aletlerle girilerek böbrek içindeki taşların kırılabildiğini söyledi. İdrar yollarında özellikle böbrek havuzcuğu veya üreter kanalında tümör vakalarının nadir görüldüğünü, ancak günümüzde bu tümörlerin de endoskopik yöntemlerle çıkarılıp böbreğin kaybedilmesinin önüne geçilebildiğini anlatan Prof. Ali Rıza Kural, bu sayede hasta konforunun da arttığını dile getirdi.

2 CM’DEN KÜÇÜK TAŞLAR HASTALARI ZORLUYOR

Toplantı çerçevesinde gerçekleştirilen panelde ise taş cerrahisinin gündemindeki başlıca konular tartışıldı. Bu konular arasında en önemlisi 2 cm’den küçük böbrek taşlarında uygulanan tedavilerdi. Panelde konuşan ve 1980’li yıllarda uygulanmaya başlayıp günümüzde daha da geliştirilerek popüler hale gelen ESWL, yani vücut dışından şok dalgası tedavisi yöntemi hakkında bilgiler veren Dr. Ender Özden, bu yöntem sayesinde böbrek taşlarının kırılıp idrar yolundan atılabileceğini belirterek şunları söyledi:

“ESWL yönteminde taşlar dışarıdan böbreklere belli şiddette gönderilen şok dalgalarıyla kırılıyor. Ancak hamilelere, tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonu olan hastalara, iskelet anomalisi olanlara, obezlere yapılamamaktadır. Taş ve cilt arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olduğundan yöntem obez hastalarda başarısız oluyor.”

bobrek2

Acıbadem Üniversitesi Üroloji Bölümü’nden Dr. Enis Coşkuner ise, taş cerrahisinde kullanılan bir başka yöntem olan “Fleksible Üreteroskopi”  hakkında bilgi vererek, bu yöntemin başarı oranının ESWL’ye yakın olduğunu söyledi. Bu yöntemin özellikle başarısız taş kırma ve dirençli taş vakalarında yüzde 67-70 oranında başarı sağlayabildiğini ifade eden Dr. Enis Coşkuner, yöntemin 1 cm’nin altındaki taşlarda ilk seçenek olarak uygulandığını, 2 cm’ye kadar olan taşlarda da başarıyla kullanıldığını söyledi. Bu yöntemde gövdesi kırılıp bükülebilen özel bazı cihazlar kullanılarak idrar yolundan böbreklerin içine kadar girilerek lazer enerjisiyle taşlar kırılıyor.”

Bir başka böbrek taşı kırma yöntemi olan perkütan cerrahi hakkında da bilgiler veren Dr. Enis Coşkuner, bu yöntemde bel bölgesinde bir delikten girilip kapalı ameliyat ile taşları kırıldığını, bu yöntemin yaklaşık 30 yıldır uygulandığını, ancak teknolojisinin daha da geliştirildiğini belirtti.

HEKİM YÖNTEMİ İYİ SEÇMELİ

Böbrek taşlarının kırılmasında modern teknoloji ve gelişmiş aletlerin kullanılması kadar hekimlerin bilgi, deneyim ve becerisinin de yüksek olması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Ali Rıza Kural, özellikle de morbid obezlerde seçilecek yöntemin önemli olduğunu belirterek şunları söylüyor:

• Morbid obezlerde  vücut dışından şok dalgası uygulanamıyor. Çünkü böbrek taşını kıran aletin başlığı ile taş arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olduğunda sorun çıkıyor. • Aynı şekilde obez hastalara yüzükoyun pozisyon verip bel bölgesinden girerek özel aletlerle taşı almak yani Perkütan Nefrolitotomi de zor oluyor. Fleksible Üreteroskopi  ( FU) tekniği bu hastalar için ideal bir yöntemdir. İdrar yolundan özel bükülebilir aletlerle girilerek sırt üstü yatan bir hastada böbreğe ulaşarak taşları kırma prensibine dayanan bir yöntemdir. • Bu tekniğin geçmişi 25 yıla dayanmasına karşın son yıllarda dijital cihazlar, görüntü kalitesini yükseltti. Taşları kırdığımız lazerlerin geliştirilmesiyle ve çok ince özel problar üretilmesiyle böbreğe girmek kolaylaştı, görüntü kalitesi arttı, taş kırma kalitesi ve sonuçta hasta konforu da arttı. • Bu yöntem morbid obez hastaların yanı sıra yapısal başka bozuklukları olan hastalar da kullanılan, uygulandığında iyi sonuçlar veren bir yöntem olarak kullanılıyor.

BÖBREK TAŞLARI SON 40 YILDA KÜÇÜLDÜ

bobrek3Böbrek taşlarının çapında son 40 yılda bir küçülme olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ali Rıza Kural, bu konuda şu bilgileri veriyor:

“Ülkemizin taş hastalığı kuşağında olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle beslenme yönünden sorunların olduğu bölgelerde ya da bazı iklim kuşaklarında, sıcak bölgelerde böbrek taşlarının daha fazla görüldüğünü biliyoruz. Biz de böyle bir kuşaktayız. Son 40 yılda hastalarda rastladığımız taşların çaplarının küçüldüğünü görüyoruz. Bundan 40 yıl önce tüm böbreği dolduran enfeksiyon taşları ve çok büyük mesane taşları vardı. Artık ülkemizdeki sosyal ve ekonomik gelişmeyle, sağlıklı beslenme bilincinin artmasıyla bu tip taş hastalıkları azaldı.” Böbrek taşlarının kişilerin günlük yaşamlarında yarattığı sorunların dışında, organ nakli yapılması gereken durumlarda da sıkıntıya neden olabildiğine değinen Prof. Dr. Ali Rıza Kural, şunları söylüyor:

“Eğer vericinin böbreğinde ufak bir taş varsa önceden veya böbrek alındığı sırada bu taş özel tekniklerle kırılarak böbrekten çıkarılıyor. Ancak kadavradan alınmış böbrekte maalesef bunu yapmak mümkün değil, çünkü kadavra böbrekte ufak bir taşın varlığı önceden bilinmeyebilir. Türkiye’de modern taş cerrahisini uygulayabilen hekim sayısı oldukça fazla ve beceri düzeyleri de yüksektir.Özellikle de son 10 yılda bu konuda becerisi, bilgisi yüksek, teknolojiye hakim uzmanlarımızın sayısı çok arttı. Bu alanda çok iyi olduğumuzu söyleyebiliriz.”