organ_nakli

ORGAN NAKLİNDE DOĞRU BİLİNEN 10 YANLIŞ

3-9 Kasım Organ Nakli Haftası

Organ nakli ülkemizin önemli ve ciddi sağlık sorunlarından biri. Binlerce kişi organ nakli beklerken çok az sayıda yapılan bağış, bu sorunun her geçen gün büyümesine yol açıyor.

İşte yalnızca 2010 yılına ait birkaç veri:

• 2010 yılında ülkemizde 17.663 kişi böbrek bekliyordu. Aynı yıl Türkiye’ de 1032 kişinin beyin ölümü gerçekleşmesine rağmen ancak 281 kişinin organları başka hastaların tedavisi için bağışlandı.

• Yine 2010 yılında ülkemizde 2548 böbrek nakli yapılırken, bu sayı 2011 yılı eylül ayı itibarıyla 2016’ya düştü. Ancak bu sorun yalnızca bizim ülkemize ait değil. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de nakil sayıları istenilen oranlara ulaşılamıyor. Nakillerin çoğunlukla canlı vericilerden yapılması özellikle de kadavradan nakillerin sayısının artmaması bu alandaki en büyük sorunların başında yer alıyor.

Prof. Dr. Alihan Gürkan
Prof. Dr. Alihan Gürkan

Acıbadem Sağlık Grubu International Hospital Organ Nakli Merkezi Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan ülkemizde böbrek hastası sayısında artış olduğunu, bu nedenle de daha çok kişinin böbrek bağışında bulunması gerektiğini belirtiyor. Bu konuda halkın bilinçlendirilmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Alihan Gürkan, ülkemizde organ nakli konusunda hala ciddi bir bilgi yetersizliği olduğunu söyleyerek organ nakli konusunda doğru bilinen 10 yanlışı açıkladı:

1-Kişilerin kan grupları farklıysa nakil yapılamaz! Yanlış. Kişilerin kan grupları farklı olsa da nakil yapılabiliyor. Ancak şunu akılda tutmak gerek; bu yöntem oldukça pahalı ve riski daha yüksek. Bu nedenle başka çözüm yollarının uygulanamadığı durumlarda, son çare olarak başvurulması gerekiyor. Asla rutin olarak kullanılmamalı, kan grubu uyumu her zaman zorlanmalı.

2-  Organ naklinde doku uyumu şart! Yanlış. Doku uyumu tercih edilmekle birlikte, organ naklinde şart değil. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; hayatını kaybetmiş bir kişiden alınan böbrek yüzde yüz uyumlu olsa bile, canlıdan alınan hiç uyumsuz böbrek ile karşılaştırıldığında yine de canlıdan alınan böbrek daha iyi çalışıyor. Bu da doku uyumunun çok gerekli olmadığının bir göstergesidir. 3 – Kadından kadına nakil yapılmalıdır, erkekten yapılırsa böbrek çalışmaz. Yanlış. Kesinlikle böyle bir kısıtlama yok. Her iki cinsten kişiler rahatlıkla karşılıklı bağış yapabilirler.

4- Çocuklara büyüklerden böbrek nakli yapılamaz. Yanlış. Dünyanın en küçük canlı alıcısına International Hospital’da erişkin vericisinden böbrek nakli yapıldı. Biz bu sınırı çocuklarda 7,5 kg’a kadar çektik. Bu nedenle her anne baba çocuğuna böbrek bağışında bulunabilir. Son bir yılda ki en küçük nakillerin çoğu merkezimizde yapıldı.

5- İnsan tek böbrekli kalırsa uzun yaşayamaz. Yanlış. Çok sayıda böbrek vericisi uzun dönem izlenmiş ve bu kişilerde yaşamlarını değiştirecek olumsuz bir etki görülmemiş. Batılı ülkelerden yapılan yayınlar bunu açıkça gösteriyor. Bu nedenle 30 yaş üzerindeki herkes rahatlıkla böbreğini verebilir.

6- İki farklı ırktan insan arasında yapılan nakil başarılı olmaz. Yanlış. Böbreğin dini, dili, ırkı, mezhebi ve rengi olmaz! Zencilerdeki böbrek siyah değil, pembe renktedir.

