ANNE BABALARIN 5 YANLIŞ TUTUMU

Psikolog Ferahim Yeşilyurt
Psikolog Ferahim Yeşilyurt

Anne ve babamızın bize küçükken sergiledikleri davranış modelleri, yetişkin bir birey olduğumuzda, karakterimizin şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Hatalı anne baba tutumları olarak adlandırılan bu durumlar, çok titiz, çok dağınık, çok vurdumduymaz, özgüvensiz, mutsuz, hata yapmaktan korkan, çekingen, kararsız kişilik yapıları geliştirmemize neden olabilir. Psikolog Dr. Ferahim Yeşilyurt, anne ve babaların sergilemiş oldukları başlıca 5 hatalı tutumu ve oluşturdukları kişilik yapılarını şöyle sıralıyor:

1-Anne babalar yanlış yapmaz!  Bizler çocukken anne ve babalarımızdan bu klişeyi duymuş olabiliriz. Bu tutumun altında, anne ve babaların hep haklı olduğu bilgisi saklıdır. Otoriter aile yapısının bir göstergesidir. Peki böyle davranmak çocukta neye yol açar?

-Çocuk bu tutum nedeniyle boyun eğmeyi öğrenir. -Uslu çocuk olur ama çocukluğunu yaşayamaz. -Ailem benim yaptıklarımı onaylamıyor diye düşündüğü ve bu düşünce de zihnine yerleştiği için davranışlarını da etkiler. Gelecekte mutsuz bir yetişkin olur.

2-Sen her şeyden önemlisin!

Aşırı serbest anne baba tutumudur. Çocuğun bir kurala uymasını beklemez. Yanlış yaptığında da çocuğa sen burada yanlış bir davranış geliştirdin denmez. Bu tutum gelecekte şunlara yol açar:

-Yetişkinlik döneminde bu kişiler kurallara uymakta zorlanırlar. -Sürekli olarak kurallarla savaşır, bunların kendilerine göre uyarlanmasını isterler. -Kuralların daima kendilerine hizmet etmesini beklerler.

3-Sen daha çok küçüksün!

Annemiz gibi makyaj yapmak istediğimizde, babamızın elinden gazeteyi alıp okumak istediğimizde, eve gelen boyacılar gibi duvarları boyamak istediğimizde ve günlük hayattaki daha birçok isteğimizde, bu sözü sıkça duymuşuzdur. Bu tavırlar aşırı koruyucu yapıdaki aileler tarafından sergilenmektedir. Bu yapıdaki aileler, çocuklarına hep bu gerekçelerle en ufak sorumlulukları bile almalarına izin vermezler. Onların bu tavırları da yetişkinlik döneminde:

-Gündelik yaşamda evdeki mobilyaların nasıl olacağına bile karar verememeye. -Tatile nereye gitmek istediğini bile söyleyememeye. -Çocuğunun eğitimindeki tüm kararları eşine bırakmaya. -Çocuğu yanlış davranışta bulunduğu zaman doğru, etkili bir tavır oluşturamamaya neden olur.

4-Sen beceremezsin! Reddedici aile tutumunu ‘sen beceremezsin’ klişesiyle açıklamak mümkündür. Bu ailelerde ailenin beklentisi çocuğun boyunun çok üstündedir. Çocuğun hiçbir yaptığı beğenilmez, sürekli eleştirilir. Peki yetişkinlikte ne olur?

-Çocukluklarında her yaptıkları yoğun bir şekilde eleştirilip engellendiklerinden dolayı, yeni bir işe girişmekte zorlanırlar. -Sürekli başarısız olacağım korkusu duyup, hayatı ertelerler. -Kaygılı, güvensiz olurlar. -Arkadaş ilişkilerinde sorun yaşarlar.

5-Yeterince iyi değilsin!

Mükemmeliyetçi ebeveyn tavrıdır. Aile her konuda çocuğun iyi olmasını bekler. Resim, müzik, sporda, derslerinde hep üstün başarı elde etmesini ister. Çocukları, her konuda mükemmel performans göstermelidir. Böyle davranılan çocuklar yetişkin olduklarında nasıl bir hale gelirler derseniz:

-Ya çok titiz, ya çok dağınık olurlar. -Özgüven eksikliği yaşarlar. -Hata yapmaktan çok korkarlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KIZLAR 16-17′DE, ERKEKLER 18-19 YAŞINDA TAMAMLIYOR

