KALBİMİZE DOKUNAN 7 HASTALIK

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Umut Karabulut
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Umut Karabulut

İnsan vücudunda tüm organlarımız bizi hayatta tutmak için çalışıyor. Özellikle de kalbimiz yaşamamız için emme basma bir tulumba gibi 7 gün 24 saat mesaide. Kalbin işlevini hatasız yerine getirebilmesi için kalp kasının doğru bir şekilde kasılması gerekiyor. Kalbi bir zırh gibi saran kalp kası düzenli çalışınca bir sorun yok. Ancak kalp kasında ortaya çıkan 7 sorun bizim için hayati bir öneme sahip. Kalp kasında doğuştan, genetik geçişli veya sonradan oluşan hastalıklar olabileceğini belirten Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Umut Karabulut, bu hastalıkların en kısa zamanda doğru şekilde tedavi edilmesinin çok önemli olduğunun altını çiziyor. Bu hastalıklar genellikle nefes darlığıyla kendini gösteriyor. Çok ileri aşamalarında nefes darlığı sürekli oluyor, yürürken eskiye göre nefes kapasitesinde azalma, kolay yorulma, halsizlik, bitkinlik, bazen de bunlara göğüs ağrısı ve çarpıntı eşlik edebiliyor.

İşte kalp kasında ortaya çıkan ve kalbimize dokunan 7 hastalık:

1. Dilate kardiyomiyopati: Kalpte belirgin bir büyümenin yanı sıra, kalp kasının kasılmasında çok belirgin azalmayla seyreden bir durum. Bu sorunun ortaya çıkması halinde, kalp nakline kadar gidecek sonuçlar ortaya çıkıyor. Eğer kalp damarındaki tıkanıklık kalp kapaklarında bir hastalığa veya ritim bozukluğuna bağlıysa bunlar tedavi edildikten sonra geriye dönebiliyor. Geriye dönmezse ve nedeni de bilinmiyorsa, hastanın tek kalıcı çözümü kalp nakli oluyor. Hastalıkta kesin çözüm olmamakla birlikte ilaç tedavisi de kullanılıyor. İlaç tedavisi daha çok nefes darlığı ve ödemi ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavi sunuyor.

2. Gebelikte kardiyomiyopati: Kalp kası gebelik öncesinde, gebelik döneminde ve gebelikte ani olarak bozulabiliyor. Ancak ilaç destek tedavisiyle düzelebiliyor. Kalp yetersizliği için kullanılan ilaçlarla düzelme sağlanıyor.

3. Alkole bağlı kardiyomiyopati: Yoğun alkol kullanımına bağlı olarak kalp kasında sorun ortaya çıkabiliyor. Alkolün direkt kalp kasına yaptığı toksik etkisi nedeniyle kalp kası zayıflıyor, kalp büyüyor. Tedavisi dilate kardiyomiyopati ile aynı şekilde yapılabiliyor.

4. Kimyasal maddeye bağlı kardiyomiyopati: Kimyasal maddelerle çalışanlarda toksik maddeler kalp kasını tutarak, kardiyomiyopatiye yol açıyor. Alkole bağlı kardiyomiyopatide olduğu gibi, kalp kası yani miyokardta kimyasala bağlı hasar oluşuyor, kalp kası zayıflıyor ve kalpte büyüme ortaya çıkıyor. Tedavisi ise dilate kardiyomiyopati hastalığıyla benzerlik gösteriyor.

5. Taşıkardiyomiyopati: Ritim bozukluğu varsa, kalp atışları sürekli yüksekse, çarpıntı halinde çalışırsa, kalp kası yorulacağı için sorun olabiliyor. Tedavide kalp hızını kalıcı olarak düşüren ilaçlar kullanılıyor.