7- Kadavradan alınan böbrek uzun yaşamaz. Yanlış. Kadavradan alınan böbreklerin çalışması canlı vericilerinkine göre daha geç olmasına karşın, yine de böbrek kaynağı olarak beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları tercih edilmelidir. Çünkü beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden alınan böbrekler, uzun yıllar canlı vericiden alınmış böbreğe yakın fonksiyon gösterirler.

8- Yüksek tansiyon hastasından ve hepatit B taşıyıcısından böbrek alınmaz. Nakil  yapılamaz. Doğru / Yanlış. Yüksek tansiyon tanımı iyi ortaya konmalı. Eğer tedavi gerektiren bir yüksek tansiyon varsa, kişi böbrek bağışçısı olamaz.  Alıcı aşılı ise Hepatit B olan birinden böbrek alabilir. Bu kurallar hastaya göre değişebilir, katı değildir.

9- Kalp hastasından, şeker hastasından böbrek alınabilir.  Yanlış. Şeker hastaları böbrek vericisi olamaz. Çünkü zaten kendi hastalıkları, böbrek  fonksiyonlarını bozuyor. Bu kişilerin böbreklerinden birini vermeleri söz konusu olamaz.

10- Obezlere, çok şişmanlara yapılan nakil başarılı olamaz. Yanlış. Elbette bir hekim olarak genel sağlığını koruması için kimsenin fazla kilolu olmasını istemeyiz. Ancak böyle olması da nakle engel bir konu değildir. Sadece verecek kişileri, ekip olarak, operasyon öncesi ve sonrası kilo vermeleri konusunda uyarıyoruz.

limonlu_su_17072013

SU İÇSENİZ YARAYAN HASTALIK!

SU İÇMEK BİLE BU HASTALIĞIN RİSKİNİ YÜZDE 55 AZALTIYOR

Suyun vücuda yararları arasında metabolizmayı hızlandırması, cildi nemlendirmesi, sindirimi kolaylaştırmasının yanı sıra bir büyük etkisi daha var ki, günde 2,5 litreye yakın su içip 2 litreye yakın idrar çıkararak böbrek taşı hastalığının riski azalıyor.

Dr. Bora Özveren
Dr. Bora Özveren

Acıbadem Kadıköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Bora Özveren, herhangi bir ilaç kullanmadan, ameliyat geçirmeden, taş kırma operasyonuna gerek kalmadan sadece su içerek bir kişide taş hastalığının nüks etme riskinin yüzde 55 oranında azaldığını belirtiyor.

Bazılarımız su içmeyi sevmiyor, bazılarımız unutuyor. Oysa adeta çocukların ev ödevlerini yapmaları gibi gün içinde belli bir disiplin ve kararlılık içinde su içmeyi görev haline getirmek gerekiyor. Yanlış bir inanış sonucunda özellikle de kadınlar ‘su içsem yarıyor’ diyerek fazla su içerek bile kilo aldıklarına inanıyor. Oysa kilo almanın en önemli nedenleri arasında hareketsizlik ve metabolizmanın az çalışması geliyor. Su içmek de metabolizmanın sağlıklı çalışmasına katkıda bulunuyor. Suyun tek faydası da bu değil üstelik. Ülkemizde taş hastalığı erkekler başta olmak üzere toplumumuzda yüzde 5-20 oranında görülüyor. Batılı ülkelerde de aynı rakamları görmek mümkün. Üroloji Uzmanı Dr. Bora Özveren de suyun yararlarının ısrarla ve bıkmadan anlatılması gerektiğine inanıyor ve taş hastalığına yönelik önleyici etkisi konusunda şunları söylüyor:

“Bizim böbrek taşı hastalarına öteden beri önerdiğimiz, basit bir sorumluluk olan günde 2-2,5 litre suyu içmeleridir. Kişi 2 litre civarında idrar çıkarabilirse, taş riskinde yüzde 55 gibi bir risk azalması oluyor, bu da su içerek oluyor. İnsanlara ciddi bir mali külfet yaratmıyor, ilaç kullanmaya gerek yok. Sadece sıvı alımı sayesinde riskin azaltılması, ameliyat, hastane başvurusu ve ilaç tedavisi ihtiyaçlarını ortadan kaldırmasından dolayı ekonomiye daha az yük getiriyor.”

