BAKIR İÇERİKLİ YENİ DOLGU MORLUKLARI ve TORBALARI KAPATIYOR

Endoskopik Yüz Germe Ameliyatınızı Erteleyin!

Genetik özellikler bizim fiziksel özelliklerimizin yansımalarının oluşmasını sağlıyor. Erken mi geç mi yaşlanacağımız, cildimizin ne zaman sarkacağından, gözümüzün altında torbalar ve morluklar oluşup oluşmayacağına kadar geniş bir yelpazede genlerimiz fiziksel özelliklerimizin adeta resmini yapıyor. Kadınların çok şikayetçi oldukları ve çeşitli makyaj ürünleriyle kapatmaya çalıştıkları gözaltı morlukları, içeriğindeki bakır nedeniyle yeşil bir ton oluşturan yeni bir dolgu maddesiyle kapatılabiliyor.

Gözaltında oluşan torbalanmalar zaman içersinde morluklara da neden oluyor. Bu bölgeye özel olarak üretilen yeni bir dolgu maddesi, torbaların altında oluşan çizgiye şerit halinde enjekte ediliyor ve hem gözaltı-yanak arasındaki çizgiyi ortadan kaldırırken mevcut morluğu da azaltıyor. Bu ürünün vücutta doğal olarak bulunan hyarulonik asit içerdiğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ferit Demirkan, sözkonusu ürünün yaklaşık 1,5 yıl boyunca etkili olabildiğini söylüyor.

Gözaltı morluklarını gideren bu ürünle ilgili merak edilen soruları yanıtlayın Prof. Dr. Ferit Demirkan, şu bilgileri veriyor:

Gözaltı morluklarını gidermede bu yeni dolgu maddesi nasıl etki ediyor?

Bu ürünün içinde vücudumuzda doğal olarak bulunan hyarulonik asit var. Moleküler yapısı sadece gözaltı uygulamaları için geliştirilmiş. İçinde bir miktar bakır var, bakırın yeşilimsi ışıltısı morlukla birleşince gözaltına oluşan koyu rengi nötralize ediyor. Zaten profesyonel sahne makyaj ürünlerinde de benzer bir renk nötralizasyon yöntemi uygulanıyor. “Gözaltı ışık dolgusu” olarak biliniyor. Ama bence böyle bir dolgunun asıl önemli faydası 40’lı yaşlarla ortaya çıkan alt göz kapağı ve orta yüz sarkması durumunda farklı bir seçenek sunması.

Göz çevresinde oluşan yaşlanmaya karşı neler yapılabiliyor ?

Yaşlanmanın ilk bulguları göz çevresinde başlıyor diyebiliriz. Kaşlar hafifçe düşüyor, üst kapak sarkıyor ve alt kapakta bir balonlaşma oluşuyor. Alt kapaktaki balonlaşma yanaklarımızın da sarkması ile daha belirgin hale geliyor çünkü yanak ile alt kapaktaki şişkinlik arasında derin bir çizgi oluşuyor. Eskiden alt kapak ameliyatı yaparken sadece oluşan balonlaşmayı gideriyorduk. Artık orta yüzü de kaldırmamız gerektiğini düşünüyoruz. Endoskopla alından veya gözkapağından girerek orta yüzü de kaldırıyoruz. Aksi takdirde sadece alt kapağa müdahale edince, torbalanmanın altında bulunan çizgi düzelmiyor, alt kapakla beraber orta yüzü de kaldırmak doğru çözüm oluyor. Zaten bizi uzaktan yaşlı gösteren iki şey var: Yaşlanmanın iki belirtisi var, biri gıdı bölgesinin yağlanması ve sarkması, diğeri de çapraz profilden bakınca gözaltında torbalanma oluşması.

Bu ürün gözaltındaki balonlaşmayı kamufle etmek için nasıl uygulanıyor? Sadece bu ürünü kullanmak istenilen başarıyı sağlıyor mu, cerrahi operasyona da gerek duyuluyor mu?

Ürün ince bir iğne yardımıyla gözaltındaki torbalarla yanak arasındaki oluğa şerit halinde ya da nokta nokta uygulanabiliyor. Bu dolguyu uyguladıktan sonra özel bir roll-on masaj ürünü ile uygulama hattına masaj yapılıyor ve dolguya ait düzensizlikler gideriliyor. Bu arada alt göz kapağı cildi çok ince olduğu için dolgunun rengi mevcut olan morluğu hafifletiyor. Bu dolgunun yapılmasıyla gözaltındaki torba yok edilmiyor ancak göz kapağı – yanak arasındaki derin çizgi doldurularak yükseltildiği için bir çeşit illüzyon yaratılıyor. Tabii ki çok ileri vakalarda bunu tercih etmiyoruz ve hastaya ameliyat öneriyoruz. Dolayısı ile bu ürün için en uygun hasta grubu 35-45 yaş arasında olanlar. Bir alt kapak-orta yüz ameliyatı için vakti olmayanlar veya ameliyattan çekinenler de bunu yaptırabilirler. 50’li yaşlarda gözaltı torbaları daha da büyüdüğünden cerrahi işlem yapmak gerekiyor, yüz germe kaçınılmaz oluyor.