6. Hipertrofik kardiyomiyopati: Ani ölümlerde en sık rastlanan neden, bilinenin aksine kalp krizi değil bu hastalıktır. Futbolcuların ve atletlerin genellikle ölümüne neden olan bu hastalığın ailesel geçişi bulunuyor. Kalbin en sık görülen genetik geçişli hastalığı olduğundan dolayı, aile bireylerinde saptanırsa tarama öneriliyor. Nefes darlığı oluşuyor. Kalp duvarının aşırı derecede kalınlaşması, buna bağlı olarak kalp kapaklarının da etkilenmesiyle ortaya çıkıyor. Kanın kalpten geçişi zorlaşıyor ve kan çok daralmış bir bölgeden geçiyor. Sol karıncıktan çıkarken zorlanıyor ve kan, kapağı sıkıştırıyor. Bu defa kalp kapağında yetersizlik oluşturuyor. Bu durumda göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma, ritim bozuklukları görülebilir. Ancak bu hastalıkta herkeste şikayet görülmüyor ve ileri yaşlara kadar hiçbir şikayet vermeden ilerleyebiliyor. Ani ölümlere neden olduğundan nefes darlığı ve çarpıntıyı azaltmak için çeşitli ilaçlar kullanılıyor. Kalıcı pil ve şok cihazı da tedavi de hayat kurtarıcı olarak yer alıyor. Ani ölümleri önlemek için kişiye kalıcı pil ya da şok tedavisi uygulanabiliyor. Alkol septal ablasyon tedavisi de bu kardiyomiyopati de kullanılan bir başka tedavi. Anjiyografik olarak kalınlaşan kalp kasının bir kısmına giden damarlar alkol ile tıkanıyor ve bu şekilde kalp kası inceliyor. Bir başka çözüm olarak da cerrahi müdahale tercih edilebiliyor. Kalp kasının kalınlaşan kısmı çıkarılıyor.

7. Restriktif kardiyomiyopati: Kalbin doluşunun engellenmesi sonucunda ortaya çıkan bir kalp kası hastalığı. Nefes darlığı ve çarpıntılara neden olabilir. Kalbin doluşu sırasında kalp kası gerginleşiyor. Oysa esnek olması gerekiyor, esnekken kalbe kan dolarken sorun oluşmuyor, kalp kası gergin olursa sorun oluyor. Kalıcı tedavisi ise, kalp nakli.

 

 

“BEN KALBİMİ UNUTTUM, KALBİM BENİ UNUTMADI”

Kapanır diye unutulan kalp deliğine, 29 yıl sonra robotla ameliyat 

Hepimiz genetik yapımız gereği birbirimizden farklıyız. Kimimiz güçlü bir kalple doğuyoruz. Kimimizin kalbinde doğuştan getirdiğimiz bazı anormallikler, örneğin delikler oluyor. Bazen kendiliğinden kapanan bu delikler sorun çıkarmazken, bazıları inatçı çıkıyor ve kapanmıyor. Hatay’da yaşayan 36 yaşındaki Sibel Karademir de, kalbindeki küçük bir deliğin azizliğine uğradı. Henüz 7 yaşındayken tespit edilen ancak kendi kendine kapanır diye düşünülen bu delik; aradan 29 yıl sonra yanına bir kardeş sorun daha alarak Sibel Karademir’in hayatını çekilmez hale getirdi. Aradan geçen 29 yılda hem kalbindeki delik büyümüş, hem mitral kapağı genişlemişti. Karademir, Acıbadem Maslak Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cem Alhan tarafından, robotik cerrahiyle ameliyat edilerek tek seansta iki ayrı sorunundan 4 saatlik bir ameliyatla kurtuldu. Prof. Cem Alhan, Türkiye’de ilk defa robotik cerrahiyle hem kalp deliğine yama yapıldığını, hem de kan sızdıran kapağın tamir edildiğini söyledi.

Kalp deliği robotla kapatılan Sibel Karademir.
Kalp deliği robotla kapatılan Sibel Karademir.