TAŞ NEDEN OLUYOR, EN ÇOK BU SORULUYOR

Taş oluşumu nedeniyle hekime başvuran kişilerin en çok taşın neden oluştuğuna ilişkin soru sorduklarına değinen Dr. Bora Özveren, “Taş oluşumunda diyet alışkanlıkları ve yaşam tarzı dediğimiz çevresel faktörlerin varlığı, taş oluşumunda etkilidir. Şehir hayatında, günümüzde daha fazla hayvansal protein alımı ve yüksek miktarda tuz tüketimi sorun yaratıyor. Rafine şekerli yiyecek ve içeceklerin de olumsuz bir payı var. Değişmeyen ve mutlaka önemli olan da genetik ve ailesel yatkınlıktır” diyor. Vücutta oluşan taşların tespitinde en kesin tanı yönteminin ilaçsız karın tomografisi olduğunu, düşük radyasyon riski nedeniyle yetişkin hastalar açısından korkulduğu gibi tehlike yaratmadığını belirten Dr. Bora Özveren, bu şekilde 1-2 milmetre boyuttaki taşların bile rahatlıkla saptanabildiğini söylüyor.

TEDAVİSİ NASIL YAPILIYOR?

Taş hastalığının tedavisinin taş kırma ve endoskopik ameliyatlarla yapılabildiğini vurgulayan Dr. Bora Özveren, tedavi hakkında şu bilgileri veriyor:

Hastalarda oluşan her taş, mutlaka taş kırma tedavisine uygundur diye düşünmemek gerekiyor.

Şok dalgalarıyla yapılan taş kırma tedavisi, taş böbrek içerisinde ya da üst idrar kanalındaysa, boyutu 1 cm’den küçükse başarılı sonuç veriyor.

Eğer taş boyutu 1 cm’yi aşıyorsa taş kırma tedavisi pek çok hasta için pratik bir çözüm olmuyor ve başarısı azalıyor. Genellikle bu tedaviler, taşlar 1 cm’den küçük taşlarda yüzde 70-80 oranında başarılı olunuyor, beşte birinde ise birden fazla seans gerekiyor.

Günümüzde “Fleksible Üreteroskopi” yöntemi ile, anestezi altında ama daha kısa bir sürede idrar yolunun her yerindeki taşlara çok rahatlıkla ulaşabilme imkanı var. Ucunda kamera olan esnek bir alet olan “üreteroskop” yardımıyla taşların çıkarılabilmesi ya da lazer ile kum haline getirilmesi mümkün olabiliyor. Bu yöntem kullanıldığında hasta 24 saat dolmadan taburcu olabiliyor. Özellikle de taş kırma tedavisine dirençli olan sert taşların tedavisinde etkili olan bu yöntem çok şişman hastalarda, vücut kitle indeksi 30’u geçen kişilerde de en uygun tedavi şekli olarak biliniyor.

Üreteroskopik taş tedavisi hastanede yatış süresini kısaltıyor, işe daha hızlı dönmeyi sağlıyor, bu nedenle iş gücü kaybını en aza indiriyor. Daha az ağrı oluyor. Günümüzde büyük böbrek taşlarında da kullanılabiliyor. Lazer kullanılarak yapılan fleksibl üreteroskopik ameliyatlarda 2 cm’den küçük taşlarda yüzde 100’e yakın başarı oranı, yani taştan tamamen arınma olanağı var. Taşlar 2 cm’den büyükse yüzde 85 civarında taşsızlık oranı elde edilebiliyor.

OBEZİTE BÖBREK TAŞLARINI KIRMAYA ENGEL OLUYOR

Taşla cilt arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olmamalı !

