okul_korkusu

SÜREKLİ ‘KORKMA’ DERSENİZ DAHA ÇOK KORKAR

Çocukların Okul Korkusunu Yenmesi İçin 6 Öneri

Bu yıl okul zilinin çalmasıyla birlikte çocukların hayatında yeni bir dönem başlıyor. Ancak bu yıl diğer eğitim-öğretim dönemlerinden farklı olarak 5,5 yaşını dolduranlar da birinci sınıfa başlıyor. Çocukların anne ve babalarından, kendileriyle ilgilenen aile büyüklerinden ayrılmakta, yeni bir ortama girmekte yaşadıkları sorunlar yaşça daha küçük çocukların da okula gidecek olmasıyla daha da artacak gibi görünüyor.

Dr. Arzu Önal
Dr. Arzu Önal

Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Arzu Önal,  çocukları okula alıştırırken ve okul fobilerini yenmelerine yardımcı olurken sıcak ve içten davranılmasını önererek, “Korkma, korkulacak bir şey yok derseniz, çocuk bunu demek ki korkulacak bir şey var olarak algıladığından bu tür yapma, etme tarzında komutlar içeren cümleler kurmaktan kaçınmalısınız” diyor.

Çocukların okul fobileriyle ilgili anne ve babaların en çok merak ettikleri konular hakkında bilgiler veren Dr. Arzu Önal, sık sorulan soruları da şöyle yanıtlıyor:

Çocukların okul korkusunu yenmede kullanılan yöntemler nelerdir?

Yeni bir ortama girmeye hazırlanan çocuk kendini güvende hissedebilmek için girdiği ortamda neler olacağını önceden bilmek istiyor. Ancak bunu bilebilmesi ve anlayabilmesi amacıyla çocuğa yeterli ve kaliteli zaman ayırılması gerekiyor.

Bu korkuyu yenmesi için 6 öneride bulunan Dr. Arzu Önal, bunları şöyle sıralıyor:

1- Çocuğunuzu sabah sarılarak uyandırın. İlk zamanlarda çocuklar yeni bir düzene alışmaya çalıştıklarından kendi başlarına uyanamayabilir. Anne ve babalarının kendisini uyandırdığını gören çocuk rahatlama hissi duyar.

2- Elbette güne başlamak sadece uyanmakla bitmiyor. Çocuğunuzun okul hazırlıklarını yapmasına, giyinmesine ve dişlerini fırçalamasına yardımcı olun.

3- Çocuğunuzla birlikte kahvaltı etmeniz okula gitmeden önce kendini iyi hissetmesine yardımcı olur.

4- Onunla birlikte okula gitmeniz de moralini artırır, kendisini güvende hisseder, yalnızlık duygusunu daha az duyumsar.

5- Sırt çantasını sınıfına yerleştirin.

6- Pencereden anne-babasına güle güle demesini isteyin.

SAKİN VE YUMUŞAK BİR SES TONUYLA KONUŞUN

Tüm bunların yanısıra anne ve babaların çocuklarını sınıfa bıraktıktan sonra sakin bir ses tonu ve görünümde olmalarını öneren Dr. Arza Önal, “Çocuklar anne-babalarının ne hissettikleri konusunda duyarlıdırlar ve endişeliyseniz hemen anlarlar. Dolayısıyla güle güle derken içinde bulunduğunuz ruh hali onun feryat figan ağlamasına ya da koşarak mutlu bir şekilde okula yönelmesine etki etmektedir. İçinizden ne kadar üzülürseniz de gülümseyin, sakin ve yapıcı ses tonu ile konuşun. Kaygılı ya da mutsuz olduğunuz yüzünüze yansır ise çocuğunuz şöyle bir mesaj alır “Okul / kreş /yuvaya gitmemle ilgili annemi endişelendiren bir şey var, demek ki başıma bilmediğim bir şey gelebilir?” diyor. Tüm bu yaklaşımların bazen başarısızlıkla sonuçlanabileceğine de dikkati çeken Dr. Arza Önal, “Bu durumda bir uzmandan destek almak faydalı olabilir. Oyun terapisi, Kognitif davranışçı terapi yöntemleri ve ilaç tedavisi kullanılan yöntemler arasındadır. Bazen tek başına bazen de bu yöntemleri birleştirerek tedavi sağlanmaktadır” diye konuşuyor.