İLKOKULU BİTİRENE KADAR SADECE 18 KİLOYDUM

Başından geçenleri kendisi de hayretle anlatan iki çocuk annesi Sibel Karademir, “Çocukken de arkadaşlarımla gönlümce koşup oynayamazdım. Babam da bilinçli bir insandı. Beni birçok doktora götürdü. Doktorlar kilomun çok zayıf olduğunu, zamanla bu deliğin kapanacağını, müdahaleye gerek olmadığını söyledi. Biz de sonraki yıllarda bir daha doktora gitmedik, nasılsa kapanır diye düşünerek bu deliğin varlığını unuttuk. Ancak aradan geçen zamanda ciddi nefes darlıkları yaşamaya başladım, bir basamak merdiven bile çıkamaz olunca doktora gittim” diye konuştu.

ROBOTLA AMELİYAT OLACAĞIM AKLIMA GELMEZDİ

Günlük hayatında özellikle de sol kolunda şiddetli ağrı, uyuşma, ayak bileğinde ağrılar, uyuşmalar ve nefes darlıkları nedeniyle hayatının çekilmez hale geldiğini ifade eden Sibel Karademir, kendisini ameliyata götüren süreci şöyle anlattı: “Gündüz evdeki işlerimi yaparken çok rahatsız oluyordum, özellikle de eğilip kalkarken. Sık sık nefesim daralıyordu, sanki boğuluyordum. Gece özellikle çok zor nefes alıyordum. Küçük bir çocukken çok zayıftım, sadece 18 kiloydum, ilkokulu bitirene kadar da kilom böyle kaldı. Babam doktora götürdüğünde sıkıntılarımı zayıflığıma bağladılar. Kalbimdeki deliği tespit ettiler ancak zamanla kapanacağını söylediler. Biz de bir daha doktora gitmedik. Okulda beden eğitimi derslerine girmiyordum, efor sarfetmekten uzak duruyordum. Aslında cahillik ettik, tekrar doktora gitmeliydik. Çocukken çıkan bir delik başımıza ne işler açtı. Sonradan acısını çektik. Ama ameliyattan sonra çok şükür ki sağlığıma kavuştum. Artık merdiven çıkarken, eğilip kalkarken sorun yaşamıyorum. Ameliyattan önceki halimle kıyaslanamayacak kadar iyiyim.”

İKİ AMELİYAT OLACAKKEN, TEK AMELİYATLA SAĞLIĞINA KAVUŞTU

Çocukluktan tespit edilen kalp deliklerinin daha sonrasında mutlaka kontrol edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Cem Alhan, deliğin daha önce kapatılması halinde hastanın yaşamını daha konforlu bir şekilde sürdürebileceğinin altını çizdi. Hastanın aradan geçen 29 yıllık süre boyunca mevcut kalp deliği sorununa bir de mitral kapak yetersizliğinin de eklendiğini dile getiren Prof. Dr. Cem Alhan, “Kapağın kan sızdırmasıyla birlikte hastanın kalbi de büyümüştü. Aslında bunlar iki farklı sorundu ve her iki sorun da ayrı ayrı tek başına ameliyat gerektirecek kadar ciddiydi. Bu nedenle robotik cerrahiyle her iki sorunu tek seansta gidererek hastamızın problemini çözümlemeyi tercih ettik” diye konuştu.