ProfDr_Ali_Riza_KuralAcıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Minimal İnvaziv Üroloji Derneği tarafından 2-3 Şubat 2013’de Acıbadem Maslak Hastanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Fleksible Üreteroskopik Taş Cerrahisi Kurs Programı”nda uzmanlar, böbrek taşı kırmada kullanılan en son yenilikleri tartıştı. Kursun direktörlüğünü yapan Acıbadem Maslak Hastanesi Üroloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural, idrar yolları taşlarının tedavisinin artık açık ameliyatla yapılmadığını, bugün en dirençli taşların bile modern yöntemlerle kırılabildiğini, böylece hastaların daha uzun süre ve kaliteli yaşayabildiklerini söyledi.

Programın cerrahi kurs bölümünde hekimler canlı maketler üzerinde çalışmalar yaparak böbrek taşı cerrahisinde kullanılan en güncel yöntemleri uygulama konusundaki pratiklerini geliştirme fırsatı buldu. İkinci gün ise gerçekleştirilen 3 canlı ameliyatta, Prof. Dr. Ali Rıza Kural tarafından RIRS yöntemi ile 54 yaşındaki bir erkek hastanın böbrek havuzcuğundaki tümörü tedavi edilirken, Dr. Selçuk Keskin ve Dr. Bülent Önal tarafından ise, RIRS ve Microperc adı verilen yöntemle hastaların böbreklerindeki taşlar tedavi edildi. Prof. Dr. Ali Rıza Kural, 1980’li yıllardan itibaren 1 cm’lik kesiden girilerek “Perkütan Nefrolitotomi” ameliyatı uygulanırken, bu yöntemin özellikle de küçük çocuklarda sakıncalı ve imkansız olabildiğini, bu tür durumlar olduğunda ise neredeyse 1 mm çapında özel aletlerle girilerek böbrek içindeki taşların kırılabildiğini söyledi. İdrar yollarında özellikle böbrek havuzcuğu veya üreter kanalında tümör vakalarının nadir görüldüğünü, ancak günümüzde bu tümörlerin de endoskopik yöntemlerle çıkarılıp böbreğin kaybedilmesinin önüne geçilebildiğini anlatan Prof. Ali Rıza Kural, bu sayede hasta konforunun da arttığını dile getirdi.

2 CM’DEN KÜÇÜK TAŞLAR HASTALARI ZORLUYOR

Toplantı çerçevesinde gerçekleştirilen panelde ise taş cerrahisinin gündemindeki başlıca konular tartışıldı. Bu konular arasında en önemlisi 2 cm’den küçük böbrek taşlarında uygulanan tedavilerdi. Panelde konuşan ve 1980’li yıllarda uygulanmaya başlayıp günümüzde daha da geliştirilerek popüler hale gelen ESWL, yani vücut dışından şok dalgası tedavisi yöntemi hakkında bilgiler veren Dr. Ender Özden, bu yöntem sayesinde böbrek taşlarının kırılıp idrar yolundan atılabileceğini belirterek şunları söyledi:

“ESWL yönteminde taşlar dışarıdan böbreklere belli şiddette gönderilen şok dalgalarıyla kırılıyor. Ancak hamilelere, tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonu olan hastalara, iskelet anomalisi olanlara, obezlere yapılamamaktadır. Taş ve cilt arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olduğundan yöntem obez hastalarda başarısız oluyor.”

bobrek2

Acıbadem Üniversitesi Üroloji Bölümü’nden Dr. Enis Coşkuner ise, taş cerrahisinde kullanılan bir başka yöntem olan “Fleksible Üreteroskopi”  hakkında bilgi vererek, bu yöntemin başarı oranının ESWL’ye yakın olduğunu söyledi. Bu yöntemin özellikle başarısız taş kırma ve dirençli taş vakalarında yüzde 67-70 oranında başarı sağlayabildiğini ifade eden Dr. Enis Coşkuner, yöntemin 1 cm’nin altındaki taşlarda ilk seçenek olarak uygulandığını, 2 cm’ye kadar olan taşlarda da başarıyla kullanıldığını söyledi. Bu yöntemde gövdesi kırılıp bükülebilen özel bazı cihazlar kullanılarak idrar yolundan böbreklerin içine kadar girilerek lazer enerjisiyle taşlar kırılıyor.”

