20 YILDAN UZUN SİGARA İÇENLERE DÜŞÜK DOZLU TOMOGRAFİ

 

Akciğer kanseri tüm dünyada en sık görülen kanser türlerinden biri olmasına rağmen, bu kanserin taraması konusunda güvenilir bir yöntem yoktu. Son yıllarda düşük radyasyonlu toraks tomografileri ile risk gruplarında yapılan taramaların hastalığın erken dönemde yakalanması ve tam şifaya kavuşması konusunda önemli veriler sağlandı. Bu nedenle bugün uluslar arası kılavuzlarda, ağır sigara içicilerinin özellikle 50 yaş sonrasında iki yılda bir düşük radyasyonlu cihazlarla akciğer tomografilerinin yapılması önerilmektedir.

Prof. Dr. Gökhan Demir
Prof. Dr. Gökhan Demir

Acıbadem Maslak Hastanesi Medikal Onkoloji Koordinatörü Prof. Dr. Gökhan Demir, akciğer kanseri hakkında merak edilen soruları yanıtlıyor:

1- BT’nin bu amaçla rutin kullanılmaya başlandığı ülkeler var mı?

Özelliklede ABD ve Kanada kanser tarama kılavuzlarında bu yöntem öneriliyor. Düz akciğer grafisi yerine BT’nin kullanılması ABD ve Kanada’da 1-2 yıldır daha yeni yeni tavsiye edilmeye başlandı. Henüz tüm dünyada rutin tarama programı haline gelmedi.

2-Düşük radyasyonlu da olsa her yıl BT çektirmek ekstra kanser riski yüklemez mi?

Düşük radyasyonlu BT’lerin vücuda olan zararları çok daha az, böyle bir tarama yöntemiyle elde edilen yarar zarardan daha fazla olduğundan dolayı tolore edilebilir.

3-20 yıl ve üstünde, 1 paket ve üzeri sigara içenlerde akciğer kanseri riski ne kadar artıyor?

Günde 2 paketten fazla sigara içen kişilerden 20 yıl boyunca sigara içen, her 10 kişiden biri akciğer kanseri olmaya aday. Erkeklerde en sık görülen kanser türü akciğer kanseri. Kadınlarda ise en sık görülen beşinci sıradaki kanser.

4- Röntgen kaç santimetreden küçükleri göremiyor?

Genellikle düz akciğer grafilerinde 1 cm’den küçük nodüllerin tespit edilmesi mümkün değil. Düz akciğer grafilerinde kalp arkasında kalan bölgelerdeki tümörlerin tespiti mümkün olmamaktadır. Yine düz akciğer grafileri, akciğer kanseri taraması açısından sağlıklı bir yöntem değildir, önerilmez.

5-Akciğer kanserinden korunmak için başka neler önerirsiniz?

• Akciğer kanserinden korunmanın en etkili yolu “sigara paketlerini çöpe atmaktır.”

• İkincisi mutlaka çocuklarımızı sigara dumanına maruziyetten korumamız lazım. Çocukluk yaşlarında sigara içilen ortamlardaki kişilerin ileriki yaşlarda akciğer kanseri sıklığı artıyor.

• Sigaraya bağlı akciğer kanseri oluşumunda direkt içicilik kadar pasif içicilik de önemli. Hayatı boyunca hiç sigara içmeyen ancak buna rağmen babasının ve kocasının ev ortamında içtikleri sigaraların zararlı etkileri nedeniyle akciğer kanseri tanısıyla başvuran birçok kadın bulunmaktadır. Bu nedenle sigara içmekten mutlaka uzak durmak lazım, sigara içmeyen kişilerin yanında içilmemesi, çocukların uzak tutulması lazımdır.

• Akciğer kanserleriyle ilgili beslenme ve diğer faktörlerin etkileri; diğer tümörlerde bu faktörlerin yaratmış olduğu etkilere göre daha azdır.

• Radon gazına maruziyet, özellikle de zemin ve bodrum katlarında yaşayıp çalışanlarda, akciğer kanseri oluşmasında önemli bir risk faktörüdür. Böyle yerde çalışanların akciğer kanserinden korunması için, düzenli olarak radon gazı tespiti yapılması lazım.