GÜVENSİZ ÇOCUKLAR DAHA ÇOK ZORLANIYOR

Okula başlarken takvim yaşının yanısıra çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişiminin okula başlamaya hazır olup olmadığının da değerlendirilmesi önem taşıyor. Bazı çocuklar daha geç olgunlaşabiliyor, bu durumda okula başlamak için bir yıl daha beklemesi gerekebiliyor. Fakat tutturma ya da kaygı kaynaklı bir isteksizlik ortaya çıkıyorsa bu davranışın üzerine gidilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Arzu Önal, şunları söylüyor: “Böyle durumlarda yapılan erteleme 2-3 yıl sonra da olsa okula başladığında aynı tepkileri vermesini engellememektedir. Daha önce anne-babadan ayrılmayan, ayrılığın edişe verici olduğu duygusu hissettirilen, güvensiz çocuklarda daha sık görülmektedir. Bu çocukların kaygı düzeyi oldukça yüksektir ve ebeveynlerinde de kaygı hali olabilmektedir. Daha önce hiç sorumluluk verilmeyen, aşırı korumacı davranılan ve otonomisini geliştirmesine müsade edilmeyen çocuklarda daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır.”

ABLASI, ABİSİ OLANLARIN İŞİ DAHA KOLAY

Tek çocukların mı yoksa kardeşi olanların mı okula başlamakta daha çok zorlandıkları merak edilen sorulardan biridir. Dr. Arzu Önal, bu sorunun kesin bir cevabı olmamakla birlikte evde kendinden küçük bir kardeşinin annesi ile baş başa zaman geçireceğini düşünen çocuklarda okula uyum sağlamanın  biraz daha zor olabildiğini belirtiyor. Dr. Önal, kendisinden büyük abla ya da abisi olan çocukların, abla ve abisinin okula gittiğini görerek rahatladığını, bu durumun da çocukla okula karşı özendirici bir istek yaratarak, motivasyonunu yükselttiğini vurguluyor.

MESAFELİ VE KARARSIZ ÖĞRETMEN ÇOCUĞUN KAYGISINI ARTIRABİLİYOR

Okula başlarken en çok anne-babadan ayrılma, onları bir daha görememe kaygısı çocuklarda çok ön planda oluyor. Çocuklar kendilerini güvende hissettikleri noktada kaygıları azılıyor, okula uyumları da kolaylaşıyor. Ancak burada anne ve babaların dışında öğretmenlere de önemli görevler düşüyor. Çocuk okula girdiği andan itibaren endişe içinde ve ne olacağını bekler haldeyken, öğretmeni ile ilk teması çok önem taşıyor. Sevecen ve ilgili öğretmen güven duygusu vererek çocuğun adaptasyonunu kolaylaştırırken, mesafeli ve kararsız bir öğretmen güvensizlik yaratarak çocuğun endişesini artırabiliyor. Bu nedenle Dr. Arzu Önal, çocuğun okula ilk başladığı gün veya günlerde evden sevdiği bir veya iki oyuncağını getirmesine öğretmeninin izin vermesinin yararlı olacağını, bazı kuralların esnetilmesinin çocuğun okula uyumunda önemli bir destek unsur yaratacağına dikkati çekiyor. Dr. Önal, “Öğretmen kontrolü anne-babadan alarak her şeyin yolunda ve ne yaptığının farkında olduğunu hem aileye hem de çocuğa hissettirebilmelidir. Öğretmene güvenen anne-baba bunu çocuğuna da yansıtacak ve çocuk da kendisinin güvende olacağına inanacaktır” diyor.