Göz çevresi bu işlemle gençleşiyor mu yoksa ek işlemler de gerekli mi ?

Aslında gözaltı ışık dolgusu işin zor kısmını hallediyor. Kaş düşüklüğü ve yanlardaki kaz ayağı denen mimik çizgilerini düzeltmek için botulinum toksin uygulamaları zaten çok başarılı sonuçlar veriyor. Dolgu ve toksin uygulamalarını birleştirmek göz çevresinde daha dengeli bir görünüm sağlıyor.

Gözaltındaki torbalarının cerrahi olarak alınmasıyla kadınlar kaç yıl gençleşebiliyor?

Eğer hastanın üst kapağında belirgin bir sarkma yoksa, bu dolgu ve toksin enjeksiyonu ile 30’lu yaşlara dönmek mümkün olabiliyor. Bazen bunu yanak dolguları ile de desteklemek gerekiyor.

 

SAÇ EKTİREN ‘ÇİM ADAM’ OLMUŞSA, UYGULAMA KÖTÜ YAPILMIŞTIR

Türkiye’de ileri teknikler uygulanıyor

İnsanın estetik bütünlüğünü bozan, farklı veya kötü görünmesine yol açan her sorun, plastik cerrahinin ilgi alanına giriyor. Dış görünüşümüzde önemli bir role sahip olan saçlarımız da bu estetik bütünün önemli bir parçası. Erkekler için de kadınlar için de ‘kellik’, mutlaka çaresine bakılması gereken bir durum.

Acıbadem Fulya Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ferit Demirkan, son yıllarda saç ekim tekniklerinin çok geliştiğini, artık yeni teknikler sayesinde ‘çim adam’ görüntüsünün ortadan kaldırıldığını söylüyor. Prof. Demirkan, daha iyi estetik sonuçların alınması saç ekimi konusunda ciddi bir patlama yarattığını söylüyor. Türkiye ise hem kullandığı ileri teknikler hem de başarılı sonuçlar sayesinde dünyada bu konuda bir çekim merkezi olmuş.

Prof. Dr. Ferit Demirkan ile saç ekimi konusunda yaşanan sorunları, bu konudaki yeni yöntemleri konuştuk. Kendisi bu konuda merak edilen ve sık sorulan soruları şöyle yanıtladı:

Saç ekiminde ne gibi gelişmeler var?

Saç ekiminde devrim yaratan gelişme FUE (Follicular Unit Extraction) dediğimiz tekniğin ortaya çıkması oldu. Eskiden enseden bir şerit doku çıkarıp bunun içindeki tellerini ayıklıyor ve onları ekiyorduk, şimdi ise her bir saç folikülünü enseden tek tek alıp yeni yerine ekiyoruz.

Hastalar açısından bunun 2 önemli farkı oldu:

Birincisi ikili üçlü beşli gruplar yerine artık tek tek saç folikülleri ekildiği için daha doğal sonuçlar elde edilmeye başlandı.

İkinci sonuç ise saçların alındığı bölgede artık bir iz kalmaması. FUT tekniği cerrahi bir kesi gerektirdiği için ensede enlemesine bir yara izi kalıyor ve saç kısa kullanıldığında bu iz belli oluyor, hastayı ele veriyor. Saç ekimini destekleyen uygulamalar da var. Saç ekiminden önce PRP adını verdiğimiz bir yöntemle, hastanın kendi kanından alınan özel bir hücre grubunu saç ekilecek bölgeye enjekte ederek güçlendiriyoruz. PRP’yi ilk uygulamadan 20 gün sonra tekrarlıyoruz, toplamda 3 seans halinde uyguluyoruz. PRP ile elde edilen hücrelerin içinde 7 çeşit büyüme faktörü var. Bu faktörler hem yeni gelecek kökler için alıcı yatağı hazırlıyorlar, hem de yanlarına saç ekeceğimiz telleri ekimin yarattığı cerrahi travmaya karşı koruyor.

FUE tekniğinde teknolojik olarak da gelişmeler var. Örneğin saç folikülünü aldığınız cihazlara vakum özelliği eklendi, folikülü çevresinden serbestleştirdikten sonra vakumla içine çekip ekilecek yerde de açılan kanalın içine üfleyen cihazlar var. Bunun tam otomatiği olan bir robot da üretildi. Ancak kullanım pratikliği ve hız olarak biraz daha gelişmesi gerekiyor.

Hala saç ektirip ‘çim adam’ gibi dolaşanlar var mı? Azaldı mı? Saç ekimindeki estetik sonuçlar nasıl?