• Ayrıca Mezotelyoma (akciğer zarı kanseri) asbest denilen maddeye maruziyetten dolayı ortaya çıktığından, bu riskin ortadan kaldırılması gerekiyor. Her ne kadar asbestin endüstride kullanılması yasaklanmışsa da, boyaların, birçok kimyasal maddenin içinde hala bulunduğu bildirilmektedir. Bu nedenle asbest içeren boyalardan uzak durulması gerekir. Türkiye’de bazı bölgelerde (özellikle Ürgüp ve Göreme çevresinde) toprakta asbest bulunmaktadır.

6-Akciğer kanseri uzun zaman erkeklerde daha sık görülen bir kanser türüydü. Kadınlarda da benzer oranda görülmeye başlandı. Bunun nedeni kadınların sigara içmesi mi?

Türkiye için son derece önemli bir sağlık sorunu olan akciğer kanserinde, kadınlardaki sıklık son 10 yılda artış gösterdi. Bu da Türk kadınının son yıllarda giderek artan oranlarda sigara içmesiyle ilgili. Büyük kentlerde yaşayan, aktif iş yaşamında olan kadınlarda sigara alışkanlığı son yıllarda giderek artış gösteriyor. Bu da akciğer kanseri artışında en önemli nedenlerden biri.

7- Akciğer kanserinin tedavisindeki yenilikler nelerdir?

Akciğer kanserinin tedavisinde önemli gelişmeler var:

• Akciğer kanserinin tedavisinde bugüne kadar sadece cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi yöntemleri kullanılıyordu.

• Son yıllarda özellikle moleküler onkoloji ve genetik alanındaki gelişmeler akciğer kanserlerinin “genetik sırlarını” açığa çıkardı. Bu sayede yeni akciğer kanseri türlerini tanımış olduk.

• Bazı akciğer kanseri türlerinde hastalığın kemoterapi olmadan sadece akıllı moleküllerle hedefe yönelik ilaçlarla tedavi edilmesi mümkün hale geldi. Bu özellikle de akciğer kanserinin tedavisindeki en önemli gelişmedir.

• Bir başka önemli konu da bugün kanserin özellikle akciğer kanserinin radyolojik olarak değil moleküler olarak teşhisi konusunda araştırmalar sürdürülüyor. Yani tomografi çekmeden, kan örneklerinde, idrar örneklerinde akciğer kanseri hücrelerinin salgıladığı proteinlerin teşhisiyle, radyolojik tanıdan önce moleküler düzeyde tanı konulması, erken dönemde yakalanması amaçlanıyor.

REFLÜ YÜZÜNDEN YAŞADIĞIMIZ 7 SORUN

Mideye giden yemeği ağzımıza getiren hastalık

 

Reflü hastalığı, yemek borusu ile midenin birleşim yerinin uygunsuz bir şekilde gevşemesinden kaynaklanıyor. Reflü sorunu olan kişiler günlük yaşamlarında başlıca 7 sorunla karşı karşıya kalıyor. Acıbadem Levent Tıp Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Barış Gürsoy, bu sorunları şöyle sıralıyor: “Göğüs ağrısı, yanma hissi, diş çürümeleri, ağız kokusu, ses kısıklığı, geceleri ortaya çıkan öksürük, yemekten sonra yenilen yiyeceklerin ağza gelmesi gibi. Tüm bunlar, mideyle yemek borusu arasında kontrollü geçişi sağlayan kelepçeye benzer bir yapıdaki bozuklukla ortaya çıkıyor. Bu yapı kontrolsüz bir şekilde açılıyor. Yeteri kadar kapanmıyor. Bazen de tama yakın açık kalıyor. Yemek borusuna kaçan mide asidi de reflüye neden oluyor.”