KUTU…///……………………………………………………………………………………………………………………………………

BU 4 CÜMLEYİ SÖYLEMEYİN!

Çocuklarla doğru iletişim kurmanın önemine değinen Dr. Arzu Önal, doğru cümleler ve yanlış cümleler hakkında da anne babalara bazı uyarılarda bulunuyor:

1- “Korkma” demeyin! Eğer annesi çocuğuna korkma diyorsa çocuk açısından bakıldığında korkulacak bir şey olduğu anlamını taşımaktadır. “Korkma iğne hiç acıtmayacak” denildiğinde acıdığı gibi.

2- “Merak etme ben yan odadayım seni asla bırakmam”: Çocuğun zihnindeki açılımı “Merak etmelisin, çünkü ben de çok merak ediyorum, eğer izin verirse bu gaddar insanlar yan odada seni bekliyor olacağım ama ben de emin değilim”.

3- “Seni asla okulda unutmam / bırakmam ben unutursam baban, teyzen, deden alır seni” : Çocuğun zihnindeki açılımı “seni okulda unutma ihtimalim var, olur da o kadar unutkan olursam inşallah seni alan biri çıkar”.

4- “Okula gitmek ister misin?”: Okula gitmeme ve evde bildiğin şeyleri (TV, oyuncak, oyun oynama gibi) devam ettirme hakkın var. Ben senin yerinde olsam bildiğim şeyleri tercih ederdim.

ÇOCUĞUNUZA BU 5 CÜMLEYİ SÖYLEYİN!

1- “Bir sürü arkadaşın olacak ne kadar heyecan verici değil mi?”

2- “Acaba kaç tane yeni oyun öğreneceksin bana da öğretirsen evde birlikte de oynarız.”

3- “Okula giderken öğretmenine en sevdiğin resmini ya da oyuncağını gösterebilirsin, eminim o da beğenecek.”

4- “Sen okuldayken aklım hep sende olacak ama orada eğlendiğini bilmek beni de mutlu edecek.”

5- Okula motivasyonunu artıracağını düşündüğünüz bu tarz cümleleri oyun sırasında ya da laf arasında söyleyebilirsiniz. Özellikle karşılıklı oturup ciddi bir şekilde konuşmanıza gerek yoktur.

 

sismanlik_01

ŞİŞMANI ZAYIFLATMAK, 3-5 KİLO FAZLASI OLANI ZAYIFLATMAKTAN KOLAY!

Şişmanın metabolizması daha hızlı çalışıyor!

Halk arasında zayıfların metabolizmasının daha çok çalıştığı sanılıyor. Oysa şişmanların metabolizması daha çok çalışıyor.

Asli_İcingur_01Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Aslı İçingür, bunu büyük bir makineyle küçük bir makinenin çalışma kapasitesine benzetiyor. Büyük makine çalışırken daha fazla enerji kullanıyor, küçük makine daha az enerjiyle çalışabiliyor. İçingür, şişmanların harcadıklarından daha fazla enerji aldıklarını, beslenme programında fazla enerjinin kısıtlanması, sağlıklı bir beslenme sisteminin oluşturulmasıyla fazla kiloların, 3-5 kilo fazlası olanlara göre daha hızlı ve kolay bir şekilde verilebildiğini söylüyor.

METABOLİZMANIN EN BÜYÜK DÜŞMANI UZUN SÜREN AÇLIKLAR 

Sağlıklı çalışan bir metabolizma, hem kilo verilmesinde, hem ideal kilonun korunmasında önemli rol oynuyor. Ancak metabolizmayı sağlıklı çalıştırabilmek de bazı yanlışlardan uzak durmakla mümkün. Metabolizmayı yavaşlatan nedenler hakkında bilgi veren Aslı İçingür bunları şöyle sıralıyor:

- Uzun süreli açlıklar metabolizmanın düşmanıdır. Bu nedenle zayıflayacağım diye saatlerce aç kalmayın.