  • ÇİM ADAM GÖRÜNTÜSÜ ORTADAN KALKTI: Saç ekiminin ilk yapıldığı yıllarda, saçın çıkış yönüne doğru ekim yapılmadığı için, saç ekimi yapılan kişiler ‘çim adam’ oluyordu. Saçları diken diken olmuş bir görüntüye sahipti. Oysa saçın bir çıkış yönü var. Bu çıkış yönü tepede başka, yanlarda ve ensede başka. Saçlar başın ön tarafından 45 derecelik bir açıyla geliyor, ortaya doğru da hafifçe yelpaze gibi dönüyor. Şakaklarda ise kafaya daha yapışık ve aşağı yönlü seyrediyor. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Hatta saç ekiminde artık bir çeşit “hair styling” var. Artık tepedeki “gül” denilen girdap etkisi bile yaratılabiliyor. Herkesin saçı farklı. Alın yükseklikleri farklı, ön tarafta doğal bir saç çizgisi oluşturmak için farklı yöntemler gerekiyor. Talepler ve saç şekilleri farklı olduğundan dolayı da saç ekiminin hekim      gözetiminde yapılması önem taşıyor.
  • Bir başka gelişme ise ekilen saçların yoğunluğu ile ilgili. Eskiden daha geniş alanlara daha ince ve sık kanallar açılarak daha fazla saç folikülü ekilebiliyor. Bu şekilde saçları sıkılaştırmak, seyrelmiş görüntü ortadan      kaldırılmak mümkün.

 Saç ekimi alanında ne gibi sorunlar yaşanıyor? Saçsızlık sorunu için nereye başvurmak gerekiyor?

Uzun yıllardır saç ekimi, usta-çırak ilişkisi çerçevesinde gelişen bir iş oldu. Hasta sayısı fazla olmadığı ve aslında basit ve tekdüze bir işlem olduğu için hekimler pek ilgi göstermedi. FUE yöntemi ile sektör birdenbire hızla büyüdü. Çok para kazanılan bir alan oldu. Plastik cerrahi hekimleri bu alana ilgisiz kaldıkları için hemşireler, cerrrahi teknisyenler, hatta sağlıkla hiç ilgisi olmayan insanlar bile estetisyen adı altında kendi ofislerinde saç ekmeye başladılar.  Bu da pekçok komplikasyon yarattı. Çünkü ekim işleminin belirli sağlık koşullarını sağlayan merkezlerde ve hekimler gözetiminde yapılması gerekiyordu.

SonundaTürk Plastik Cerrahi ve Dermatoloji Dernekleri ortak bir girişimle hukuki bir süreç başlattılar ve şu an artık  bu konuda bir Danıştay kararı var: “Saç ekimini sadece plastik cerrahi uzmanları veya dermatologlar hastanede yapabilir”.

Saç ekimini usta-çırak eğitimiyle öğrenmiş, hekim olmayan kişiler, hekimlerle anlaşma yaparak bu işi sürdürüyor. Yapılan iş çok önemli ancak kontrolsüz bir şekilde yapılıyor hala. Saç ekimi basit bir iş değildir, hastane koşullarında, hekim gözetiminde yapılması gereken cerrahi bir iştir. Hastaya verilen anesteziklerin dozlarının ayarlanması, ekim sırası ve sonrasında uygun antibiyotik ve anti-enflamatuvar kullanımı, alerjik bir reaksiyon oluşması haline müdahale edilebilmesi, cerrahi işlem sırasında oluşabilecek kanamaların durdurulabilmesi, vs, hasta güvenliği açısından hep hekimlerin ve bir hastanenin varlığını gerektiriyor.

Kel bir erkek rahatsız edici görülmezken, kel bir kadın rahatsız edebiliyor. Kadınlardan da saç ekimi konusunda çok talep oluyor mu?

Kadınlardan da saç ekimi konusunda talep var. Erkekte saçsızlık hoş bile karşılanırken, kadında hiç hoş karşılanmıyor. Erkeklerde saç ekimi iyi bir çözüm, çünkü erkekteki saç dökülmesinin nedeni belli: normal her erkekte testesteron hormonu dehidrotestesteron (DHT) diye bir türeve dönüşüyor. Ancak saçı dökülen erkeklerde bu DHT’ye karşın genetik bir hassasiyet var. Ama bu hassasiyet sadece başın üst kısmındaki saç kökleri ile ilgili, onlar zamanla zayıflayıp dökülüyor. Ensedekiler ise hiç etkilenmiyor. Dolayısı ile ensedeki saç kökünü öne getirince tutunuyor ve orada yaşamaya devam ediyor. Halbuki yanındaki orijinal saçlar dökülmeye devam edebiliyor.

Kadınlarda ise durum farklı. Onlarda da testesteron ve benzeri hormonların yükselmesine bağlı erkek tipi saç dökülmesi olsa da, çoğu kadında saç dökülmesi yaygın ve her tarafı kapsayacak şekilde. Sebebi de her zaman bulunamıyor. Dolayısı ile böyle bir hastada ensedeki seyrek alandan zayıflamış bir saç folikülünü tepeye taşımanın pek bir faydası yok. Bu folikülün gittiği yerde yaşayacağı belli değil. Üstelik alındığı bölge de seyrek olduğundan orada bir kelleşme ortaya çıkabilir.

Bayanlarda saç dökülmesinin nedenleri nelerdir?

Dökülmenin nedenleri arasında şunları sayabiliriz:

-Tiroid hormon eksiklikleri.

-Demir eksikliği.

-Stres.

-Vitamin eksiklikleri.

-Folik asit.

-Hormonal nedenler. (Bazı kadınların testesteron seviyesi yüksek olabiliyor ve testesteron hormonu dehidrotestesterona dönüşerek saçları dökebiliyor.)

Kadınlarda saç ekerken hangi yöntemler kullanılıyor, neler yapılıyor?