Prof. Dr. Serap Semiz
Prof. Dr. Serap Semiz

Anne ve babaların çocuklarıyla ilgili en önemli kaygıları; yeterli besleniyor mu, yaşıtlarına göre büyümesi normal mi, gelişimsel  basamakları ile ilgili bir sorun var mı sorularının etrafında şekilleniyor. Çocukların büyüme ve gelişmesini etkileyen çeşitli hastalıklar var. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Başkanı, Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serap Semiz,  “Eski kuşakların sıkça dillendirdiği 20 ‘li yaşlarda da büyümenin devam ettiği  söyleminin doğru olmadığını, bilimsel kanıtlar ışığında kızlarda 16-17, erkeklerde ise,18 -19 yaşında büyüme plaklarının kapanarak, büyümenin tamamlandığını belirtti.

Çocukların büyüme ve gelişmelerinin normal olup olmadığını anlamak için çeşitli değerlendirmeler ve testler yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Serap Semiz, ailelerin bu konuda sık sordukları soruları şöyle yanıtlıyor:

Büyüme ve gelişme farklı  mıdır?

Büyüme ve gelişme farklı kavramlardır. Büyüme hücre ve organın boyut ve hacmindeki artıştır. Gelişme ise büyüyen hücre ve organın fonksiyon kazanmasıdır. Büyümeyi izlerken kullanılan yöntemler, boy, kilo, baş çevresi  ve vücut bölümlerinin birbirine oranlarıdır. Bu ölçümler düzenli aralar ile takip edilir ve böylece  büyüme hızı değerlendirilir. Gelişmede, çocuğun başını dik tutması, oturma, yürüme ve diş çıkarması gibi motor gelişim ve zekayla ilgili basamaklar değerlendirilir. Ergenlik de bir gelişim sürecidir, çünkü ergenlik, cinsel olgunlaşmanın ve seksüel üreme kapasitesinin kazanıldığı  bir dönemdir. Kemik yaşı, benzer şekilde gelişmenin değerlendirildiği bir diğer parametredir. Çocukta büyüme ve gelişme geriliği birlikte görülebilir.

Bir çocukta büyüme geriliği olup olmadığı kararı nasıl veriliyor?

Çocukların ve gençlerin, boy-kilo ölçümünü değerlendirirken o ülkenin büyüme eğrileri referanslarının dikkate alınması gerekiyor.  Bu nedenle olgularımızı,  Türk çocuklarında  yaş ve cinsiyete göre elde edilen güncel  ulusal  standartları kullanarak değerlendirmeliyiz. Yüzyılın eğilimi nedeni ile Türk insanının ortalama boy değerleri değişiyor,  çocuklarımızı 30 yıl önceki büyüme standartlarına göre değerlendiremeyiz.

Güncel verilere göre Türkiye’de ortalama boy ölçüleri nedir? 

Günümüz erişkin ortalama boy değerleri; Türk erkeği için 176,5 cm, Türk kadını için 162 cm olarak belirlenmiştir.

Çocukların kilo alımındaki yetersizlik hangi durumlarda  görülür?

• Kilo alımındaki yetersizlik, çocuğun yaşına uygun yeterli  kaloriyi alamadığını gösterir.
• Kilo almadaki  yetersizlik, aynı zamanda çocuğun sağlığı ile ilgili bir sorunu olabileceğinin  işareti olabilir.
• Anne sütü alan bebek aylık kontrollerde yeterli kilo alamıyorsa, anne sütünün yetersiz kaldığı akla gelmelidir.
• Ek gıdalara başlama döneminden sonra, özellikle tahıl içeren gıdalara başlandıktan sonra  büyümedeki yavaşlama, çölyak hastalığını aklımıza getirmelidir.
• İlk yaşlarda büyümeyi yavaşlatan  değişik sorunlar olabilir. Bunlar, inek sütü proteini alerjisi, reflü, demir eksikliği anemisi gibi nedenlerdir. 6 ay-2 yaş arası demir eksikliğine bağlı kansızlığın ortaya çıkabileceği bir dönemdir.
• Sık tekrarlayan enfeksiyonlar özellikle  sessiz idrar yolu enfeksiyonları çocukların iştahını bozup kilo alamamasına yol açabilir.
• Çok veya az  yemek, her  ikisi de yeme davranış bozukluğu ile ilişkili olabilir. Ancak bu kanıya varmadan  önce gerekli incelemelerin yapılması gerekiyor.
• Ergenlik döneminde kişinin beden algısını bozan anoreksiya nervoza ve bulumia hastalıklarına karşı dikkatli olunmasında fayda var. Bu durumlarda psikolojik destek gereklidir.
• Günlük kalori gereksinimi yaş , cinsiyete ve egzersiz durumuna göre  değişir.
• Herkesin metabolik programlanması farklıdır. Genetik özellikler önemli ölçüde belirleyicidir.