- Kahvaltıyı atlamak, metabolizmaya yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Kahvaltıyı atladığınızda öğlen yemeğine kadar olan vakit uzayacağından daha çok acıkarak fazla kalori alma eğilimde olursunuz. Fazla alınan bu kaloriler ise hareketsiz bir yaşam tarzınız varsa ve öğünlerde dengeleme alışkanlığınız yoksa kilo olarak size geri dönecektir.

- Metabolizmayı uyanık tutmanın bir başka yolu ise ana öğünlerden 2-3 saat sonrasında mutlaka bir ara öğün koymanızdır. Bunu yakıt attığınızda çalışan bir makineye de benzetebiliriz.

- Yüksek kalorili atıştırmalar, cipsler, gofretler, çikolatalar ve kuruyemişler vücuda gereksiz kalori yüklüyor ve kilo artışına yol açıyor. Azar azar arkadaşınızdan yediğiniz ufak atıştırmalar ileride ciddi kilo problemleri olarak size geri dönebilir.

- Zayıf kalma uğruna et yememek vücudun ihtiyacı olan B12 vitaminin alınamamasına ayrıca protein alımınında eksilmesine neden olabiliyor. Bunlarda bağlantılı olarak metabolizmayı yavaşlata etmenler arasındadır. Çünkü kas kütlesinin fazla  olması için, proteinin yeterli miktarda olması gerekmektedir. Bu beslenme biçimi de kasların yapımını uyarıyor, kas yapımı artınca vücut daha fazla enerji harcıyor.

- Tiroid bezi az çalışan hastalarda metabolizma yavaşlar. Bu nedenle hekim kontrolünden geçmeleri gerekir, antidepresan, kortizon ilaçlarını kullananlarda metabolizma yavaşlayacağı için düzenli hekim kontrolü gerekiyor. Bu tip hastalarda aktivite oldukça önemlidir. Günlük 45 dakikalık yürüyüşler önerilir.

- Dünya Sağlık Örgütü haftada 5 gün, 45 dakika-1 saat arasında spor yapılmasını öneriyor. Bu belli tempoda hafif yürüyüşler olabileceği gibi yüzme, bisiklete binme de olabilir. Çünkü vücut 20 dakikadan sonra yağları yakmaya başlıyor.

VÜCUDUN EN İYİ ÇALIŞTIĞI ZAMAN DİLİMİ: 09.00-12.00

Ara öğünün vücudun verimli çalışması ve metabolizmanın hızlandırılması için şart olduğuna değinen Aslı İçingür, bu uyarıcılar olmazsa vücudun yavaşlayacağını söylüyor. Bu nedenle her öğün arasında yaklaşık 2,5-3 saatlik bir ara koymak önem taşıyor. Herkesin biyolojik saati olduğunu ve bunun kişiden kişiye göre değişiklik gösterebildiğini anlatan İçingür, “Sabah kahvaltısı uykuda geçen ve yemek yenilmeyen uzun bir sürenin sonunda vücuta giren ilk yakıttır. Metabolizmayı ateşlemektir. Bunun için de vücudun metabolik işlevleri için en verimli saatler olan 09.00-12.00 saatleri arasında bir kahvaltı öğünü ve bir ara öğün yapmak metabolizmanın çalışmasına katkı sağlayacaktır” diyor.

ARA ÖĞÜNLER, TEMBEL METABOLİZMAYI ÇALIŞTIRIYOR 

Saat 08.30-09.00 arasındaki bir kahvaltının ardından, 10.30 gibi ara öğün yapmak, saat 13.00 civarında öğle yemeği yemek metabolizmayı canlandırıyor. Çünkü saat 15.00 civarı kan şekeri düşüyor, yorgunluk, dikkat bozukluğu, uyku başlıyor. Bu saati bir ara öğün için kullanmak gerekiyor. Ara öğünde bir avuç leblebi, 3-4 kuru kayısı, kuru üzüm-leblebi karışımı, bir adet elma, 2 adet grissini kolay ulaşılabilir pratik seçimler olabilir.