Saç dökülmesi ile gelen bir bayan hastada önce biyokimyasal bir check- up ile olası nedenleri değerlendiriyoruz: Hormon seviyelerine bakıyoruz, demir ve vitamin seviyelerini de inceliyoruz. Eğer testlerin sonucunda bazı maddelerin kandaki oranını düşük bulduysak, düzeltebileceklerimizi düzeltiyoruz. Örneğin demiri ve eksik tiorid hormonunu yerine koyuyoruz.

Testesteron hormonu fazlalığı dehidrotestesterona dönüşüyorsa ağızdan alınan ilaçlar veriliyor. Ancak bu ilaçlar gebelik durumunda çocukta anomaliler yaratıyor. Bu ilaçları çocuk yapmayacaksanız kullanın diyoruz, çocuk yapacaklara önermiyoruz.

Kadınlarda ne zaman saç ekiyoruz?

Erkek tipi dökülme varsa, hormonlarda herhangi bir sorun yoksa, ense sağlam, baş bölgesinde dökülme varsa saç ekebiliyoruz. Bayanlarda saç ekerken saçları kesmiyoruz. Yaygın dökülmesi olanlara ekemiyoruz, çünkü yaygın dökülmelerde enseden alınan saç da zayıflamış oluyor. Seçilmiş hasta grubunda PRP desteğiyle yapıyoruz. PRP desteğinde büyüme faktörlü ilaçlar veriliyor, böylece yeni saç dökülmelerinin önüne geçiliyor, bunlar hekimin önerdiği seanslarda uygulanıyor.

Kelliğe karşı kullanılan birçok ilacın reklamı yapılıyor. Bunların içinde etkili olanlar var mı?

Kadınlarda olduğu gibi kelliğin tedavisinde, erkeklerde de testesteronun DHT’ye dönüşmesini önleyen ilaçlar kullanılabiliyor. Ancak bu ilaçların normal dozlarında yan etkileri var. Mesela erkeklerde meme büyümesi ortaya çıkıyor, cinsel istek azlığı görülüyor. Bu nedenle erkekler bu ilacı tercih etmiyor. Sadece genç hastalarda, aile hikayesi de varsa normalin beşte biri dozda ve gözlem altında kalmak şartı ile kullandırılabiliyor. Saçsızlığın tedavisinde kullanılan bu ilaçlar, ne kadınlar arasında ne de erkekler arasında yer bulabilmiş değil. İlaç olmayan ama  piyasada reçetesiz satılan pek çok besin desteği adı altında hap, losyon ve şampuan var. Etkileri tartışmalı.

 SAÇ DÖKÜLMESİ HAKKINDA BİLGİLER:

  • Erkeklerde saç dökülmesindeki genetik etkenlerin daha çok anne tarafından geçtiği düşünülüyor.
  • Saçların dökülme derecesini belirlemek için Norwood skalası kullanılıyor. Bu skalada birden yediye kadar olan saç dökülmesi tipleri yer alıyor.
  • Bu yedi gruba göre sınıflandırdığımız bir saça, ne kadar saç ekeceğimize karar veriyoruz.
  • Tip 1’de 500-1000 greft, tip 5’de 3 bin greft yetiyor, ensede aşırı seyreltme yapmadan alınabilecek 6-7 bin saç folikülü var, bunları ekonomik kullanmak zorundayız. Çünkü saç dökülmesi durmuyor, 10 yıl sonra belki tekrar almak zorunda kalabilirsiniz. Buna göre davranmak gerekiyor.
  • Ensedeki saçlar aslında bir anlamda bizim saç bankamız. Çünkü ensemizdeki saçlar dökülmüyor. Saç bankası bir yerde, bankada para tutar gibi. Daha çok ekilmesinin bir faydası yok, bir ekonomi yapılması gerekiyor. 10 yıl sonra ne olur ama şimdiden tedbirini almak lazım.
  • Belki de 5 yıla kadar kök hücreden bir tel alıp çoğaltacağız, belki de hiç enseden almak zorunda kalmayacağız. Enseye hiç müdahale yapılmayacak, kadınlara da faydası olacak. Kök hücre laboratuvarlarında saç kök hücresinden saç üretme çalışmaları yapılıyor. İleriki yıllarda laboratuvarlarda üretilen saçların ekilmesi gündeme gelecek.
  • Saç ekiminde 3 haftadan önce kabuklanma ve kızarıklık geçmiyor, siyah ve kırmızı noktalar oluyor. Dolayısı ile saç ektirenlerin bunu saklaması zor. Saç tellerinin üç ay sonra yenisi çıkmaya başlıyor, dokuzuncu ayda tam halini görebiliyoruz.
  • Saç ekimi yapılırken saçın kısa olması gerekiyor, saç kesmeden yapılıyor mu diye çok soruluyor. Eğer sadece şakaklarda az bir bölgeye ekilecekse ve ensedeki saçlar da uzunsa, sadece ensede az bir bölge traşlanıyor,      üzerindeki uzun saçlar bu alanı bir kapak örtüyor.

