basi_agriyan_agac-2

BAŞI AĞRIYAN AĞAÇ

İstersen inanma…

Ege’de dolaşırken gördüm bu ağacı. Japonlar gibi hemen fotoğrafını çektim, sanki ellerimin arasından kaçacakmış ve başkası kapacakmış gibi.

Çocuklar kıymetli oyuncaklarına kıyamaz, paylaşamaz ya, ben de bir ağaç ve yeşil sevdalısı olarak bu ağacın halinden anlamaya çalıştım. Ne olmuştu da eğilmişti, böyle başını düşmanına, betona, betondan bir eve yaslamıştı.

Ona başı ağrıyan ağaç dedim. O kadar ki, etrafında kim olduğuna bakamaz haldeki şehir yorgunu, gönül yorgunu insanlar gibi, denize düşen yılana sarılır misali başını taşıyamamış sanki.

ninenin_zeytini_01

EGE’DE ÇOMAK EKSEN BÜYÜR

Büle kocaman ziytin nerde be cucuğum?

Bir yerde gezip dolaşırken alışkanlığımdır, oranın yerel halkını, köylülerini es geçmem. Mutlaka durup sohbet ederim. Hele de yaşlılar, insan onlardan ne çok şey öğrenir. Bu kocaman, erik misali zeytini de ilk defa Ege’de bir köyü dolaşırken gördüm.

Yaşlı bir ninecik yanıma geldi. Selanik göçmeniymiş. Kendi dilince anlattı bana:

“Burası cennet bir memleket ama, kimse bilmez be kıymetini çocuyum. Sen bil. Bi tek ağaçtakinin resmini çekme. Oku, üğren. Bak ne kaa güzel memleket. Toprak ne kaa verimli. Çomak eksen büyür te bu toprağa. Büle kocaman ziytini nerde görürsün başka?”

ninenin_zeytini_02

Zeytinim

BU AĞACIN İNADINI SEVDİM!

Yürümek istiyordu sanki…

Zeytin için ölümsüzlük ağacı derler ya, bu fotoğraftaki yaşlı, kökleri topraktan çıkmış, sanki yürümek isteyen ağacı, üç yıl önce katıldığım Ege turunda çekmiştim. Öyle bir evin bahçesinde yalnız başına duruyordu. Yaşlı ve kamburdu. Ama dalları yepyeniydi, gencecikti. Yaşlılığına inat yürümek, dolaşmak istiyor gibiydi. Kabullenmiyordu ihtiyarlığı. Tıpkı insanlar gibi.

Bu ağacı görünce, zeytin ağacının da insanlar gibi ruhu olduğuna inandım. Uzun yıllar meyve vermekten sıkılmıştır belki, gezip dolaşmak istiyordur. İnsanlar yokluğunu fark etmezdi bile. Çocuk gibiydi aynı zamanda. Koşup oynamak onun da hakkıydı.

.