HPV TESTİ RAHİM AĞZI KANSERİNİ ERKEN YAKALIYOR

Kadınların korkulu rüyası rahim ağzı kanserine karşı yeni test

Son yıllarda rahim ağzı kanserlerine ilişkin tarama testleri konusunda önemli gelişmeler oluyor. Rahim ağzı kanserlerinin yüzde 99.7’sine sebep olan HPV virüsünün 16 ve 18 tipleriyle ilgili aşının üretilmesinden sonra, şimdi de virüsün taranmasında pap-smear testi dışında HPV testi gündeme geldi.

Prof. Dr. Serkan Erkanlı
Prof. Dr. Serkan Erkanlı

Acıbadem Kadıköy Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, “HPV’nin 16-18 tiplerine karşı doğru zamanda yapılan aşı yüzde 70 civarında koruyor. Rahim ağzı kanserinin erken tanısı için yapılan pap-smear testi hem hastalığın görülme sıklığını, hem de bu kanserden ölümleri yüzde 80 oranında azalttı. Ancak bazı kadınlarda test negatif sonuç vermesine rağmen kanser ortaya çıkabiliyor. Bu mağduriyeti önlemek için de HPV testi gündeme geldi” diyor.

Rahim ağzı kanserine karşı yapılan testleri, uygulama koşullarını ve tarama yöntemlerini anlatan Prof. Dr. Serkan Erkanlı, bu konuda merak edilen soruları şöyle yanıtlıyor:

Rahim ağzı kanserine karşı yapılan aşının koruyuculuğu nedir, ne zaman yapılmalıdır?

HPV virüsleri rahim ağzı kanserinin en önemli riski faktörü olarak değerlendiriliyor. HPV’nin kanser yapan 14-15 tipi var ancak iki tip özellikle ön plana çıkıyor: 16 ve 18. Şu anda uygulanmakta olan aşılar sadece bu iki tipine karşı ve bir de genital siğillerden sorumlu olan 6 ve 11 numaralı tiplere karşı koruyor, ancak 16 ve 18 tipleri en fazla kansere dönüşen virüs tipleri. Aşı kansere karşı yüzde 100 korumuyor, ama en önemli iki tipine karşı doğru zamanda yapıldığında yüzde 100 oranında koruyor; bu 2 tip de rahim ağzı kanserlerin %70’ine sebep olduğundan, aşının kansere karşı %70-80 gibi bir oranda koruyuculuğu oluyor. HPV virüsünün diğer tiplerine karşı da aşı geliştirme çalışmaları yapılıyor.

Pap-smear testinin faydaları nelerdir? Erken tanıyı yüzde 100 oranında sağlayabiliyor mu?

Pap-smear testi yıllardır rahim ağzı kanseri taraması için kullanılan en temel yöntemdir. Bu test hem rahim ağzı kanserlerinin hem görülme sıklığını, hem de ölümlerini yüzde 80 oranında azalttı. Bu sonuçlara bakıldığında çok güzel ama bu test tek başına yeterli değil, belli bir grup var, bunlar yine kanser oluyor. Rahim ağzı kanseri dünyada ikinci sırada yer alıyor, birinci sırada meme kanseri var. Bizim ülkemizde oranlar biraz daha düşük ama, dünyada büyük bir problem. Smear testi birçok gelişmiş ülkede, ulusal taramalarla rahim ağzı kanseri görülme oranı ve buna bağlı ölümleri azalttı. Ama eksik olduğu yönler de var. Biz de bu eksik yönleri tamamlayabilir miyiz ona bakıyoruz. Bazı hastalarda pap- smear sonucu iyi çıkıyor, ama kanser gelişebiliyor, böyle bir risk var. Hastalar da buna şaşırıyor. Smear’in gücünü artıracak bir yöntem var mı diye bakılıyor.

Kadınlar rahim ağzı kanserinin ciddiyetinin ne kadar farkında? Pap-smear testi düzenli olarak yaptırılıyor mu?

• Yapılan araştırmalara göre rahim ağzı kanseri olan kişilerin yüzde 50’si hiç smear testi yaptırmamış, yüzde 10’u son 5 yılda hiç yaptırmamış, yüzde 40’ında smear testi yapılmış ama ya atlanmış, ya iyi değerlendirilmemiş.