 

 

GIDI VE PELİKAN KOLLARA, LASERLİ LİPOSUCTİON

Sarkmış kollarla dolaşmak kadınların kabusu

Kadınların zayıflaması ve daha ince bir görüntüye kavuşması için uygulanabilecek birçok yöntem var. Bir uzman eşliğinde kişiye özel uygulanan diyet programı, sporla birleşince etkili sonuçlar alınabiliyor. Aynı şekilde plastik cerrahinin yöntemleri de kadınların incelmesi için yardımcı oluyor. Kadınlarda iki bölge var ki, klasik liposuction ile inceltilmesi mümkün değil. Kadınlarda çene altındaki gıdı denilen bölge ve adeta pelikan boynu gibi sarkıp sallanan kol içleri, artık laserli liposuction ile kadınların daha estetik bir görüntüye sahip olmasını sağlıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ferit Demirkan, lazerli liposuction yönteminde sözkonusu bölgelerde biriken yağın en alt tabakasının lazerin etkisi ile tamamen eridiğini, yumuşayan yağın da normal liposuction ile homojen bir tabaka olarak dışarı alındığını söylüyor.

Laserli liposuction hakkında merak edilen soruları yanıtlayan Prof. Dr. Ferit Demirkan, şu bilgileri veriyor:

Yöntem Nasıl Uygulanıyor?

Lazerin cilt gençleştirmede kullanılmaya başlanması estetikte önemli bir aşama oldu. Lazer, yüze doğrudan verildiğinde cildi sıkılaştırıyor. Bu etki şimdi liposuctionda da kullanılıyor. Amerika’da 2006 yılında FDA tarafından onaylanan yöntemde, uygun dalga boylarının kullanıldığı ince problarla cilt altına giriliyor. Yağın içinde gezdirilen bu problar yardımıyla yağlar eritiliyor ve sonrasında dışarı çekiliyor. Çekilemeyen kısmı ise daha sonra sertleşip eriyerek iki ay içinde yok oluyor yani lazerin etkisi operasyon bittikten sonra da devam ediyor.

Bu Yöntemin Avantajları Var Mı?

Lazerin liposuction’a getirdiği 2 önemli avantaj var:

  • Doku İçinde Dalgalanma Riski Daha Az: Klasik liposuction’da vakumlu kanül, yağ dokusunda hareket ettikçe gidip geldiği yerlerde yağı boşaltarak tüneller oluşturuyor. Bu tünellerin dengeli açılmaması veya hastanın tekrar kilo alması sonucu meydana gelen dalgalanmalar, en sık karşılaşılan sorunlar arasında yer alıyor. Bu dalgalanma açısından riskli bölgeler özellikle yağ dokusunun ince olduğu mide üstü, bacakların ön tarafı gibi yerler oluyor. Lazerli liposuction’da ise yağın en alt tabakası lazerin etkisi ile tamamen eriyor ve yumuşayan yağ normal liposuction ile homojen bir tabaka olarak dışarı alınıyor. Bu da dalgalanma riskini azaltıyor ve daha önce liposuction ile fazla verim alınamayan diz çevresi, ayak bilekleri gibi ince noktalara da ulaşılmasını sağlıyor.
  • Cildi Gerginleştiriyor: Bir başka avantajı ise lazer dalgalarının aynı zamanda cilt altı kollajen ve diğer bazı dokuları ısıtarak cildi gerginleştirmesi oluyor. Bu sayede içi boşalan bölgelerin sarkması önleniyor. Bu sıkılaştırma etkisi      özellikle boyun ve kollardaki yağlanma sorunlarında lazerli liposuction’ı öne çıkarıyor.

Gıdı Ve Sarkan Kollarda Neden Başarılı Oluyor?

  • Çene altındaki yağların küçük ve yuvarlak şekilli olması, çok sayıda damar ve sinirin geçmesi nedeniyle hassas bir bölge olduğu için klasik liposuction çene altında pek faydalı olamıyor. Ancak bölge lazerle taranıp yağlar eritilince, dışarıya hiçbir şey çekilmese de yağlar eriyor ve cilt sıkılaşıyor.
  • Bunun yanı sıra sarkan kol altlarında hem yağları eritip dışarı alınmasına olanak verdiği hem de sıkılaştırdığı için lazerli liposuction çok daha iyi sonuçlar veriyor. Yanaklar ve ayak bileklerine de lazerli liposuction yapılıyor. Normal liposuction işlemi uygulanınca selülitli bölgelerde oluşan derin çökükler ise lazerli liposuctionda görülmüyor.
  • Lazerin bir avantajı da bel bölgesinde ortaya çıkıyor. Bu bölgedeki yağları çekmek için normal liposuction’da hasta üç pozisyona sokulup, yağlar kanüllerle çekiliyor. Ancak lazerli işlemde yağlar eritildiği için uygulama daha kolay oluyor.

 Operasyondan Sonra Ne Yapmak Gerekiyor?

  • Operasyonun ardından üç hafta korse giymek gerektiği için yaz aylarında lazerli liposuction zorlayıcı olabiliyor.
  • Liposuction operasyonlarının ardından dalgalanma gibi sorunların yaşanmaması için, kişinin kalabileceği kiloda işlemi yaptırması önem taşıyor. Diyet yapıp zayıflayan ve ardından liposuction yaptıran kişilerin operasyon sonrasında kilo alması, yağ çekilen bölgelerde dalgalanmaya yol açıyor.
  • Ayrıca ameliyattan 2-4 hafta sonra LPG veya benzer bir masaj yöntemi ile 5-10 seans kadar bir masaj uygulaması gerekiyor.