Obezite büyüme ve gelişmeyi nasıl etkiliyor?
Hem ülkemizde hem de dünyada obezite vakalarının sayısı hızla artıyor. Çocuk ve gençlerde de obezite sıklığında belirgin artış gözleniyor. Obezite ile ergenlik yaşı arasında ilişki var. Obezite özellikle kız çocuklarında erken ergenliğe zemin hazırlıyor.  Aileler çocukları hızlı büyüdüğü zaman  mutlu oluyorlar. Ancak erken ergenlik, büyüme plaklarının erken kapanmasına ve  boy kısalığına neden oluyor.

• Ergenlik geciktiğinde boy etkileniyor mu?
Yapısal büyüme ve ergenlik gecikmesi  sorununu  daha çok erkek çocuklarda görüyoruz.  Bu,  patolojik olmayan  boy kısalığı grubunda yer alan bir durumdur. Ergenliği geciken  çocuğun, anne ve babasında da aynı durum yaşanmış olabilir.  Ergenliğin gecikmesi büyüme hamlesinde de gecikmeye neden olur.  Geç ergenliğe giren, çocuk  akranlarına göre belirgin  geri kalır. Bu çocukların kemik yaşları geri olduğu için, gecikmiş büyüme sıçraması ile  büyümeyi  yakalar ve genetik potansiyele uygun final boya ulaşırlar.

• Gecikmiş ergenlikte vücudun bazı bölgeleri az  ya da daha fazla mı büyür?
On yaşından sonra bacak mesafesi gövdeye göre daha uzun, üst – alt oranı 1 den azdır. Ergenliğin başında el ve ayaklar büyüyor. Ergenlik  çok geç  kalırsa cinsiyet hormonlarındaki yetersizlik nedeni ile büyüme plakları  kapanamayacağından  kol ve bacak uzun olmaya devam eder, gövde kısa kalır. Ergenliği geciken çocuklarda oranlar bozulabilirse de, ergenlik başladıktan sonra  oranlar normalleşir.

 Büyümenin tamamlandığını nasıl anlarız?
Ergenlik tamamlandıktan sonra büyüme temposu yavaşlar, yıllık büyüme hızı 1 cm ve altında olduğunda final boya ulaşılmış diyebiliriz. Bunun diğer bir kanıtı, el bilek filminde büyüme plaklarının kapalı olduğunu görmektir.

20 YILDA OBEZİTE VE ALERJİLER ARTTI

20 yıl öncesinin çocuklarıyla günümüzdekilerin 7 farkı

Sağlıklı çocuk kimdir diye sorsak çoğumuz hasta olmayan çocuk deriz. Oysa sağlıklı çocuğun birçok kriteri var. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, sağlıklı çocuğun hastalık belirtileri göstermeyen, aynı zamanda takvim yaşına uygun bir vücut büyümesi, fizyolojik olgunlaşma, ruh ve zeka gelişimi gösteren çocuk olarak tanımlandığını belirtiyor. Çocukların sağlık standartları 20 yıl öncesine göre bazı gelişmeler gösterdi ancak bazı olumsuzlukları da beraberinde getirdi. Bundan 20 yıl önceki çocuklarla günümüzdeki çocukların arasında olumlu-olumsuz 10 fark olduğunu belirten Dr. İhsan Şehla, bir kısmını bizlerin de bildiği bu farkları şöyle sıralıyor:

1-Aşıya ulaşmak kolaylaştı: Şimdiki zamanda yaşayan çocuklar 20 yıl öncesine göre aşılar konusunda çok şanslı. Çünkü yeni aşıların geliştirildi ve toplumun büyük çoğunluğunun bu aşılara kolay erişmesi sağlandı. Bu aşılar arasında şunları sayabiliriz. Hepatit A ve hepatit B. Hemofilus influenza tip B, Pnömokok aşısı, suçiçeği aşısı, kızamıkçık, kabakulak, Rotavirüs, Meningokok, Grip aşısı, HPV.

2-Yenidoğan yoğun bakımları arttı: Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin yaygınlaşması sayesinde özellikle de düşük doğum ağırlıklı, prematüre bebeklerin yaşatılması mümkün hale geldi. Bu ünitelerin sayıca artması, daha fazla insanın ulaşmasını sağladı.