KALP ZARINDAN YAMA YAPTIK, KAPAĞI DARALTTIK

Tek başına sadece kalp deliği olsaydı hastanın bu kadar ciddi sorunlar yaşamayacağını, mitral kapak sorunuyla birlikte hastanın hayat kalitesinin de düştüğünü belirten Prof. Dr. Cem Alhan, tedavide neler yaptıklarını şöyle anlattı: “Bu iki sorun birlikte görülünce risk artıyor. Bu nedenle öncelikle hastanın kalbindeki 3-4 cm çapına ulaşmış kalp deliğini, hastanın kendi kalp zarından aldığımız yamayla kapattık. Mitral kapaktaki sorun yüzünden, akciğer kapasitesi düşmüştü, ciddi nefes darlığı yaşıyordu. Deliği kapattıktan sonra da mitral kapaktaki yetersizliği ortadan kaldırdık. Türkiye’de ilk defa robotik cerrahiyle, aynı seansta hem kalp deliğine yama yaptık, hem de mitral kapağı tamir ettik. Robotik cerrahiyle bu iki ameliyatı aynı seansta 4 saatte tamamlayarak, hastayı sağlığına kavuşturduk. Hastamız açık kalp ameliyatı olsaydı da ameliyat hemen hemen 4 saat sürecekti. Ancak burada estetik olarak rahatsız etmeyecek çok küçük bir kesiden girerek ameliyatı yaptık. Hastamız ertesi gün ayağa kalkabildi. Kısa sürede de taburcu ettik.”

 

YOLDA YÜRÜRKEN DURDURAN HASTALIK

Ateroskleroz 30 yaşında da oluyor 80 yaşında da!

Aslında günlük hayatımızda yaşlılardan sık sık duyuyoruz: “Yolda yürürken kalbim tekledi, öleceğim sandım, bir adım daha atamadım. Öylece kalakaldım.” Duyunca da bunları anlatan kişilerin kalbinde bir sorun olduğu geliyor hemen aklımıza. Yanlış da değil. Acıbadem Fulya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Erdal Aslım, 30 yaşında genç erkeklerin yanı sıra 80’indeki yaşlıları da yolda durduran bu hastalığın adının ateroskleroz yani damar sertliği ve tıkanıklığından kaynaklı bir damar hastalığı olduğunu söylüyor. Bu hastalıkta damarlar yağ ve kireçle tıkanıyor, tıkanınca da kan geçişi azalıyor. Kalbe sağlıklı ve temiz kan gidişi de engellendiği için tıkanan damarlar bizi sokakta, evde, efor halinde yakalayıp işimizi gücümüzü yapamaz hale getiriyor.

Doc_Dr_Erdal_AslimDamar sertliğinin yüzde 90 oranında 65 yaş üzerindeki kişilerde ortaya çıkmasına karşın, yüzde 10 oranında da 30 yaşlarındaki erkeklerde görüldüğüne işaret eden Doç. Dr. Erdal Aslım, “Genç, sigara içen erkeklerde görülen damar sertliği damarları tıkayan plaklarla değil, yüzde 100 nedeni bilinemeyen bir şekilde ortaya çıkıyor. Eğer zamanında hastalık tedavi edilmezse, uzuvlarını kaybetme tehlikesi var. Bu kişiler genç ve sapasağlamken, hastalık nedeniyle hayatlarının geri kalanını bedensel engelli bir şekilde geçirmek zorunda kalabiliyor. Bu nedenle sigarayı bırakmaları çok önemli” diyor. Doç. Dr. Erdal Aslım hastalığın daha çok erkeklerde görülmesinin nedeninin, östrojen hormonunun damarları koruyan ve duvarını gevşeten etkisine bağlı olduğunun düşünüldüğünü belirtiyor.

Bacak damarlarını tutarsa bir odadan diğerine yürütmüyor

Bazı insanların bazı organlarının daha hızlı yaşlandığını, kalp ve damar cerrahisinde ise bunun damar sertliği olarak ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Erdal Aslım, “Ateroskleroz, tüm damar sistemimizi etkiliyor. Hangi organı besleyen damar sisteminde tıkanıklık varsa, o organımız bu tıkanıklıktan dolayı sorun yaşıyor. Mesela kalbimizi besleyen damarlar yıprandığında, kalp krizi geçirmemiz söz konusu olabiliyor” diyor. Damar sertliği ve tıkanıklığı sorunlarının orta ve ileri yaşta görülmesinde genetik, sigara, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi nedenlerin etkili olduğuna değinen Doç. Dr. Erdal Aslım, damar tıkanıklığının kalp ve şah damarından sonra en sık görüldüğü bölgenin bacaklarımız olduğunu belirtiyor.