Bu Operasyon Erkeklere De Yapılabiliyor Mu?

Erkeklerde meme büyümesi halinde lazerli liposuctiondan faydalanılıyor. Erkeklerde 35 yaşından sonra meme büyümesi oluyor. Bu bölgedeki yağları ameliyatla almak uygun olmuyor çünkü iz kalıyor. Klasik liposuction ile yağlar çekilince de deri sarkıyor. Cildi sıkılaştırdığı için bu bölgede lazerli liposuction tercih ediliyor.

LIPOSUCTION’IN EVRİMİ

Liposuction işleminin temeli, 80’li yıllara dek uzanıyor. Zayıflama yöntemi olarak ortaya çıkmasına karşın, vücuttan çok miktarda yağ çekilmesinin ciddi sorunlara yol açması üzerine, yöntem daha çok ‘şekillendirme’ amacıyla kullanılmaya devam ediyor. Liposuction sadece şekil vermede kullanıldığında başarılı sonuçlar elde ediliyor ancak uygulama veya hasta seçimi iyi yapılmadığında, ameliyat sonrası ciltte ondülasyon, selülitlerin belirginleşmesi veya içi boşaltılan dokunun sarkması gibi sorunlar yaşanılabiliyor. Zaman içinde klasik liposuctionda karşılaşılan bu problemleri çözmek için yeni uygulamalar yapılıyor.

 

 

YARA İZLERİNE KÖK HÜCREDEN ÜRETİLEN DERİYLE ESTETİK

Yanıklar ve izler tüm yaşamı kötü etkiliyor

Kadın, erkek, çocuk demeden birçok insanın korkulu rüyası yanıklar ve yanıklardan sonra yüzde, vücutta kalacak olan izlerdir. Bu izler sosyal yaşamda zorluklar yaratmasının yanı sıra, kişinin özgüvenini zedeleyen, ömür boyu taşıyacak olunması nedeniyle de sürekli psikolojik sıkıntılara neden olan izlerdir. Yara izlerinin tamamen giderilmesi konusunda şimdiye kadar tıpta bir gelişme sağlanamamıştı. Filmlerde plastik cerrahlar bütün izleri giderebilirken, gerçek hayatta hastaların aldığı cevap bu konuda pek birşey yapılamayacağı şeklindeydi. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın izni ile Acıbadem Labcell tarafından yürütülen bir projede bu konuda bir umut ışığı doğdu. Söz konusu projede çok geniş akut yanığı olan hastalarda hayati tehlikeyi azaltmak için yağdan alınan kök hücrelerden laboratuarda deri parçaları üretiliyor ve yaralar kapatılıyor. Bu çalışmada tesadüfen saptanan bir gelişme tüm yara izleri için bir çözüm yaratabilecek potansiyelde. Çünkü bu şekilde kapatılan yaralarda hiç iz kalmadan iyileşme olduğu izlendi.

Acıbadem Fulya Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ferit Demirkan ile estetikte kök hücreyle gerçekleştirilen işlemler hakkında konuştuk. Prof. Demirkan, kök hücreyle yapılan iz giderme, gençleştirme operasyonları hakkında merak edilen soruları şöyle yanıtladı:

Yüz ve vücuttaki izlerin nedenleri nelerdir?

Yara izleri cildin dermal tabakasına inen her türlü travma sonrası oluşabilir. Cildin bazal tabakası denen katmanı geçildiği anda mutlaka bir iz kalır. Bu izin ne belirginlikte olacağı ise öncelikle o kişinin genetik yapısına, sonrada yaranın oluşma şekline ve tedavisine bağlıdır. Yatkın olan bireylerde aşı gibi çok yüzeyel görünen bir işlem bile çok kabaran, kırmızı renkli yaralar oluşturabilir. Yara iyileşmesinin aşırı olduğu bu durumlara keloid adı verilmektedir.

Yanık izlerinde durum nasıl gelişiyor ?

Yanıklarda ikinci derece dediğimiz ve bül oluşumu ile karakterize durumlarda iyi bir bakımla kendiliğinden bir iyileşme ve minimal iz bekliyoruz. Örneğin küçük bir çocuğun üzerine sıcak su dökülmesi sonucunda yüzeyel bir yanık oluştuysa, iyi bir pansuman desteği ile yaklaşık iki hafta içinde iyileşir. Böyle bir yanık, biraz daha derin olduğu için veya başka sebeplerle üzerinden 20 gün geçmesine rağmen iyileşmedi ise kötü bir iz kalma olasılığı çok yükselmektedir..  20 günü geçince yanığa bağlı olarak genellikle kabarma, kızarma ve çekilme gibi sorunlar çıkıyor. Bu sorunların nedenini bilmiyoruz. Bir hastanın yarası, 20 günden önce kapanmıyorsa ameliyatla deri yaması konmasını öneriyoruz. Bazen, özellikle çocuk hastaların yakınları biraz daha beklenmesi istiyor, biz yama koymak istediğimizde izin verilmeyebiliyor. Ama kötü bir yara izi oluştuktan sonra onu tedavi etmek çok daha zor.