3-Daha çok hastane, daha çok doktor: Son yıllarda hastane ve hekim sayısındaki artış, hekim başına düşen hasta sayısını etkilediği gibi, büyük şehirlerde yaşayanların yansıra Anadolu’da yaşayan hastaların da hastanelere, doktora ulaşmasını kolaylaştırdı.

4-Bilinç düzeyi arttı: Ailelerdeki bilinç düzeyinin giderek artması, hastalıklar karşısında daha da duyarlı olunmasını sağladı. Bu nedenle insanlar hastalanmadan hekime gitmenin, genel sağlık kontrolünden geçmenin önemini daha çok kavradı.

5-Bundan 20 yıl önce obezite yaygın değildi: Obezite yani şişmanlık sorunu artık ilkokul çağındaki çocukların sağlığını tehdit eder hale geldi. 20 yıl önce çocuk olanlar, ilkokul sıralarında sadece bir iki şişman arkadaşlarının olduğunu hatırlarken, şimdi neredeyse tüm sınıflar şişman çocuklarla doldu.

6-Fast-food yoktu, yemek evde hazırlanırdı: Şimdi hem dışarıda yemek yenilen günlerin sayısı arttı, hem de fast-food dediğimiz hazır, yağlı, yüksek kalorili yiyeceklerle hızlı yemek moda oldu. Bu yüksek kalorili yiyecekleri, hareketsiz, spor yapmayan insanları yeyip harcayamadığından dolayı da şişmanlığın dışında başka sağlık sorunları da ortaya çıktı.

7-Alerjik hastalıklardaki artış: Kentleşme ve sanayileşmenin artması beraberinde alerjik hastalıkların artışını getirdi.

Dr. İhsan Şehla
Dr. İhsan Şehla

Sağlıklı bir çocuk yetiştirmek için anne ve babalara düşen görevleri anlatan Dr. İhsan Şehla,  anne karnından başlayarak sağlık için gereken 3 maddeyi şöyle sıraladı:

1-BESLENMESİNE DİKKAT EDİN, OBEZ OLMASIN: Çocukların beslenmesinde obeziteyi önleyecek önlemler almalısınız. Gün içinde tüm besin gruplarını ( karbonhidrat, protein, yağ, mineraller ve vitaminler ) kapsayacak dengeli bir beslenmeye önem vermek gerekir. Aileler çocuk porsiyonu kavramını bilmeli, kendi tabaklarına koydukları kadar yemek koymamalı. Porsiyonları küçük tutmalıdır. Çocuğun daha küçük yaşlarından itibaren şekerli besinlerle tanışmamasında fayda var. Çocuklar hazır yiyecekler, abur-cubur tüketme alışkanlığından uzak durmalı. Aynı şekilde çocukları tek tip beslenme alışkanlığından da uzak tutmalısınız.

2-HİJYEN EĞİTİMİ ENFEKSİYONLARDAN KORUYOR: Anneler bu eğitimi çocuklarına zamanında ve iyi verdikleri takdirde, sadece çocukluk döneminde değil, yetişkinlik döneminde de hastalıklardan korunmalarında etkili olacaktır.  Tuvalet eğitiminin başlaması için, çocuğun bağırsaklarının veya mesanesinin dolu olduğunun farkında olması gerekir. 18-24 aydan önce başlanmamalı. Tuvalet eğitimi başladığında çocuk oturakta kısa süre oturtulmalı, kolay öğrenemezse başarısızlık olarak görülmemeli. 4-5 yaşlarında düzenli diş fırçalamaya özendirilmeli. Okulda ve evde el yıkama teşvik edilmeli. Okulda hasta çocuklardan yiyecek içecek kabul etmemesi önerilmeli.

3-HER ÇOCUĞUN BÜYÜMESİ KENDİNE ÖZEL: Her çocuğun kendine özgü genetik potansiyeline göre bir büyüme hızı olduğunun unutulmaması gerekiyor. Bu nedenle çocukların büyüme ve gelişmelerini, başka çocukların ölçümleriyle karşılaştırmadan yapmak önemli. Büyüme ve gelişmenin değerlendirilmesi için sağlam çocuk takibinin düzenli aralıklarla yapılması lazımdır. Bunun için de, şu tabloya dikkat etmekte yarar var:

• İlk 6 ayda aylık kontrol yapılmalı.

• 6 ay–2 yaş arasında 3 ayda bir.

• 2–6 yaş arasında 6 ayda bir.

• 6 yaştan sonra yılda bir yapılmalıdır.