Efor sarf etmese bile ağrılar oluyor

Damar sertliği hastalığı bacaklardaki damarları etkilediyse, bacaklardaki kas gruplarına giden yüksek oksijenli kan miktarının azaldığını söyleyen Doç. Dr. Erdal Aslım, hastalığın gelişimi ve yarattığı sonuçları şöyle anlatıyor: “Günlük hayatımızda normal tempoda yürürken ya da otururken bacağımızdaki kasların ihtiyacı olan kan miktarıyla, koşarken, yürürken ve yokuş yukarı çıkarken duyduğumuz kan ihtiyacı farklı oluyor. Eğer buradaki damarlar tıkalıysa kan geçemiyor ya da daha az kan geçişi oluyor. Bu durumda yeterli oksijenli kan da gidemiyor. Tüm bunların sonucunda kişi belli bir mesafeyi yürürken birdenbire ağrılar, kramplarla yolda yürürken hareket edemez hale geliyor. Dinlenip tekrar yürüse bile ortaya çıkıyor. Bazı kişilerde evde bir odadan diğerine yürümek daha mümkün olamıyor. İnsanların yaşam kalitesi bozuluyor. Hastalık daha da ilerlerse dinlenme ağrısı dediğimiz tablo ortaya çıkıyor. Yani hasta hiç efor sarf etmese, yürümese bile ağrılar ortaya çıkıyor. Hastalık iyice ilerlediğinde ise, özellikle ayak uçları, parmaklar ve topuklardan başlayan yaralar görülüyor. Bu bölgede doku ölümü oluyor. Yaralar bazen de kendi kendine başlıyor. Tırnağın dipten kesilmesiyle bölgede yara açılıyor. Ayakkabı, terlik vuruyor, açılmış yara kapanmıyor. İlerleyip kangren olabiliyor, bir şey yapılmazsa kişi uzuvlarını kaybedebiliyor.”

Tedavide neler yapılıyor?

Hastalığın tedavisi hakkında da bilgiler veren Doç. Dr. Erdal Aslım, bazı korunma önlemleri alınarak de tedaviye yardımcı olmanın mümkün olduğunu ifade ediyor:

• Öncelikle sigaranın hiç kaçamak yapılmayacak şekilde, kesin olarak bırakılması gerekiyor.

• Genetiğin etkili olduğunu bilmekle birlikte çözümlenmemiş birçok soru var. Damar sertliğinin görüldüğü bazı kişilerin kanlarında, damar duvarını bozacak bazı maddelerin bulunduğu biliniyor.

• İleri yaş grubundaki kişilerde sigaranın bırakılması, şeker hastalığı varsa kandaki insülin düzeylerinin kontrolü, yüksek tansiyonun kontrolü, böbrek yetmezliği varsa uygun tedavi verilmesi gerekiyor.

• Hastalığın tanısı ultrason, bilgisayarlı tomografi, MR ve klasik anjiyografi ile konuluyor.

• Tedavisinde daralmış damara balon uygulaması yapılıyor. Damarın iç boşluğunu daraltan plaklar damar duvarına yapıştırılıyor, sonra balon çıkarılıyor. Eğer daha sert plaklar varsa stent dediğimiz tel kafes şeklindeki yapıları damara yerleştirerek açık kalmasını sağlıyoruz.

• Damarda 5 cm’den daha uzun ve arka arkaya çok fazla darlık varsa ameliyatlı yöntemler gündeme geliyor. Kısa bir tıkanıklık varsa, damarın içinin açılıp içindeki plakların temizlenerek kapatılması gündeme geliyor.