Yıllarca yanık izleriyle yaşamak zorunda kalan insanların bu sorununu çözmek için kullanılan yeni yöntemler var mı? Neler yapılıyor?

Kötü şekilde iyileşen yanık yaralarında hem estetik, hem de fonksiyonel sorunlar ortaya çıkıyor. Özellikle yüz bölgesinde çekinti yapan sert yara izleri hastanın gözünü ve ağzını kapamasına, boyun hareketlerine engel olabiliyor. Bunun dışında saçlı derinin ve kaşların yanması, yanığa bağlı düzensiz yüzeyli ve renk farklılığı gösteren izler hastanın sosyalleşmesini imkansız hale getirebiliyor. Halbuki insan sosyal bir varlık. Bu hastalar ağır bir izolasyon yaşadıkları için bu sorunlarının düzeltilmesi gerekiyor. Zira sağlığın tanımı hem fiziksel hem de ruhsal iyi olma halini içeriyor. Dolayısı ile bu konuda pek çok cerrahi teknik tanımlanmış. Bu yaralara silikon jel ve bası giysileri uygulamaları standart ilk yaklaşımlar. Çekinti yaratan veya aşırı kabarık alanların çıkarılıp yerine deri yamaları yapılması veya mikrocerrahi tekniklerle vücudun başka yerlerinden doku aktarımı da yapılabiliyor. Eğer yanık bölgenin yakınlarında uygun ve yanmamış alanlar varsa buralara silikon balonlar konarak normal cilt genişletilebiliyor ve izlerin üzerine çevrilebiliyor. Deri yaması yapılırken alta bir kollajen desteği sağlamak için insan veya hayvan kaynaklı dermis uygulamaları da revaçta. Bütün bu işlemler tamamlandıktan sonra bile kesi yine de mutlaka bir kesi izi bir yerlerde kalıyor. Bunları da hafifletmek için 3 seans fraksiyonel karbondioksit lazer ve PRP (platelet rich plazma) tedavisi uyguluyoruz. Bu konudaki en ekstrem uygulama ise yüz nakli. Bildiğiniz gibi ülkemizde yapılan ilk iki yüz nakli tamamen yanık yüzlerdeki izleri gidermek içindi.

Kök hücre ile plastik cerrahların ilgisi nedir?

Plastik cerrahi uzmanları olarak hastaların lokal yağ fazlalıklarını liposuction yaparak alıyoruz. Yağ dokusu mezenkimal tipte kök hücreler açısından son derece zengin bir doku. Bu işlemi sıkça yaptığımızdan dolayı da yağda bulunan kök hücrelere ulaşma şansımız daha yüksek oluyor. Yağ dokusundan yetişkin tipi kök hücreleri 45 dakika süren bir işlemle ayırabiliyoruz. Ayrıştırılan bu kök hücrelerin ilk kullanım sebebi, çeşitli sebeplerle yapılan yağ enjeksiyonlarında hücrelerin yaşam şansını arttırmak oldu. Zira klasik bir yağ enjeksiyonunda aktarılan yağ hücrelerinin sadece % 30-40′ı tutuyordu. Yağ enjeksiyonları endikasyonları giderek artmakta. Vücuttaki yumuşak doku asimetrilerini giderme, yüzde yaşa bağlı erimeleri azaltarak gençleştirme, meme ve popo büyütme, radyoterapi sonrası cilt bozukluklarını düzeltme gibi amaçlarla yağ enjeksiyonları yapılıyor. Kök hücrelerin laboratuvar ortamında başka bir dokuya dönüştürülüp üretilmesi ve hastada kullanılması ise daha farklı ve yasal izinlere tabii bir konu.

Ülkemizde bu işlemlerin yapılması anlamında yasal düzenleme var mı?

Türkiye’deki güncel düzenlemelere göre, kök hücreyi aynı hastadan alıp, aynı seansta aynı hastaya geri verebiliyorsunuz. Ancak yağdan kök hücre ayırma işleminin belli standartlara uygun olarak  yapılması gerekiyor. Hastanemizde bu uygulamayı gerçekleştireceğimiz zaman belli koşullarda, belli miktarlarda aldığımız yağ dokusunu, Acıbadem Labcell laboratuarına gönderiyoruz. Burası GMP standartlarına sahip akreditize bir laboratuvar. Orada kök hücreler ayrıştırıldıktan sonra, deriye ya da kıla dönüştürülebiliyor. Ancak bu üretimi yapıp hastaya nakletmek için Sağlık Bakanlığı’ndan o vakaya özel olarak izin almak gerekiyor. Bu konuda Bezm-i Alem Hastanesi ve  Ankara Devlet Hastanesi’nde yapılmış uygulamalar var. Büyük yanık vakalarında, laboratuarda deri üretilerek nakil yapılması mümkün oluyor. Hastanın kolları, bacakları, vücudu yanıyor. Vücudundaki yanık alanı büyük olduğundan dolayı, vücudun başka bir yerinden deri grefti alınarak o bölgenin yamanması sözkonusu olamıyor. Sağlık Bakanlığı’nın hayati tehlikesi olan hastalarda kullanılması şartıyla verdiği izinlerle, ben de bu şekilde iki uygulama yaptım. Yüzde 60 oranında yanığı olan bir hastada kök hücreden a laboratuarda üretilen yaklaşık 20 cm çapında, beyaz jöleye benzeyen 4 adet deri parçasını kullandık. Hastanın yüzünde yaptığımız operasyonla, alın bölgesi, yanakları, kulaklarının ön bölümlerini onarmış olduk. Parçalar halinde bu greftleri diktik.