• Tek bir PAP testin kanser öncesi lezyonları yakalama duyarlılığı yüzde 60. • ABD’de smear testinin 21-29 yaş arasında 3 yılda bir yapılması öneriliyor.

• Kadınlarda 30 yaşından itibaren smear ve HPV testi yapılması öneriliyor. İkisi de temizse o zaman 5 yılda bir bakılabilir deniliyor. Eğer HPV testi imkanı yoksa bu durumda 30 yaş üzeri hastalarda da 3 yılda bir PAP smear testi öneriliyor. Tabii bazı yüksek risk grubundaki hastalarda yine daha sık PAP smear testleri önerilmeye devam ediliyor.

• HPV testinin sonucu temiz çıkan hastalarda 5 yıl boyunca kanser öncesi lezyonların oranı çok düşük. Eğer HPV testini kullanırsanız ve 30 yaşın üstündekilerde sonuçları temiz çıkarsa, 5 yılda kanser görülme riski çok düşüyor.

• Önemli bir nokta ise HPV testini tarama amacıyla kesinlikle 30 yaşından önce uygulamamak gerekiyor, çünkü bu hasta grubunda geçici HPV enfeksiyonları %30’a varan çok yüksek oranlarda görülüyor.

• HPV testi pozitif çıkan hastalarda bazı yönlendirmeler yapılıyor. Smear testi yapılıyor, anormalse biyopsi alınıyor. Bazı HPV tiplerinin varlığında ise direkt olarak rahim ağzında kolposkopi dediğimiz bir yöntemle biyopsiler yapılıyor. Bazı durumlarda ise HPV testini 1 yıl sonra tekrar etmek gerekiyor. HPV testiyle smear testine göre daha erken tanı konulabiliyor, kadınlar bu sayede kanserden korunmuş olabiliyorlar.

HPV testi her yerde yapılabiliyor mu?

Belli merkezlerde yapılıyor. Bir kadının smear testinde anormal bir sonuç elde edildiyse, bunların bir kısmında HPV testi yaptırması istenebiliyor, fakat tarama demek hiçbir şikayeti olmayana tarama yapmak demek. 30 yaşından önce tarama anlamında uygulanmasını istemiyoruz, yüzde 30’larda pozitif çıkabiliyor. Genellikle 20’li yaşlarda bu virüs kapılıyor, ama vücudun bağışıklık sistemi bunu çoğunlukla temizliyor. Yüzde 70 oranında bir yıl içinde, yüzde 90 oranında 3 yıl içinde virüs vücuttan temizleniyor. 30 yaşından sonra belli tiplerde virüs varsa bunlar kalıcı enfeksiyonu gösterebiliyor. O zaman daha ciddi sonuçlar doğurabiliyor. 30 yaşından sonra bile HPV çıktığında mutlaka kanser olacak diye bir kural yok, ama daha dikkatli takip yapmak lazım. Bizim ülkemizde de 30 yaş itibarı ile 5 yılda bir HPV testi veya PAP smear testi uygulanması kanser daire başkanlığı tarafından öneriliyor.

TÜMÖRE 192 NOKTADAN IŞIN VEREN YÖNTEM: GAMMA KNIFE

Dünyada 700 bin, Türkiye’de 20 bini aşkın hasta onunla tedavi edildi

Acıbadem Üniversitesi’nin himayesinde 22 Mart 2014 Cumartesi günü The Marmara Oteli’nde düzenlenen “1. Acıbadem Gamma Knife Sempozyumu”nda, ışınlarla beyindeki tümörlerin tedavi edilmesini sağlayan Gamma Knife yöntemi hakkındaki son gelişmeler tartışıldı. Sempozyuma dünyada bu tedavi yöntemiyle ilgili önemli katkılarıyla tanınan; Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Douglas Kondziolka ve Medikal Fizik Uzmanı Ian Paddick konuşmacı olarak katıldı. İki uzman kendi merkezlerinde yaptıkları uygulamaların yanısıra, yöntemin bugünü ve geleceği hakkında bilgiler verdiler.

Gamma Knife cihazıyla beyin tümörleri tedavi ediliyor.
Gamma Knife cihazıyla beyin tümörleri tedavi ediliyor.