KİLO DA, ALKOL VE SİGARA DA YASAK

Birçok reflü hastasında benzer yakınmalar olduğunu, ancak hastaya özel yaklaşımla tedavi gerektiğini belirten Dr. Barış Gürsoy, bazı hastaların yakınmaları dindikten sonra yapılan muayenenin ardından, çoğunlukla ek görüntüleme ve ölçüm yöntemlerine başvurulduğunu söylüyor. Daha önceden herhangi bir yakınması olmamasına rağmen yanma tarzında göğüs ağrısı başlayan, kilolu, sigara içen ve çok kahve tüketen, düzenli beslenmeyen kişilerde yaşam tarzı düzenlemesinin zorunlu olduğuna dikkati çeken Dr. Barış Gürsoy, şu bilgileri veriyor:

“Bu hastalara öncelikle sigarayı bırakmalarını, kahve tüketimini sınırlamalarını, düzenli beslenmelerini öneriyoruz. Ayrıca mide asidini düzenlemeye yönelik ilaçlar veriyoruz. Daha sonra da ilaçların etkileriyle ilgili değerlendirmeler yapıyoruz. Kullanılan ilaçların baş ağrısı ve ishale sebep olması bilinen en sık yan etkiler olarak karşımıza çıkıyor. Reflü tedavisine yönelik olarak verdiğimiz ilaçların uzun süreli kullanımında, ileri yaşlarda kalça kırığı sıklığının arttığını da tespit ediyoruz. Eğer reflü hastasının şikayetleri 1,5 aydan uzun sürüyorsa, kısmen iyileşme olmasına rağmen bazı tetkiklerin yapılması zorunlu olabiliyor. Bunların başında, reflü hastalığının en temel incelenme yöntemi olan endoskopi geliyor. Endoskopi işleminin sedasyon altında yapılması hastaya konfor sağlıyor ve kısa sürede tamamlanıyor. Endoskopide, reflüye sebep olabilecek nedenler araştırılıyor, mideyle yemek borusu arasındaki kelepçe değerlendiriliyor. Reflüsü uzun süreden beri mevcut olan hastaların yemek borularında erken dönemde kızarıklık, ilerleyen dönemde ülser ve darlık geliştiği görülebiliyor.”

YUTMAKTA ZORLANAN HASTALARA NE YAPMALI?

Reflü hastalarında kullanılan “Ösefagus manometrisi” adı verilen incelemenin tıpta kendini kanıtlamış bir yöntem olduğunu belirten Dr. Barış Gürsoy, bu işlemde yemek borusu ile mide arasındaki basınç farkının değerlendirildiğini söylüyor. Yutma güçlüğü olan reflü hastalarında mutlaka yapılmasını önerdikleri bu uygulamayla cerrahi tedavinin gerekli olup olmadığının da araştırıldığını ifade eden Dr. Barış Gürsoy, bunun dışında yemek borusunda 24 saatlik asit ölçümünün de yapıldığını belirtiyor. “Ösefagus Ph Monitorizasyonu” nun ise bir reflü testi olmadığına değinen Dr. Barış Gürsoy, şunları söylüyor:

“Bu test yemek borusunun, mide asidine ne kadar süreyle maruz kaldığını gösteriyor. Bu sayede mideden yemek borusuna ne zaman, ne kadar asit kaçtığı ve yanma şikayetine yol açıp açmadığı gösterilmiş oluyor. Tüm bu testlerin sonucunda eğer ameliyat kararı verildiyse, ameliyat öncesinde yemek borusunun filmi çekiliyor. Bu tetkikte yemek borusunun alt ucunun anatomik yapısı, mideye sıvının geçişi ve olası ek patoloji varlığı değerlendirilmiş oluyor.”

Dr_Baris_Gursoy12REFLÜDE KİME İLAÇ KİME AMELİYAT FAYDALI?

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Barış Gürsoy, reflü hastalığının güncel tedavileriyle ilgili olarak şu bilgileri veriyor:

ÜÇ GRUP İLAÇ VAR

Yeni tanı konulan hastalarda mide asidini dengeleyen, mide ve bağırsak hareketlerini düzenleyen ve mide asidinin salgılanmasını azaltan olmak üzere 3 grup ilaçla tedavi yapılıyor. Tedavide başarı oranı oldukça yüksektir. Ancak reflü hastaları aralıklı olarak kontrol edilmeli, yeni yakınmaların olup olmadığı belirlenmeli ve yakınmaların kısmi geçmesi veya geçmemesi halinde ek bazı incelemeler yapılmalıdır. Bu tetkiklerden sonra, yemek borusunun endoskopisinde ülser veya darlık geliştiyse, hasta ilaç tedavisinden yarar görmüyor demektir. Bu durumda cerrahi önerilebilir. Reflü hastaları ömür boyu ilaç kullanmak zorunda olduklarından, bazı hastalarda bu ilaçların zararı fazla olabilir. Bu durumda cerrahi operasyon gereklidir.