Bir başka böbrek taşı kırma yöntemi olan perkütan cerrahi hakkında da bilgiler veren Dr. Enis Coşkuner, bu yöntemde bel bölgesinde bir delikten girilip kapalı ameliyat ile taşları kırıldığını, bu yöntemin yaklaşık 30 yıldır uygulandığını, ancak teknolojisinin daha da geliştirildiğini belirtti.

HEKİM YÖNTEMİ İYİ SEÇMELİ

Böbrek taşlarının kırılmasında modern teknoloji ve gelişmiş aletlerin kullanılması kadar hekimlerin bilgi, deneyim ve becerisinin de yüksek olması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Ali Rıza Kural, özellikle de morbid obezlerde seçilecek yöntemin önemli olduğunu belirterek şunları söylüyor:

• Morbid obezlerde  vücut dışından şok dalgası uygulanamıyor. Çünkü böbrek taşını kıran aletin başlığı ile taş arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olduğunda sorun çıkıyor. • Aynı şekilde obez hastalara yüzükoyun pozisyon verip bel bölgesinden girerek özel aletlerle taşı almak yani Perkütan Nefrolitotomi de zor oluyor. Fleksible Üreteroskopi  ( FU) tekniği bu hastalar için ideal bir yöntemdir. İdrar yolundan özel bükülebilir aletlerle girilerek sırt üstü yatan bir hastada böbreğe ulaşarak taşları kırma prensibine dayanan bir yöntemdir. • Bu tekniğin geçmişi 25 yıla dayanmasına karşın son yıllarda dijital cihazlar, görüntü kalitesini yükseltti. Taşları kırdığımız lazerlerin geliştirilmesiyle ve çok ince özel problar üretilmesiyle böbreğe girmek kolaylaştı, görüntü kalitesi arttı, taş kırma kalitesi ve sonuçta hasta konforu da arttı. • Bu yöntem morbid obez hastaların yanı sıra yapısal başka bozuklukları olan hastalar da kullanılan, uygulandığında iyi sonuçlar veren bir yöntem olarak kullanılıyor.

BÖBREK TAŞLARI SON 40 YILDA KÜÇÜLDÜ

bobrek3Böbrek taşlarının çapında son 40 yılda bir küçülme olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ali Rıza Kural, bu konuda şu bilgileri veriyor:

“Ülkemizin taş hastalığı kuşağında olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle beslenme yönünden sorunların olduğu bölgelerde ya da bazı iklim kuşaklarında, sıcak bölgelerde böbrek taşlarının daha fazla görüldüğünü biliyoruz. Biz de böyle bir kuşaktayız. Son 40 yılda hastalarda rastladığımız taşların çaplarının küçüldüğünü görüyoruz. Bundan 40 yıl önce tüm böbreği dolduran enfeksiyon taşları ve çok büyük mesane taşları vardı. Artık ülkemizdeki sosyal ve ekonomik gelişmeyle, sağlıklı beslenme bilincinin artmasıyla bu tip taş hastalıkları azaldı.” Böbrek taşlarının kişilerin günlük yaşamlarında yarattığı sorunların dışında, organ nakli yapılması gereken durumlarda da sıkıntıya neden olabildiğine değinen Prof. Dr. Ali Rıza Kural, şunları söylüyor:

“Eğer vericinin böbreğinde ufak bir taş varsa önceden veya böbrek alındığı sırada bu taş özel tekniklerle kırılarak böbrekten çıkarılıyor. Ancak kadavradan alınmış böbrekte maalesef bunu yapmak mümkün değil, çünkü kadavra böbrekte ufak bir taşın varlığı önceden bilinmeyebilir. Türkiye’de modern taş cerrahisini uygulayabilen hekim sayısı oldukça fazla ve beceri düzeyleri de yüksektir.Özellikle de son 10 yılda bu konuda becerisi, bilgisi yüksek, teknolojiye hakim uzmanlarımızın sayısı çok arttı. Bu alanda çok iyi olduğumuzu söyleyebiliriz.”