Hastaların ameliyat edilmesine gerek kalmadan, ağrısız, acısız bir şekilde tedavisine imkan tanıyan Gamma Knife yöntemi hakkında açıklama yapan Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nden Beyin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Peker, ABD’de 150 merkezde yöntemin uygulandığını, şimdiye kadar 700 bini aşkın hastanın bu şekilde tedavi edildiğini anlattı. Ülkemizde 7 merkezde Gamma Knife cihazının bulunduğunu, ülkemizde 17 yıldır kullanılan yöntemle şimdiye kadar da 20 bini aşkın hastanın tedavi edildiğini belirten Prof. Dr. Selçuk Peker, yöntemin başarılı olabilmesi için uygulanacağı tümör çapının 3-4 cm’den büyük olmaması gerektiğinin altını çizdi. Yöntemin beyin tümörlerinin yanı sıra, beynin etrafındaki zarlardan kaynaklanmış menenjiyom adı verilen işitme tümörleri, denge siniri tümörleri ve metastatik tümörlerde de çok kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Selçuk Peker, şunları söyledi: “Hastamızı sabahtan işlem için hastaneye yatırıyoruz. Lokal anestezi ile başına 4 adet iğneyle bir çerçeve yerleştiriyoruz. Bu bize ışını verirken milimetrik bir hassasiyet sağlamanın yanı sıra, vereceğimiz radyasyon ışınlarının tam da istediğimiz yere gitmesini sağlıyor. Ardından hastamıza MR çekiyoruz. Işın tümörün büyüklüğü ve yerine göre 10 dakika ile 2 saat arasında bir süreyle ve sadece bir defa uygulanıyor. İşlemin ardından hasta bir saat sonra taburcu olabiliyor.”

ZOR DURUMLARDA CERRAHIN İŞİNİ KOLAYLAŞTIRABİLİYOR

Sempozyumda yönteme dair uygulamalar hakkında bilgiler veren Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Douglas Kondziolka, Gamma Knife yöntemini bir hastada uygulamadan önce, tümörün yerleştiği yere ve derinliğine bakarak bazı incelemeler yaptıklarını, ondan sonra uygulamaya karar verdiklerini söyledi. Küçük tümörlerde tedaviye gecikmeden başladıklarını ifade eden Dr. Kondziolka, “Eğer hastamızda tespit ettiğimiz tümör büyükse ve cerrahi yöntemle tümör çıkarıldıktan sonra; tümörden bazı kalıntılar saptanmışsa da bu yöntemi kullanabiliyoruz. Bizim amacımız sadece tümöre odaklanmaktır. Sağlıklı hücreleri korumaktır. Yöntemin sağlıklı hücrelere zarar verme oranı yüzde 3’ün altındadır. Bu yöntemin ilk uygulandığı yıllarda genç hastalarda kullanılmasıyla ilgili çekinceler vardı. Ancak zamanla bunlar da aşıldı ve gençlerde de başarıyla kullanılmaya başlandı” diye konuştu. Beyin cerrahisinde bazı hastaların tümörlerinin yerleşim yeri ve derinliği nedeniyle tedavisinin çok zor olduğuna değinen Dr. Kondziolka şunları söyledi: “Yakın zamanda böyle bir hastamız oldu. Beyin tabanında tümör vardı. Hastanın bir gözü göremiyordu. Daha önce bazı ameliyatlar geçirmişti ancak yeniden bazı tümörler çıkmıştı. Çok kötü durumdaydı, cerrahlar tekrar ameliyat yapmaya çekiniyordu. Kendisine bazı testler yaptık, ışınla tedaviye uygun olduğunu düşündük. Gamma Knife yöntemini uyguladık ve mevcut tümörüyle ilgili olarak başarılı sonuç elde ettik.”