EKMEK YEMEMEK, TUZAKTIR, MUTLAKA YEYİN

Bazı kişiler diyetlerinden ekmeği tamamen çıkarıyor. Oysa hiç ekmek yememek yanlıştır, tam tahıllı ve tam buğday ekmeği B grubu vitaminleri bakımından zengin bir kaynaktır ayrıca midenin daha geç boşalmasını sağlayarak bizi tok tutar.  Diyette ekmeği kesmenin kilo verdirmeyeceğini belirten Aslı İçingür, mısır gevreği ve müsli tüketiminin abartılmaması gerektiğini, bunların çok miktarda yenilmesi halinde hızlı acıkma, kan şekerinin hızlı yükselmesi ve çabuk düşmesi gibi etkilerin ortaya çıkabileceğine dikkati çekiyor.

sismanlik_02KIŞ MEVSİMİ METABOLİZMANIN DÜŞMANI

Kış mevsimi metabolizma için dezavantaj oluşturuyor. Çünkü karanlıkta uyku hormonu salgılanıyor ve bu hormon kışın daha çok salgılanıyor bu da metabolizmayı bir miktar yavaşlatan bir etkendir. Gün ışığının fazla olması insanları olumlu etkiliyor, depresyon, psikolojik gel-gitler azalıyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aslı İçingür, metabolizmayı hızlandırmanın yollarını şöyle sıralıyor:

- Greyfurt, sirke metabolizma üzerinde olumlu etkileri olan besinlerdir.

- Yapılan çalışmalar yeşil çay tüketiminin metabolizmayı hızlandırdığını ve yağ yakımını uyardığını göstermiştir.

- Antioksidanlar metabolizmayı kaliteli çalıştırıyor. Yaban mersini, nar tüketmek bunu sağlıyor.

- Sebze tüketmek barsaklara çok iyidir. Prebiyotikler, kefir çok faydalı, barsak sağlığı için çok önemli. Kefir bağışıklığı artırdığı gibi, barsak florasını da koruyor.

- Abur cuburdan, yağlı yiyeceklerden kaçınmak gerekiyor. Yağlı yiyecekler sindirimi engelliyor, hazımsızlık, kabızlık oluyor.

- Karnıbahar, sarımsak ve pırasa çok faydalı posalar içeriyor; bu da bağırsak sağlığa iyi geliyor.

- Vücudumuzda insülin hormonu metabolizmasını düzenlemek için gece yatmadan iki saat önce ara öğün tüketmek oldukça yararlıdır.

- Tek başına grissini, ekmek yememeye özen gösterin. Kan şekerini dengede tutmak için yanında kefir, yoğurt tüketirsek istediğimiz sonucu elde ederiz. Diyabet hastaları, insülin direnci olanlar, kilo sorunu olanlar için vazgeçilmezdir.

- Uyku apnesi, horlama şişmanlığın gizli nedenleridir. Rahat nefes alınamıyor, oksijen vücuda alınamıyor. Hücrede enerji üretimi azalıyor. Uyku kaliteli olmadığından gece kalkıp yemek yeme eğilimi görülmektedir. Anlam verilemeyen kilo artışının nedenlerinden biri de vücuttaki insülin direnci olabilir bununda hekim kontrolünde takip edilmesi gerekmektedir.  Bu sorunlar yaşanmadan önce koruyucu beslenme programı alınmalıdır. Aksi takdirde fazla kilolardan sonra doktora danışmak daha zahmetli ve yorucu bir süreç olacaktır.

OBEZİTE BÖBREK TAŞLARINI KIRMAYA ENGEL OLUYOR

Taşla cilt arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olmamalı !

ProfDr_Ali_Riza_KuralAcıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Minimal İnvaziv Üroloji Derneği tarafından 2-3 Şubat 2013’de Acıbadem Maslak Hastanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen “Fleksible Üreteroskopik Taş Cerrahisi Kurs Programı”nda uzmanlar, böbrek taşı kırmada kullanılan en son yenilikleri tartıştı. Kursun direktörlüğünü yapan Acıbadem Maslak Hastanesi Üroloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Rıza Kural, idrar yolları taşlarının tedavisinin artık açık ameliyatla yapılmadığını, bugün en dirençli taşların bile modern yöntemlerle kırılabildiğini, böylece hastaların daha uzun süre ve kaliteli yaşayabildiklerini söyledi.