REFLÜ TEDAVİSİ 30 YILDA ÇOK DEĞİŞTİ

Reflünün cerrahi tedavisi son 30 yılda oldukça değişti. Gelişen ilaç teknolojisiyle, etkinliği daha yüksek ve uzun etkili ilaçlar keşfedildi. Ancak her dönemde olduğu gibi, bu dönemde de hastaların bir kısmında ilaç tedavisi başarısız olabiliyor. Reflü hastalığının tedavisinde izlenecek iki ana yol var: Hastalar ya ömür boyu ilaç kullanıyor ya da yaklaşık bir saat süren bir laparoskopik ameliyat ile ömür boyu reflü hastalığından uzak kalıyor. Laparoskopide, karın açılmadan sadece 4 tane 1-1.5cm’lik delikten reflü ameliyatı yapılabiliyor. Hastalar genellikle 24 saat içinde taburcu oluyor. Ameliyatın mutlaka gerekli olduğu hastalar, uzun yıllardan beri reflüsü olan ve tedaviye rağmen yemek borusunda ülser, darlık veya Barrett hastalığı gelişmiş olan hastalardır. Ameliyat gerekliliği görecelidir ve cerrah ile hasta arasında sebep ve sonuçları açısından, hasta beklentileri ve yaşam biçimi de göz önüne alınarak tartışılmalıdır. Günümüz şartlarında cerrahi tedavide başarı oranı yüzde 90′ın üzerindedir.

SEÇİLMİŞ VAKALARDA BAŞARILI OLAN BİR YÖNTEM DAHA VAR

Son yıllarda, gelişen fiberoptik teknoloji ile birlikte, endoskoplara ultrason ve dikiş atabilme aparatları da eklendi. Bu sayede hastaların endoskopi esnasında tespit edilebilen küçük mide fıtıkları ve buna bağlı olarak gelişen reflü hastalığının tedavisinde yeni bir uygulama başlatıldı. “SRS Endoskopik Reflü Onarımı” adı verilen bu yöntemde, hastanın karnı açılmıyor. Tıpkı endoskopide olduğu gibi, ağızdan giriliyor. Reflüye sebep olan mide ve yemek borusu arasındaki açıklık kapatılıyor. Cerrahın, yapılan incelemeler sonucunda fayda göreceğine inandığı seçilmiş bir hasta grubunda uygulandığında bu yöntemin başarısı da yüzde 90’ın üzerinde oluyor.

akciger_sonmesi

UZUN, İNCE, ESMER OLUNCA, BİR DE SİGARA İÇİNCE…

Akciğer sönüyor, portakal kadar kalıyor

Genetik faktörler, hormonlar, yenilip içilenler, yaşanılan çevre ve stres başlı başına hastalık sebebi olabiliyor. Ama bazen de fiziksel özellikler, bazı çevresel faktörlerle birleşince hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, tıpta “Pnömotoraks” olarak adlandırılan hastalığın buna iyi bir örnek olduğunu söylüyor. Çünkü bu hastalık uzun boylu, esmer tenli, ince bir fiziğe sahip olan 20-35 yaş arasındaki erkeklerde görülüyor. Bu kişiler bir de sigara içiyorsa, akciğerleri daha fazla dayanamıyor ve akciğerlerin üzerinde bazı baloncuklar oluşuyor. Daha sonra bu baloncuklar patlıyor ve akciğer neredeyse portakal kadar kalıyor. Bu durumdaki   kişilerin acilen doktora gitmesi şart çünkü nefes alamıyorlar, doktora yetişemezlerse son derece ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalabiliyorlar.

