KEDİCİKTEN CIRTLAK PEMBE KUMBARA

 

Bizim çocukluğumuzda İş Bankası’nın sefer tasına benzeyen kulplu, metal bir kumbarası vardı. Babamın bankacı bir arkadaşı getirmişti. Harçlıklarımızı biriktirmeyi öğrenelim diye. Metal olduğundan mıdır, sefer tasına benzettiğimden midir nedir hiç sevemedim. Onun yerine annemin krem kutuları yuvarlak, kapağından dolayı açması kolay olduğundan benim için daha cazipti. Sonra da örgü örmeyi öğrendim, kendime pembe-kırmızı-sarı cüzdanlar örüp harçlıklarımı biriktirmeye başladım. Nasıl kalemlere, silgilere, defterlere merakım varsa, güzel bir kumbara görünce de dayanamam. Domuz şeklindeki kumbaraları ise almak istemem. Sevimsiz bir hayvanın kumbarası da bana hiç sevimli gelmediğinden. Bu tombul, cırtlak pembe, bıyıklı ve sevimli kediyi Zara Home mağazasında gördüm. Bir tanecikti. O gün yorgundum, bir de çok kolay kırılacağını düşündüğümden almak istemedim. Fotoğrafını çektim. Kedi bir sanatsal obje olarak da çok değerlidir benim gözümde. Kedili bir gözlük kılıfım var, kedili aynam, kedili kolyem. Bir de kediden kumbara fotoğrafım var. Yaşasın zenginim

Cekme_dedim

Çekme, hadi başka kapıya!

Temmuz sıcağında. Bahariye’de bir dükkanın önündeydi.

Fotoğrafa bakınca kedi şunu diyor sanki:

Çekme dedim. Çekme!

karakedim

İstanbul kedilerini anlatmaya ne hacet!

Bu kadar çok kedi fotoğrafı çekmemin sebebi, onların en sevdiğim özelliği. O ne derseniz? Eyvallahsız olmak. Özgür olmak. Kimseden bir şey beklememek, başının çaresine bakma gücünü hep bulabilmek.

Birkaç yıl önce bir kitap okumuştum. ABD’de bir kütüphanede memurların baktığı Dewey ismindeki kedinin hikayesini.

Bu kedinin felsefesi şuydu: “İyilere yakın ol, kötülerden uzak dur.”

Ona kötülük yapmak isteyen insanlarla hiç ilgilenmeyen bu akıllı kedi, çocukların, engellilerin ve sevimli yaşlıların kucağından inmiyordu. Onlardan sevgisini esirgemiyordu.

Her kedi ayrı bir varlıktır, tıpkı insanlar gibi kedilerin de eşref saati, mutluluk saati vardır.

İşte koca İstanbul’un sokaklarından kedi manzaraları.

Mudanya_kedisi_01

ASALET BU KEDİNİN GENLERİNDE VAR!

Bu kedinin fotoğrafını 20 Temmuz 2013 cumartesi günü Mudanya’da iskeleye inen bir sokakta çektim. Sıcaktan mayışmış, kendine geniş bir duvar bulmuş. Paspasa yayılırcasına serilmiş.

Kuyruğa dikkat lütfen! Ucu siyah kuyruk, öyle asaletle, kadınların omuzlarına şal atmalarına benzer zarif tavırla öylece atılıvermiş ki, bunu bir dişi kediler, bir de şuh kadınlar yapar ancak. Tüylerin temizliğine bakın bir de. Hangi evin balkonundan atladı kimbilir…Özgürlük ve rahatlık için.

Mudanya_kedisi_02

kedicik_13052013

FAKİR KEDİCİK!

FAKİR KEDİCİK!

Bavulumun yanında duran bu tortop olmuş kediyi, sabahın altısında üşümüş, üşüyüp küçülmüş bir şekilde otobüs garajında beklerken gördüm. Kısık bir sesle miyavlayıp bavulumun yanına geldi, tortop olup oturdu.

Hemen aklıma Orhan Veli’nin ‘Kuyruklu Şiir’i geldi. Zavallıcık çok açtı. Ona sosis alabildim, yiyeceği başka bir şey yoktu kantinde. Yeyip bitirdi, sosisi koyduğum kağıdı uzun uzun yaladı. Doyamadı zahir dedim bir tane daha aldım. Onu da ağır ağır tadını çıkararak yedi. Soğuk havada gırtlağından zor sökülen bir miyav sesiyle adeta teşekkür edip yanımdan uzaklaştı. İşte onunki ekmek kavgası.

Kuyruklu Şiir -Orhan Veli Kanık

Uyuşamayız, yollarımız ayrı
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta
Benimki aslan ağzında
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.

Ama seninki de kolay değil, kardeşim
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.