 

Papatyasız çocukluk olur mu?

 

Ya gelinciksiz? Yeşil yapraklı yoncaları otların arasında çıkarmadan büyümek olur mu? Çam iğnelerinin arasında fıstık aramadan geçirmek zamanı? Yemyeşil otlarda kırmızı gelinciklere bakıp hayran olmamak, gündüz gözü hayallere dalmamak olur mu?

Kır papatyalarını toplamayan, papatyalardan saçlarına güzelim taçlardan yapmayan çocukların çocukluğu eksik kalır bence.

Biz çocukken kırlarda en büyük eğlencelerimizden biriydi. Koşup oynayıp, karnımızı doyurduktan sonra daha dingin işler yapmaya gelirdi sıra. Onların başında da biz kız çocukları için papatyaların boyun kısmına açtığımız ince deliklerden, başka papatyaların saplarını geçirip uç uca ekleyerek oluşturduğumuz el emeği, göz nuru taçlarımız, kıymetli süslerimiz en güzel oyunlarımızdandı. Bizim için en güzel tokalardan bile değerliydi. Ömrü kısa olsa da taa evimize kadar götürürdük.

Kırlarda papatyaları görünce bahar gelmiş demekti. Hala da masumiyetin sembolüdür benim için. Ortası tombul sarı, yaprakları bembeyaz bu çiçeğe sarıyı da beyazı da pek yakıştırırım. Sadece sarı olanı da severim.

Bir de kokulu olanlar vardır kırlarda. Şimdi kır mı kaldı şehirlerde? Betonların arasında ara ki bul. Çocukluğumuzun İstanbul’unda bile taşların arasından çıkardı kokulu papatyalar. Şimdi izi bile yok.

KADINLAR YUMURTA ÇEYİZLERİNE İYİ BAKMALI

 

BEBEK SAHİBİ OLMAYI ERTELEYENLERE ÜÇ UYARI

Hepimiz bizim için önceden tayin edilmiş bir kaderi yaşamak üzere dünyaya geliyoruz. Ne kadar yaşayacağız, sağlıklı olacak mıyız? Hayatımızın prensini ya da prensesini ne zaman bulacağız? Hiçbirini önceden bilme şansımız yok. Ancak bazı bilimsel araştırmaların 40’lı yaşlarda anne ve baba olmakla ilgili olumsuz sonuçları nedeniyle, gençlikten itibaren anne baba olmaya hazırlanmak gerekiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, kadınların belli bir yumurta hücresi sayısıyla doğduklarını bu nedenle hücrelerinin gelinin çeyizi gibi çok değerli olduğunu belirterek, kadınların yanı sıra erkeklerin de ileride anne ve baba olacaklarını düşünerek 3 önemli konuda dikkatli olmalarını istedi:

1-Alkol, uyuşturucu ve sigara gibi yumurtalara-spermlere zarar veren maddelerden uzak durun.

2-Kanser nedeniyle kemoterapi ya da radyo terapi alacaksanız öncesinde yumurta ve spermlerinizin dondurulması için girişimde bulunun.

3-Kariyer ve geç evlenme nedeniyle, anne ve baba olmanız geciktiyse öncesinde çok iyi bir sağlık kontrolünden geçen. En uygun yöntemle bebek sahibi olmaya çalışın.

Prof. Dr. Tansu Küçük
Prof. Dr. Tansu Küçük

ERKEKLER ÇOK ŞANSLI, KISKANMAMAK MÜMKÜN DEĞİL

Yaratılış itibarıyla erkeklerin kendilerinden daha şanslı olduğunu düşünen kadınlar vardır. Bu düşüncelerinin temelinde de erkeklerin geç yaşlara kadar sperm üretiminin bitmemesi ve geç yaşta bile olsa çocuk sahibi olabilmeleri yatar. Bu düşüncenin bilimsel olarak da geçerliliği olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, bunu şöyle açıklıyor:

“Erkekler her 75-80 günde bir sperm üretiyor. Ancak kadınlarda yumurtalıklar zarar gördüğü zaman sıfırdan yumurta hücresi üretebilmek mümkün olamıyor. Çünkü kadınlar annelerinden dünyaya geldikleri zaman belirli sayıda yumurtayla doğuyor. Bu adeta gelinlerin çeyizine benziyor. Uyuşturucu, alkol, sigara kullanan erkekler bu maddeleri kullanmayı bıraktıklarında, geri dönülmez bir hasar olmadı ise spermleri yeniden sağlıklı bir şekilde üretilebiliyor. Ancak kadınlar sigara, alkol, uyuşturucu kullanayım, bırakayım, bebek sahibi olayım dediklerinde manzara böyle olmuyor. Yumurtalıklar zarar görüyor, yumurta hücreleri zarar görüyor. Kadınlar lösemi ya da diğer kanser türleri için kemoterapi, radyoterapi aldıkları zaman yumurtalıklar zarar görüyor. “

GENÇLİK AŞKINIZ KARŞINIZDAYSA DURMAYIN EVLENİN!