• Tüm bu tedaviler sayesinde hastaların yaşam kaliteleri artırıldığı gibi, uzuv kayıplarının bazen tamamen, bazen de küçük kayıplarla atlatılması sağlanıyor.

 

tuz_kullanmak

KALP HASTALARINA TUZU AZ DİYET

Tuz damardaki basıncı artırıyor

Beslenme kalp sağlığı için hayati önem taşıyor. Küçük yaşlarda edinilen doğru beslenme alışkanlıkları ileriki yıllarda genel sağlığımızı koruduğu gibi kalbimizi de koruyor. Kalp hastalığından korumak için çok özel bir diyet uygulamak gerekmiyor. Ancak, bazı besinler kandaki kolesterolü düşürürken, bazıları ise kalbe zararlı yağlar içeriyor. Bu nedenle günlük beslenmemizde besinleri seçerken dikkat etmemiz gerekiyor.

Beslenme ve Diyet Elif Küçük
Beslenme ve Diyet Elif Küçük

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Küçük, kalp hastalarının beslenmesi konusunda sık sorulan soruları yanıtlıyor:

Kalp ameliyatlarından sonra nasıl bir diyet uygulanmalıdır?

Kalp hastalıklarında özellikle de ameliyat sonrasında alınması gereken kalorinin beslenme planlamasında, karbonhidrat, protein ve yağ miktarı orantılı olacak şekilde ayarlanması gerekiyor. Özellikle de yağ tüketiminin yağ asitlerinin düşük, doymamış yağ asitlerinden zengin olacak şekilde ayarlanması gerekiyor. Ameliyat olan hastanın kan kolesterol ve trigliserit oranlarında önceden gelen yükseklik varsa düşük kolesterollü bir diyet önerilir. Aynı zamanda yüksek tansiyonu varsa tuz miktarında kısıtlama yapılabilir. Tuz; damarlardaki kan basıncını artıracağı için fazlası kullanılmamalıdır.

Kalbimiz İçin Ne Yapabiliriz?

Aslında vücudumuzun ihtiyacı olan besinleri, dengeli olarak aldığımız zaman, kalbimizi de korumuş oluyoruz. Ancak kalp hastalığında, bazı risk faktörleri var.

Peki bunlar nelerdir?

Yüksek Kan Kolesterolü: Kolesterollü besinlerin tüketilmesiyle kalp hastalıkları arasında doğrudan ilişki tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalarda da günlük beslenmemizde yağ miktarından çok yağ türükan kolesterolümüzü arttırdığı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yağ seçimine dikkat etmeliyiz. Kandaki toplam kolesterol miktarının 200 mg/dl’ yi geçmemesi gerekiyor.

İyi Kolesterol (HDL): Çok az miktarda kolesterol içerirler ve görevleri kandan karaciğere kolesterol taşımaktır. Vücutta temizleme işini üstlendikleri için, kandaki miktarının yüksek olması istenir ve kalp hastalıkları riskini azaltırlar. Kandaki HDL seviyesi 35-40 mg/dl olmalıdır.

Kötü Kolesterol (LDL): LDL’de karaciğerden vücudun diğer organlarına kolesterol taşıyarak damar ve damarların çeperlerine birikme yaparlar. Bu nedenle kalp hastalığı açısından risktir ve kanda düşük seviyede olması istenir. Kandaki LDL 100 mg/dl’yi geçmemelidir.

Kolesterol Yükselmesinde Hangi Besinler Etkilidir?

  • Margarin, tereyağı, yağlı süt ve süt ürünleri olan yağlı peynir ve yağlı yoğurt, kaymak, krema,
  • Yağlı ve yağda kızarmış etler, sakatat etleri (beyin, ciğer, yürek, böbrek gibi), salam, sosis, sucuk gibi yağlı et ürünleri.
  • Yağlı pastalar, kurabiyeler, yumurta (önerilenden fazla kullanılması).

Kalp Sağlığını Korumak İçin ve Kolesterolü Düşürmek İçin Neler Yapılmalı?