TÜMÖRDEN GERİYE BİR KALINTI BIRAKMAK İSTEMİYORUZ

Yöntemin gelecekte ne gibi özelliklerle tedavide kullanılacağı hakkında bilgiler veren Medikal Fizik Uzmanı Ian Paddick ise, “Cihazın özelliklerinin daha da geliştirilmesiyle birlikte artık, hastaları mevcut durumdan daha hassas bir şekilde tedavi etme imkanına sahip olacağız. Her şeyden önce bir görüntüleme tekniği olacak. Şu anda yöntemi bir hastada seanslar halinde değil tek bir defa uyguluyoruz. Gelecekte birden fazla seansta da tedavi yapılabilecek. Cihazın sağlıklı hücrelere zarar verip vermediği konusunun uzun yıllardır tartışıldığına değinen Ian Paddick, hücrelerin kendi DNA’larını çok iyi tamir etme konusunda bir yetenekle yaratıldıklarını, çok düşük bir ihtimal de olsa normal dokulara ışının isabet etmesi halinde DNA’nın büyük oranda kendisini onarabildiğini söyledi. Gamma Knife yöntemini kullanırken birinci hedeflerinin tümör hücrelerinin yüzde 100’ünü de etkilemek olduğunu vurgulayan Ian Paddick, “Yüzde 99 oranında tedavi etsek de olur diyemeyiz. Mutlaka yüzde 100 oranında tedavi etmek durumundayız. Geride tümör hücresi bırakmamalıyız” dedi.

 

KANSER KALKANINI GÜÇLENDİRECEK 10 ÖNERİ

Ülkemizde kanserden ölümler yüzde 12 arttı

Kanser kelimesini duyunca hepimiz korkuyoruz, hatta duymak bile istemiyoruz, sevdiklerimizin başına gelince bir türlü inanamıyoruz. Ancak kanser endüstrileşmiş toplumların bir gerçeği. Ancak korkmadan bilgilenmekte fayda var. Acıbadem Maslak Hastanesi Medikal Onkoloji Koordinatörü Prof. Dr. Gökhan Demir, Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre 2030 yılında 27 milyon yeni kanser vakası olacağını, kansere bağlı ölümlerin 17 milyona ulaşacağını belirterek, “Dünyada 75 milyon kişi bir şekilde kanserle tanışmasına karşın yaşamını sürdürebilecek. Bu sevindirici bir haber. Yani dünyada hayatının bir döneminde kanserle tanışmış, ancak hayatta kalmayı başarmış birey sayısı 75 milyon olacak” diyor.

Prof. Dr. Gökhan Demir
Prof. Dr. Gökhan Demir

Batılı ülkelerde kanser sıklığındaki artışın azalmasına karşın Türkiye’de endüstrileşmenin etkisiyle kanser sıklığının yüzde 12 oranında arttığını ifade eden Prof. Dr. Gökhan Demir, Batı’daki sıklığın azalmasının nedenini koruyucu programlar ve tarama testleri olarak açıklıyor. Ülkemizde son 10 yılda her 100 bin erkekten 154’ünde kanser görülürken, günümüzde 100 bin erkekten 275’inde kanser görüldüğünü açıklayan Prof. Dr. Gökhan Demir, 10 yıl önce her 100 bin kadından 113’ünde kanser görülürken, günümüzde bu oranın kadınlarda her 100 bin kadından 169’u olarak değiştiğini belirtiyor. Tüm bunların endüstrileşme dışındaki ikinci nedeninin de nüfusun yaşlanmasından ileri geldiğine değinen Prof. Demir, “Eğer bazı yaşam biçimi değişiklikleri yapar ve bunları uygularsak, kanser görülme olasılığımızı yüzde 30-35 oranında azaltabiliriz. Bu da hiç azımsanacak bir oran değil. Ancak tüm önerilerimizi uyguladıkları halde insanlar yine de kanser olabilirler. Bu öneriler kanser olmama garantisi değildir. Yine de elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız” diye konuştu.

Kanser kalkanımızı güçlendirecek 10 öneri hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Gökhan Demir bunları şöyle sıraladı:

Kanser olmadan önce korunma amaçlı olarak bizler neler yapabiliriz?

1-AKDENİZ DİYETİ KANSERE KARŞI GÜÇLENDİRİYOR: Kanserden koruyucu diyet diye tarif edilen beslenme tarzı Akdeniz diyetidir. Bizler bu coğrafyada, bu mutfakla beslendiğimiz için şanslıyız. Kanserden korunmak için Akdeniz diyeti kurallarını uygulamamız lazım. Bol miktarda meyve, sebze, balık, zeytinyağlı tüketmemiz lazım. Yağ olarak doymuş yağları değil zeytinyağını tercih etmemiz, bol miktarda balık tüketmeye özen göstermemiz gerekiyor.

2- MANGALDAN MUTLAKA VAZGEÇMEK GEREKİYOR: Akdeniz diyetinin kötü yanlarından biri de mangal yapmaktır. Mangal özellikle etin yüksek ısıya maruz kalmasıyla, etin etrafında oluşan “nitrozamin” maddeleri nedeniyle sindirim sistemi kanserleri, mide kanserlerine yol açabilecek zararlı etkilere sahiptir.