Kadınların ileri yaşta anne olma ihtimalleri nedeniyle bazı tıbbi bilgileri paylaşan Prof. Dr. Tansu Küçük, kadınların 35 yaş ve üzerinde hamile kalmalarının bazı riskleri bulunduğunu belirterek şu noktaları önemle vurguladı:

-Yapılan araştırmalar 35 yaşındaki bir kadının Down sendromlu bebek doğurma riskini 350’de bir, 41-2 yaşındaki kadınlarınkini ise 10 bebekten biri olarak bildirmektedir. Bu nedenle gençlik aşkınız karşınıza çıktıysa evlenmeyi de düşünüyorsa hem evlenmeyi, hem çocuk yapmayı ertelemeyin. En sağlıklı yumurta hücrelerinin 20’li yaşlarda üretildiğini unutmayın.

-Eğer hayatınızın prensini bulamadıysanız ve henüz riskli yaşlarda değilseniz, doğurganlığınızı korumak için neler yapmanız gerektiği konusunda hekimlerden bilgi alın. Geç yaşta evlendiyseniz örneğin 38 yaşındaysanız bir sene bekleyelim öyle çocuk yapalım demeyin. Daha da fazla gecikmeyin.

ERKEKLERİ UYUŞTURUCU, ALKOL, SİGARA MAHVEDİYOR!

Kadınlar yaratılışlarının bir özelliği olarak erkekler kadar şanslı değiller demiştik. Bilimsel çalışmalar da bunu doğruluyor. Ancak bu erkeklerin de babalığa hazırlanmayacakları anlamına gelmiyor. Prof. Dr. Tansu Küçük’ün erkeklere özel önerilerine kulak vermekte fayda var:

-Her ne kadar erkekler çok ileri yaşlarında bile sperm üretebiliyorsa da, buna çok güvenmeyin. Zira kromozomlardaki anomaliler, çevresel kirlilik, alkol, sigara, uyuşturucu gibi nedenlerle spermlerin sayısı azalıyor. Üstelik kalitesi de bozuluyor. Bu da sağlıklı bebek sahibi olmakla ilgili olasılıkları azaltıyor.

-1700’lü yıllarda erkeklerde bir erkeğin normal sperm sayısı 250 milyondu. Şimdi kaç biliyor musunuz? Yaklaşık 15 milyon ve biraz üstü. Yani gelecekte erkeksiz zamanlar olabilir. Araştırmacılar gelecekte belki de Y kromozomunun tamamen ortadan kalkacağını iddia ediyor. Belki de birkaç yüzyıl sonra erkeksiz toplumlar olacak. Ya da çok az erkekte sağlıklı sperm üretimi yapılabilecek.

- ABD’de yapılan bilimsel araştırma sonuçları ve tutulan istatistiklerin sonuçlarına göre, ülkede 1980’lerde otizm sıklığı 10 binde bir olarak bildirilirken, bu sayı 2000’lerde 250’de bir, 2008’de ise 88’de bir olarak bildiriliyor. Burası Türkiye bize ne ABD’den denilebilir. Ancak ciddiye almakta fayda var, çünkü ülkemizde bu konuda yapılmış kapsamlı bir istatistik bulunmadığından dolayı, otizm oranı nedir bilmiyoruz bile. Bilmediğimiz için ciddiye almalıyız.

-Çalışan kadınlar hazır gıdalardan, dondurulmuş gıdalardan yemek yapmamaya özen göstermelidir. Çünkü bu yiyeceklerde bulunan ve dayanıklılığı artıran katkı maddeler, kağıt bardaklardaki plastik maddeler erkeklerin spermlerine zarar veriyor. O yüzden evde yemek pişirmeye özen göstererek eşlerinizin spermlerini de, kendi yumurta hücrelerinizi de lütfen koruyun. Özellikle de kadınların yumurta hücrelerinin belli bir sayıda olduğunu bir gelin çeyizi gibi kıymetli olduğunu asla unutmamalarında fayda var.