  • Günlük toplam yağ tüketiminizi azaltın. Yağ tüketiminizi bitkisel yağlardan özellikle zeytinyağı, mısırözü, ayçiçek yağı ile karşılayınız. Zeytinyağı içerdiği yağ asitleri açısından yararlıdır. Kötü kolesterolü düşürürken iyi kolesterolü yükseltici etkisi vardır. Kalp ve damar dostu bir yağdır ancak fazla miktarda tüketilmemelidir.
  • Kırmızı eti az tercih ederken, beyaz ete daha fazla yer vermelisiniz. Ancak et miktarına, pişirme şekline mutlaka dikkat edilmesi gerekir. Beyaz et tercih ederken de daha çok balık eti tercih edilmelidir.
  • Balık: Omega yağ asitleri içermesi nedeniyle yıllarca araştırılmıştır. Kalp hastalıkları ve romatizma gibi hastalıkların tedavisinde faydalı olduğu gözlenmiştir. Balık içerdiği yağ asitleriyle (omega-3 ve omega-6 yağ asitleri) kötü kolesterolü azaltırken, iyi kolesterolü yükseltiyor. Ayrıca kalpteki ritm bozukluklarını önlerken, kan hücrelerinin birbirine yapışmasını ve pıhtılaşmasını engelliyor.
  • Günlük peynir, süt, yoğurt tüketiminize dikkat edin ve bunları tüketirken az yağlı olanlarını tercih edin.
  • Yumurtayı haftada bir kez tercih edin. Pişirme şekli olarak da haşlama veya tavada yağsız şekilde omlet olarak tüketiniz.
  • Meyve ve sebze gibi lifli besinleri bol miktarda tüketin. Kabuklu yenebilecek meyve ve sebzeyi kabuğunu soymadan tüketirseniz posa alımını artırmış olursunuz. Sebze ve meyveler posa açısından zengin besinler olduğu için barsak hareketlerini artırarak kolesterol yapıcı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.
  • Tatlı tercihi olarak da meyve veya sütlü tatlı tercih edilebilir. Kalori açısından daha yüksek olan hamur ve şerbetli tatlılarıda dikkatli tüketmek gerekir.
  • Kurubaklagilleri haftada 1-2 kez yiyin. Protein açısından zengin ve bol posalı olduğu için hem kalp hastalıklarını hem de kanser gibi diğer hastalıkları koruyucu etkisi vardır.

Kalp hastalarının yemeklerini nasıl pişirmek gerekiyor?

Kalp hastalıklarında günlük yemek içerikleri kadar pişirme yöntemleri de önemlidir. Pişirme yöntemlerinden kızartma ve kavurma işlemleri tercih edilmemelidir. Kızartılarak veya kavurularak pişirilen yemeklerde yağ olduğundan fazla yanacağı için kanserojen madde üreteceği gibi yağ asitlerinden de zenginleşecektir. Yağ asitlerinin artması kolesterol ve damar sağlığını olumsuz etkiler. Pişirme yöntemi olarak yemekler buharda, fırında, haşlama veya ızgara olarak tercih edilmelidir.

Kalp damar hastalıklarıyla savaşmada etkili olan besin öğeleri nelerdir?

C Vitamini: Antioksidan bir vitamin olan C vitamini iyi huylu kolesterol olan HDL’yi yükseltmekte ve total kolesterolü azaltmaktadır. Günlük alınmalıdır çünkü vücutta depolanmaz. C vitamini yetersizlikleri damar çatlamalarını kolaylaştırmaktadır. Yüksek tansiyonla da bir araya gelince kanamalara veya felce yol açabilir. Suda eriyen bir vitamin olan C vitamini açısından zengin olan limon, portakal, turunçgiller, kivi, çilek, yeşil biber, yeşil yapraklı sebzeler, kuşburnu gibi besinleri vücudumuzda depolanmadığı için günlük olarak almamız gerekir.