3- TURŞU, TÜTSÜLENMİŞ YİYECEK VE SALAMURAYI AMAN SOFRANIZDAN UZAK TUTUN: Salamura, turşu gibi yüksek tuz oranındaki gıdalardan uzak durmalıyız. Özellikle tuzlanmış gıdalarla mide kanseri arasında ilişki var. Tütsülenmiş gıdaların da çok miktarda kullanılması kanser riskini artırıyor. Türkiye’de füme gıdalar az kullanılıyor ama yine de yememekte fayda var.

4- SİGARANIN YOL AÇTIĞI ÇOK ÖNEMLİ 4 KANSERİ UNUTMAYIN: Akdeniz coğrafyasında kansere karşı çok faydalı Akdeniz diyetimiz var. Ancak bu coğrafyada sigara da çok kullanıldığı için sigaradan kesinlikle uzak durulması gerekiyor. Sigaranın kanser yapıcı etkisini hepimiz bilmekteyiz. Sigara sadece akciğer kanserine değil, baş-boyun, mide, mesane kanserlerine de yol açıyor.

5-ALKOL TÜKETENLER DE KANSERDEN NASİBİNİ ALIYOR, AMAN DİKKAT: Alkol de sigara gibi keyif veren ama zararlı bir madde. Aşırı miktarda alkol almanın da, baş-boyun kanserleri, yemek borusu, pankreas kanseri türlerini artırdığı araştırmalarla bilinen bir gerçektir.

6-ŞEKER DE, İŞLENMİŞ GIDALAR DA KANSERİ DAVET EDİYOR: Rafine şekerden uzak durduğunuz gibi işlenmiş, paketteki ürünlerden de uzak durun. Aşırı derecede hayvansal yağ tüketimi de kanser riskini artırdığından tüketilmemesi gerekenler arasında yer alıyor.

7-GENÇKEN ŞİŞMAN VE OBEZ OLANLAR; YETİŞKİNLİKTE KANSERE YATKIN OLUYOR:

Hepimizin hayat boyunca ideal kilomuzu korumamız gerekiyor. Ancak özellikle de gençlerde obezite görülme sıklığı her geçen yıl artıyor. Gençken obez olanların, hayatının geri kalanını da obez olarak sürdürme ihtimali fazla. Bu nedenle gençlikte zayıflamaya çalışmak yerine, daha çocukluktan fazla kiloların önüne geçerek, sağlıklı beslenmek önem taşıyor. Zira obezite meme, kalınbağırsak, prostat kanserleri arasında birebir ilişki var.

8-HER GÜN 30-40 DAKİKA, KALP HIZINI ARTIRIP YÜRÜYÜN: Düzenli egzersizin kanseri riskini azalttığı biliniyor. En az günde 30-40 dakika tempolu olarak, kalp hızını artıracak şekilde, spor ayakkabılarla yürüyüş yapılması önem taşıyor. Haftada en az 1-2 gün daha yüksek tempolu egzersiz de yapılmasında da fayda var.

9-ÇOCUKKEN BOL GÜNEŞ, YETİŞKİNLİKTE KANSER NEDENİ OLABİLİR: Türkiye güneş kuşağı ülkesi. Kış hariç neredeyse üç mevsim güneş var. Ama özellikle de yazın güneş ışınları daha dik geliyor. Hepimizin güneşten korunması gerekiyor, ancak özellikle de çocukların güneş ışınlarının dik geldiği saat 10.00-15.00 arası korunmasında fayda var. Çocuklara mutlaka şapka, güneş gözlüğü takılması, açık havada uzan saatler oynamalarına izin verilmemesi gerekiyor. Çocukların hassas tenine yüksek faktörlü güneş koruyucu kremler sürmek lazım. Güneş yanığı çocukken oluştuysa gelecekte melanomların yani cilt kanserinin oluşmasına zemin hazırlıyor.

10- TARAMA PROGRAMINI İHMAL ETMEDEN UYGULAYIN:

Bu tarama testlerinden ailesinde hiçbir risk faktörü olmayan, kendisinde hiçbir şikayet olmayan tamamıyla sağlıklı insanların; belli yaşlardan itibaren belli testleri belli sıklıklarda yaptırmasını anlıyoruz. Kanserden korunmak için mutlaka bazı tarama programlarına girmek gerekiyor. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

• Kadınlar 40 yaşından itibaren mamografik takiplerini yaptırmalı.