Programın cerrahi kurs bölümünde hekimler canlı maketler üzerinde çalışmalar yaparak böbrek taşı cerrahisinde kullanılan en güncel yöntemleri uygulama konusundaki pratiklerini geliştirme fırsatı buldu. İkinci gün ise gerçekleştirilen 3 canlı ameliyatta, Prof. Dr. Ali Rıza Kural tarafından RIRS yöntemi ile 54 yaşındaki bir erkek hastanın böbrek havuzcuğundaki tümörü tedavi edilirken, Dr. Selçuk Keskin ve Dr. Bülent Önal tarafından ise, RIRS ve Microperc adı verilen yöntemle hastaların böbreklerindeki taşlar tedavi edildi. Prof. Dr. Ali Rıza Kural, 1980’li yıllardan itibaren 1 cm’lik kesiden girilerek “Perkütan Nefrolitotomi” ameliyatı uygulanırken, bu yöntemin özellikle de küçük çocuklarda sakıncalı ve imkansız olabildiğini, bu tür durumlar olduğunda ise neredeyse 1 mm çapında özel aletlerle girilerek böbrek içindeki taşların kırılabildiğini söyledi. İdrar yollarında özellikle böbrek havuzcuğu veya üreter kanalında tümör vakalarının nadir görüldüğünü, ancak günümüzde bu tümörlerin de endoskopik yöntemlerle çıkarılıp böbreğin kaybedilmesinin önüne geçilebildiğini anlatan Prof. Ali Rıza Kural, bu sayede hasta konforunun da arttığını dile getirdi.

2 CM’DEN KÜÇÜK TAŞLAR HASTALARI ZORLUYOR

Toplantı çerçevesinde gerçekleştirilen panelde ise taş cerrahisinin gündemindeki başlıca konular tartışıldı. Bu konular arasında en önemlisi 2 cm’den küçük böbrek taşlarında uygulanan tedavilerdi. Panelde konuşan ve 1980’li yıllarda uygulanmaya başlayıp günümüzde daha da geliştirilerek popüler hale gelen ESWL, yani vücut dışından şok dalgası tedavisi yöntemi hakkında bilgiler veren Dr. Ender Özden, bu yöntem sayesinde böbrek taşlarının kırılıp idrar yolundan atılabileceğini belirterek şunları söyledi:

“ESWL yönteminde taşlar dışarıdan böbreklere belli şiddette gönderilen şok dalgalarıyla kırılıyor. Ancak hamilelere, tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonu olan hastalara, iskelet anomalisi olanlara, obezlere yapılamamaktadır. Taş ve cilt arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olduğundan yöntem obez hastalarda başarısız oluyor.”

bobrek2

Acıbadem Üniversitesi Üroloji Bölümü’nden Dr. Enis Coşkuner ise, taş cerrahisinde kullanılan bir başka yöntem olan “Fleksible Üreteroskopi”  hakkında bilgi vererek, bu yöntemin başarı oranının ESWL’ye yakın olduğunu söyledi. Bu yöntemin özellikle başarısız taş kırma ve dirençli taş vakalarında yüzde 67-70 oranında başarı sağlayabildiğini ifade eden Dr. Enis Coşkuner, yöntemin 1 cm’nin altındaki taşlarda ilk seçenek olarak uygulandığını, 2 cm’ye kadar olan taşlarda da başarıyla kullanıldığını söyledi. Bu yöntemde gövdesi kırılıp bükülebilen özel bazı cihazlar kullanılarak idrar yolundan böbreklerin içine kadar girilerek lazer enerjisiyle taşlar kırılıyor.”