E Vitamini: Yetersizliğinde kan pıhtılaşmasını azaltarak olası kanamalarda kanamanın artmasıyla kansızlığa yol açabilir. Ceviz, badem, fındık gibi sert kabuklu yemişlerde ve günlük aldığımız yağlardan ihtiyacımız karşılanır.

Kalp hastalarının ihtiyacı olan mineraller nelerdir?

Demir (Fe): Kandaki oksijeni dokulara taşınmasını sağlar. Yetersizliğinde kalbe yeterli miktarda oksijen taşıyamaz ve damar tıkanmalarına ve kalp krizine neden olabilir. Demirin kaynakları, kırmızı et, kuru üzüm, kuru kayısı, pekmez, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller yenilmelidir.

Çinko (Zn): Yetersizliğinde kan koesterol ve HDL düzeylerinde azalma olur. Yeterli alındığında damarlardaki harabiyeti de önler. Kalp krizi geçirenlerde kan çinko düzeyleri bulunmuştur. Günlük alınan 3 köfte kadar dana eti ve yanında tüketilen 1 kase yoğurt günlük çinko ihtiyacını karşılamaktadır.

Magnezyum (Mg): Yetersizliğinde kalpte aritmiler (ritm bozuklukları) görülür. Görevi özellikle kandaki yağların sindirilmesi kontrol ederek kalbi korur. Sebze yemekleri, tam tahıllı ekmekler, kurubaklagiller günlük magnezyum ihtiyacını karşılamamızda yeterli olacaktır.

Kalsiyum (Ca): Kalsiyum alımı, kan kolesterol ve trigliserit düzeyini azaltır. Ayrıca kan basıncını ayarlar. Erişkinlerde 2 su bardağı süt, 1 su bardağı yoğurt ve 1 kibrit kutusu peynir yiyerek ihtiyacını karşılar.

Bakır (Cu): Bakır yetersizliğinde damar yapısı bozulur, damar esnekliği kaybolur ve kan kolesterol seviyesi yükselir, iyi kolesterol olan HDL düşer. Ayrıca bakır tansiyon ve kolesterolün yükselmesinin engellenmesinde önemli etkiye sahiptir. Etler, balık, kurubaklagil, yeşil sebzeler, yumurta, bakır açısından zengin besinlerdir.

 

 

siyah_kirmizi

Mürekkep kalp ne diyor?

Yannick Vu & Ben Jakober- FLASH BACK Sergisi, Pera Müzesi- 12.10.2012-06.01.2013

Bu fotoğrafa bakınca siyah gölgeler, sisler içinde ama sınırları belli bir kalp ve ucunda yanan kırmızı bir neon lambası görüyoruz. Görmek sadece hislerin, düşüncelerin fitilini ateşliyor aslında. Buradan birçok yorum çıkarabiliriz.

Bana hissettirdiği umutsuzca kararmış, kapılarını kilitlemiş, hiçbir ışığın olmadığı bir kalp. Aşk kalbi ucundan yakalamış, ateş kalbi sarmak üzere.

Matem içinde bir kalp. O kadar uzun süre matemde kalmış ki, artık ya ateşte tamamen yanıp yok olacak, ya da yeni kıvılcımların ateşlemesiyle bambaşka bir hayata başlayacak. Seçimleri anlatıyor bu eser. Matem istikrarlı olmaktır, aynı köprünün ortasında kalmak gibi. Acıdan donmak, ne ileri ne geri gidememek. Bir de ateş vardır hayatın içinde. Ateşe dokunulmaz, tutulmaz ama ateş her zaman kötü değildir. Aydınlatır da insanın yolunu. Yanmamak mümkün mü? Her tecrübenin insana yaşattığı bir yanma süreci vardır. Yanıp kül olduktan ve yeniden kendini var ettikten sonra artık ateş ya hiç işlemez ya da çok az yakar insanı.