• Aktif cinsel yaşamı başlayan kadınların jinekolojik muayenelerini düzenli yaptırmalarının yanı sıra, rahimağzı kanseri açısından da düzenli olarak pap-smear testi yaptırmaları önemli.

• Erkeklerin ise prostat kanserine karşı 40 yaşında PSA baktırması lazım.

• Erkeklerde eğer PSA seviyesi 1’in altındaysa 45 yaşında bir kere daha baktırması önemli. Bu testin sonucu 1’in altındaysa 50 yaşından itibaren baktırmak gerekiyor.

• Eğer PSA seviyesi 40 ve 45 yaşında bakıldığında 1’in üzerindeyse daha sık aralıklarla PSA takibinin yapılmasında fayda var. Çünkü bir kan belirteciyle teşhis konulabilen tek tümör prostat kanserleridir.

• Kalınbağırsak kanserine karşı 50 yaşından itibaren kolonoskopi yaptırılması gerekiyor. Eğer bir polip bulunamazsa 10 yılda bir tekrarlanması lazım.

• Bunların dışında çok açık renkte bir tene sahipseniz, özellikle sarışın, kızıl saçlı ve çok açık tenliyseniz, vücudunuzla çok fazla ben varsa, düzenli olarak bu benleri dermatoloji uzmanlarına inceleme yaptırmanız gerekiyor.

MEME KANSERİNDE DOĞRU BİLİNEN 25 YANLIŞ

Meme Kanseri Hakkında Yanlışlarımız Var!

İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve Europa Donna Meme Hastalıkları Koalisyonu Derneği işbirliğiyle gerçekleştirilen “Meme Kanserinde Yeni Yaklaşımlar Eğitim Toplantısı 2013” kapsamındaki halka açık oturumda, meme kanseri hakkında doğru bilinen yanlışlar açıklandı. Acıbadem Meme Sağlığı Merkezi Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, Meme Vakfı Genel Koordinatörü Violet Aroyo’nun oturum başkanlığı yaptığı sempozyumda, meme kanserinde yanlış bilinen 25 konu hakkında açıklamalar yapıldı.

 

memeHalkın yanlış bildiği 25 nokta hakkındaki sorulara akademisyenler Prof. Dr. Nuran Beşe, Prof. Dr. Gökhan Demir, Doç. Dr. Fatih Aydoğan, Prof. Dr. Haluk Sayman, Prof. Dr. Ümit İnce, Prof. Dr. Levent Çelik ve Doç. Dr. Şükrü Yazar yanıt verdi:

1-Her 6 ayda bir meme ultrasonografisi yaptırıyoruz. Mamografiye gerek yok, mamografi ışınları kanser yapıyor! Meme kanserinin erken teşhisinde ana yöntem mamografidir, diğer yöntemler mamografinin yardımcısı olabilirler.

2-Kadınlara 40 yaşın altında mamografi çekilmesi yanlıştır! Eğer kişinin şikayeti yoksa tarama mamografisini 40 yaşın altında yapmıyoruz. Ancak kişinin ailesinde risk varsa, meme başından akıntı geliyorsa, memede kitle gibi bulgular varsa erken yaşta da olsa mamografi yapılabiliyor.

3-Meme MR’ı çektirince mamografi çektirmeye gerek yoktur! Meme MR’ı çok hassas bir tetkiktir. Ancak meme MR’ı ve mamografi birbirini tamamlayan, birbirinin yerine geçmeyecek tetkiktir. Bu nedenle her yıl mamografi yaptırılmalıdır. Çünkü meme kanserinin birden fazla türü vardır. Meme kanserini 9 mm’nin altında yakalarsak tedavi etme şansımız yüzde 98 oranındadır. Meme kanserinin erken teşhis edilmesi çok önemlidir.

4- Meme kanseri tek tiptir, yaşlılarda daha yavaş seyreder! Herkesin kanseri kendisine özeldir, kendisine aittir. Yapılan araştırmalara göre meme kanserinin yeni tipleri bulunmaktadır. Yaşlılarda yavaş seyrettiği doğru değildir, yavaş seyreden türleri de vardır, hızlı seyreden türleri de.