Nakledilen parça nedeniyle iz ve renk fark olmuyor mu?

Vücudun başka yerinden deri parçası alıp nakledildiğinde derinin dikildiği bölgede sınır ve renk farkı oluşur. Böyle bir hastada yapılan yama uzaktan bakınca bile belli olur Kök hücreden alınarak laboratuarda üretilen greftlerle yapılan yama işleminde ise, kişinin orijinal derisiyle aynı renkte bir deri ortaya çıkıyor. İz hattı olmuyor, sadece hekimler o bölgeye attıkları dikişlerden dolayı buraya birşey diktiklerini anlayabiliyor. Bu şekilde bir başka uygulama da bacağa yapıldı. O da aynı şekilde iyileşti, uzun dönem takiplerini yapıyoruz. En azından yara izlerinin çözümü için artık bir yol belirdi.

Yara izleriyle yaşamak zorunda kalan insanlar neler yaşıyor?

Bu işlem yanık yüzünden hayati tehlikesi olmasa da, büyük yara izleri olan ve bunlarla yaşamak zorunda kalan insanlar için de ümit vaat eden bir yöntem. Yara izi deyip geçiyoruz ama çok önemli bir durum bu, çünkü yara izi olan insanlar toplumda sorunlar yaşıyor. Artık kök hücreyle yüzün derisini değiştirmek belki bir alternatif olarak ortaya çıkabilir. Vücudun tüm bölgeleri için de olabilir. Yüzde melazma denilen doğumdan sonra oluşan lekeler de rahatsızlık vericidir. Bu durumda kişinin yanaklarında koyu renklenmeler oluyor. Lazer de yapılamıyor. Oysa sadece bir deri yamasıyla o izlerden kurtulmak mümkün olabiliyor. Eğer kolay uygulanabilir hale gelir ve güvenli bir şekilde uygulanabilirse kırışıklıkların giderilmesinde, gençleştirme amaçlı olarak da kullanılabilir. Örneğin ellerde kırışıklıklar ve lekeler oluşuyor. El bölgesinin derisi hassas olduğundan dolayı, buradaki deriyi kök hücreyle gençleştirebiliriz.

Yüzdeki ya da vücudun herhangi bir yerindeki yara izleri yok edilebiliyor mu?

Normalde derimizin iki tabakası bulunuyor. Güneş ışınlarının etkisiyle bronzlaşma olduğunda epidermis dediğimiz en üst tabaka etkileniyor. Epidermis tabakasını geçen her kesiden sonra iz kalıyor. Dikiş veya kesi izlerini yok etmek mümkün değil. Sadece kötü bir kesi oluşması halinde, kötü bir dikiş atıldıysa, seviye farkı oluştuysa onu giderebiliriz. Örneğin kişinin cilt altına düzgün bir dikiş konulmadıysa ve yara izi genişleyip açıldıysa, bu izi daraltmamız mümkün olabiliyor. Bunun dışında kabaran ve kızaran yara izleri de oluyor. Bunlara yönelik olarak izlerin yüksekliğini ve kızarıklığını giderebilecek olan tedaviler yapılıyor. Bunların arasında silikon jel ve bası uygulaması, eğer bu iz kol bölgesindeyse hastadan sıkı bir giysi giymesini istemek, steroid enjekte etmek çözüm olabiliyor. Böylece derideki yüksek doku görüntüsü, kızarıklık azalıyor, genişlikler daraltılabiliyor.

Yara izlerinde başka hangi yöntemler kullanılıyor?

Fraksiyonel karbondioksit laser ve PRP yöntemleri birlikte uygulanıyor. Lazer ile kontrollü olarak cilt altına kadar inerek ciltte bir travma oluşturuluyor. PRP de cilt altına enjeksiyon yapılarak, trombositlerin yardımıyla yara iyileşmesi organize edilmeye çalışılıyor. Yani trombositler başka hücreleri yara iyileşmesi için o bölgeye çağırıyorlar. Kontrollü bir şekilde yara iyileştiriliyor. Bu enjeksiyonlar birer ay arayla üçer kez tekrar edilince, yara izleri tamamen geçmese de belirgin bir hafifleme oluyor. Yara izleri bazen de cerrahi hatalardan kaynaklanıyor. Özellikle de acil cerrahi sırasında oluşabiliyor. Eğer yara kalın iplikle dikildiyse ve 5 günden fazla kaldıysa nokta nokta izler oluşabiliyor. Ancak bazı kişilerde yaraya uygun şekilde dikiş atılsa da, genetik olarak yara iyileşmesi geç olduğundan, yine de iz kalabiliyor. Biz buna ‘hipertrofik skar’ diyoruz. Bu durumda silikonlu bası, fraksiyonel lazer kullanılabiliyor.