Bir başka böbrek taşı kırma yöntemi olan perkütan cerrahi hakkında da bilgiler veren Dr. Enis Coşkuner, bu yöntemde bel bölgesinde bir delikten girilip kapalı ameliyat ile taşları kırıldığını, bu yöntemin yaklaşık 30 yıldır uygulandığını, ancak teknolojisinin daha da geliştirildiğini belirtti.

HEKİM YÖNTEMİ İYİ SEÇMELİ

Böbrek taşlarının kırılmasında modern teknoloji ve gelişmiş aletlerin kullanılması kadar hekimlerin bilgi, deneyim ve becerisinin de yüksek olması gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Ali Rıza Kural, özellikle de morbid obezlerde seçilecek yöntemin önemli olduğunu belirterek şunları söylüyor:

• Morbid obezlerde  vücut dışından şok dalgası uygulanamıyor. Çünkü böbrek taşını kıran aletin başlığı ile taş arasındaki mesafe 10 cm’den fazla olduğunda sorun çıkıyor. • Aynı şekilde obez hastalara yüzükoyun pozisyon verip bel bölgesinden girerek özel aletlerle taşı almak yani Perkütan Nefrolitotomi de zor oluyor. Fleksible Üreteroskopi  ( FU) tekniği bu hastalar için ideal bir yöntemdir. İdrar yolundan özel bükülebilir aletlerle girilerek sırt üstü yatan bir hastada böbreğe ulaşarak taşları kırma prensibine dayanan bir yöntemdir. • Bu tekniğin geçmişi 25 yıla dayanmasına karşın son yıllarda dijital cihazlar, görüntü kalitesini yükseltti. Taşları kırdığımız lazerlerin geliştirilmesiyle ve çok ince özel problar üretilmesiyle böbreğe girmek kolaylaştı, görüntü kalitesi arttı, taş kırma kalitesi ve sonuçta hasta konforu da arttı. • Bu yöntem morbid obez hastaların yanı sıra yapısal başka bozuklukları olan hastalar da kullanılan, uygulandığında iyi sonuçlar veren bir yöntem olarak kullanılıyor.

BÖBREK TAŞLARI SON 40 YILDA KÜÇÜLDÜ

bobrek3Böbrek taşlarının çapında son 40 yılda bir küçülme olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ali Rıza Kural, bu konuda şu bilgileri veriyor:

“Ülkemizin taş hastalığı kuşağında olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle beslenme yönünden sorunların olduğu bölgelerde ya da bazı iklim kuşaklarında, sıcak bölgelerde böbrek taşlarının daha fazla görüldüğünü biliyoruz. Biz de böyle bir kuşaktayız. Son 40 yılda hastalarda rastladığımız taşların çaplarının küçüldüğünü görüyoruz. Bundan 40 yıl önce tüm böbreği dolduran enfeksiyon taşları ve çok büyük mesane taşları vardı. Artık ülkemizdeki sosyal ve ekonomik gelişmeyle, sağlıklı beslenme bilincinin artmasıyla bu tip taş hastalıkları azaldı.” Böbrek taşlarının kişilerin günlük yaşamlarında yarattığı sorunların dışında, organ nakli yapılması gereken durumlarda da sıkıntıya neden olabildiğine değinen Prof. Dr. Ali Rıza Kural, şunları söylüyor:

“Eğer vericinin böbreğinde ufak bir taş varsa önceden veya böbrek alındığı sırada bu taş özel tekniklerle kırılarak böbrekten çıkarılıyor. Ancak kadavradan alınmış böbrekte maalesef bunu yapmak mümkün değil, çünkü kadavra böbrekte ufak bir taşın varlığı önceden bilinmeyebilir. Türkiye’de modern taş cerrahisini uygulayabilen hekim sayısı oldukça fazla ve beceri düzeyleri de yüksektir.Özellikle de son 10 yılda bu konuda becerisi, bilgisi yüksek, teknolojiye hakim uzmanlarımızın sayısı çok arttı. Bu alanda çok iyi olduğumuzu söyleyebiliriz.”