5-Meme kanseri ameliyatı sırasında yapılan incelemede lenf bezi temizse sonuç kesindir! Az miktardaki kanser hücresi ameliyat sırasındaki incelemede yüzde 10-15 oranlarında görülemeyebilir. Ameliyat sonrasında yapılan patolojik inceleme sonucunda kesinleşir.

6- Mamografi ve biyopsideki tümör boyutları aynıdır! Mamografi kanserin bulunduğu bölgeyi gösterir. Biyopsiden elde edilen sonuçla mamografiden elde edilen sonuç aynı olmayabilir. Mamografide elde edilen sonuçların çoğu zaman kanserle ilgisi olmayabilir.

7-Şeker kanser dokusunu büyütür! Kanser hücreleri vücuttaki normal hücrelere göre daha fazla şeker tüketir, bu bilimsel açıdan bir gerçektir ve doğrudur. Ancak şeker tüketmek, kanseri tetikler veya hızlandırır diye bilimsel bir gerçeklik yoktur.

8- Kemoterapi bağışıklığı çökertir! Vücudun bağışıklık sistemi ikiye ayrılır: 1-Kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu sistem. 2-Basit bağışıklık hücrelerinin bulunduğu sistem. Kemoterapi kanserle savaşan asıl hücrelerin bulunduğu bağışıklık sistemine zarar vermez. Basit bağışıklık hücrelerine zarar verir.

9- Bağışıklık sistemini iyi beslenerek güçlendirmek mümkündür! Bağışıklık sisteminin ilaçlarla baskılanmasına karşı yapılabilecek fazla bir şey yoktur. Mantar yesek bağışıklığımız güçlenir mi diye sorular soruluyor. Bu alanda besinlerin etkisiyle ilgili birçok bilimsel çalışma yapılıyor. Ancak tek başına bir besinin bağışıklığı güçlendirdiğine ilişkin bilimsel bir veri yok.

10- Kemoterapi sonrasında çıkan saçları boyatmak kanserin nüks etmesine yol açar! Bu alanda çok bilimsel araştırma yapıldı. Ancak saç boyatmanın nüksü artırdığına ilişkin bir sonuç bulunamadı.

11-Meme kanseri olanlar doğuramaz! Eğer bir kadına meme kanseri tanısı konulmuşsa erken dönemde doğurmasına izin verilmiyor. Ancak uzun bir dönemi hastalıksız olarak geçirebildiyse, bu yapılan testler ile de doğrulandıysa doktorunun izniyle gebeliğe izin veriliyor. Ya da genç hastalar sözkonusu olduğunda, yumurta hücreleri ve yumurta dokusu saklanabiliyor.

12-Memenin tamamen çıkarılması kanserin sıçramasını önler! Bilimsel araştırma sonuçlarına göre, meme koruyucu cerrahi ve memenin tamamen çıkarılması arasında, hastalığın nüksü bakımından fark yok. Meme tamamen çıkarılsa da hastalık nüksedebiliyor. Göğüs duvarında ya da başka organlarda nüks oluyor.

13-Ailesinde kanser yoksa meme kanseri görülmez, ailesinde varsa görülür! Ailesinde meme kanseri bulunan kişilerde görülme riski vardır, ancak ailesinde meme kanserli bir kişi olmaması o kişide de hastalığın olmayacağı anlamına gelmez. Bazı kadınlar meme kanseriyle ilgili gen mutasyonunu taşıyor ama hastalanmıyor. Bazıları hastalanıyor. Bunun garantisi yok.

14-Tamamlayıcı tıptan fayda görülmez! Tamamlayıcı tıp ot, çöp kaynatmak değildir. Yoga, meditasyon, sanatla uğraşmak, hobi edinmek hastalar için son derece faydalıdır. Kanseri yenmiş kişilere biz daima uğraş edinlerini öneriyoruz. Spor yapmalılar, beslenmelerine dikkat etmeliler. Kilo almak, östrojeni artırıyor, bu da kanser riskini artırıyor. Kiloyu korumak için günde tempolu olarak 45-60 dakika arasında spor yapılmasını öneriyoruz. Unutmayın ki vitrin bakarken yürümek spor olmuyor, tempolu olması gerekiyor.

15- Kanser taramasında PET-BT yüzünden fazla radyasyon alınıyor! BT nedeniyle radyasyon ışını verildiği doğrudur. BT kanserin yerini belirlemede kullanılıyor. PET – BT gerçekten gerekliyse radyasyondan korkmak gereksizdir.

16- Radyoterapi süresince banyo yapılmamalıdır! Yıkanmanın hiçbir olumsuz etkisi yoktur. Aksine duş almaya devam edilebilir. Ancak tahriş edici ürünler kullanılmamalı, lif, kese yapılmamalıdır. Bebe sabunu veya bebe şampuanı kullanılmalıdır.

17- Radyoterapi süresince küçük çocuklarla temas etmek radyasyon bulaştırır! Radyoterapi sırasında radyasyon belirlenmiş bir hedefe yönelik olarak veriliyor. Örneğin ışını göğüs duvarına veriyorsak yumurtalıklara etkisi olmuyor. Radyoterapi bitince korkmadan çocuklarınıza, torunlarınıza sarılabilirsiniz. Çünkü radyasyonu eve götüremezsiniz.

18- Silikon taktırmak kanser riskini artırıyor! Uzun yıllardır silikonun etkileri üzerinde bilimsel çalışmalar yapılıyor. Bunların sonuçlarına bakıldığında, memeye estetik amaçlı olarak silikon taktırmanın kanser yaptığına ilişkin bir bulguya rastlanmadı.

19- Meme kanseri ameliyatından sonra iki yılı tamamladım, risk geçti! Meme kanseri aslında çok farklı klinik seyri olan bir hastalıklar grubudur. Aksine ameliyattan sonraki ilk 2 yıl tekrarlama riski yüksektir. Bu nedenle üç ayda bir  kontrol yapılmalıdır. İlk 2 yıl yapılan takip çok önemlidir, aksatılmamalıdır.

20- İleri yaşta tüp bebek yaptırmak meme kanseri riskini artırır, psikolojik travmalar hastalığa yol açar! Eğer kişide meme kanseri riski varsa, birden fazla tüp bebek denemesi nedeniyle alınan ilaçlar ve yoğun psikolojik zorlanmalar hastalığa zemin hazırlayabilir. Büyük acılar çekmek tek başına kanser için neden değildir. Öyle olsaydı deprem enkazında çocuklarını kaybeden tüm kadınların kanser olması gerekirdi. Bu tür olaylar direkt etkili değildir.

21- Paraben içerikli kozmetikler, antiperspirant deodorantlar kanser yapar! Paraben içerikli kozmetiklerin kanser yaptığı ya da terlemeyi önleyici antiperspirant deodorantların kanser yaptığıyla ilgili bilimsel bulgular yoktur. Talk pudrası içeren deodorantları deneyimsiz hekimler, memede mikrokalsifikasyon olarak değerlendirebilir. Ama alanında deneyimli hekimler bunun kanser odağı olmadığını kolaylıkla anlar.

22- Her yıl mamografi yaptırmaya rağmen kanser çıkar! Meme kanseri eğer ele geliyorsa 8-10 yaşındadır. Yani 15-17 mm civarındadır. Tüm bu taramalarla ana amaç, ele gelmeden yakalamaktır. Bu nedenle tutabileceğimiz balıkların peşinden koşuyoruz. Tümör mamografinin görüntüleme alanı dışında kalıyorsa atlanabilir. Ancak hekim böyle bir şüpheyle ek incelemeler yaparak kesin bir sonuca ulaşmaya çalışır.

23-Kemoterapi sırasında saç boyatılmaz, zararlıdır! Eğer kötü bir saç boyası kullanılırsa saçlar dökülebilir. Çünkü sindirim sistemi tümörleri ve metastazlarda kullanılan bazı ilaçlar vardır. Bunların etkisiyle zaten saçlar dökülür bir de kötü boya bu dökülmeyi artırır. Kına yapılmasını önerebiliriz, besleyici etkisi vardır. Organik boyayla boyayabilirler.

24- Lazer epilasyon kanser riskini artırır! Lazer epilasyonun kansere yol açtığı ya da riski artırdığına dair bilimsel bir araştırma sonucu yoktur.

25- Meme alındıktan sonra silikon takılması zararlıdır! Artık tüm dünyada meme kanseri nedeniyle tüm meme alınırken (mastektomi ameliyatı yapılırken) aynı seansta meme silikonu da takılabilir. Hastaya bir zararı yoktur.