AKCİĞER BALON GİBİ SÖNÜYOR

Akciğerler göğüs boşluğu içinde, kaburgaların arasındaki korunaklı bir bölgeye yer alıyor. Pnömotoraks, göğüs boşluğunda hava olması anlamına geliyor. Oysa göğüs kafesi içerisinde hiç hava olmaması gerekiyor. Akciğerler tıpkı sünger gibi organlar ve bir kapalı kutunun içinde duruyorlar. Ağızdan alınan hava akciğerlerin içine gidiyor, dışarıda toplanmıyor. Bu organlar bir çeşit balon gibi de düşünülebilir. Eğer balon bir yerden patlarsa akciğer sönüyor.

Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, akciğerlerin travmaya bağlı nedenlerle veya kendiliğinden patladığını belirterek, travmaya bağlı patlama nedenlerini şöyle sıralıyor:

• Akciğerler darbe aldığında.

• Akciğere bıçak gibi kesici aletler girdiğinde.

• Bir çarpmanın etkisiyle kaburga kırıldığında.

Prof. Dr. Semih Halezeroglu
Prof. Dr. Semih Halezeroglu

Akciğerin kendiliğinden patlamasına ise “Spontan Pnömotoraks” adını verdiklerini anlatan Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, şu bilgileri veriyor:

“Sigara içenlerde daha çok olmak üzere, akciğerin üst kısımda küçük baloncuklar oluşmaya başlıyor. Bu balonlar ıkınma, hapşırma, öksürmeyle patlıyor ve akciğerlerdeki hava göğüs boşluğunda toplanıyor. Bu hastalık uzun boylu, ince, zayıf ve esmer erkeklerin hastalığı olarak biliniyor. 20-35 yaş arası kişilerde daha sık ortaya çıkıyor. Kadınlarda görülme sıklığı ise erkeklere göre 10’da bir oranında. Tıknaz, iri yarı kişilerde çok daha nadir görülüyor.” diyor.

Hastalık her yüz bin erkeğin 20′sinde görülüyor. Sigara içenlerde hastalık sıklığının erkeklerde 22, kadınlarda 6 kat arttığını ama bu fiziksel özelliklere sahip olan, sigara içmeyen erkeklerde de hastalığın görüldüğünü ifade eden Prof. Halezeroğlu, “Burada kişinin günde kaç adet ya da kaç paket içmesi değil, hiç içmemesi önemlidir. Az içilmesi kişiyi bu hastalıktan kurtaracak diye bir kural yok. Sigarayı sadece pnömotoraks riski taşıyanların değil, sağlıklı hiçbir bireyin içmemesini öneriyoruz. Sigara genç, yaşlı, kadın, erkek demeden tüm bireylerin sağlığını tehlikeye sokan bir alışkanlıktır.”

PATLAMA ANINDA NE OLUYOR?

Akciğerlerin patlaması sırasında kişinin göğsünde ani ve şiddetli bir ağrı oluştuğunu, bu ağrının adeta şimşek gibi kişinin göğsüne girerek öksürüğe yol açtığını ifade eden Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, hastaların bu durumu “Öksürmeye başladım, nefesim daraldı, iki adım atamaz oldum” şeklinde ifade ettiklerini ve akciğerdeki delinmenin büyüklüğüne göre bazen birkaç saat yaşanabileceğini, hasta kısa bir süre içinde doktora başvurmazsa basınçlı havanın etkisiyle hayatını dahi kaybedebileceğini belirtiyor.

EVLERİ HASTANEYE YAKIN OLMALI

Pnömotoraks hastalarının belli bir süre uçağa binmesi, hayat boyu da sualtı dalışı yapması yasaklanıyor. Hatta bu kişilerin bir sağlık kuruluşuna yakın oturmaları önemli. Ayrıca bu hastaların kabız olmamaları şart; ıkınırlarsa, aşırı efor yapıp sigara içmeye devam ederlerse akciğerleri yine patlayabiliyor.

TEDAVİSİ NASIL YAPILIYOR?

Hastalık ilk defa ortaya çıktığında eğer içeride toplanan hava az miktarda ise sadece oksijen veriliyor. Buradaki hava bir süre içerisinde kendiliğinden emiliyor. Eğer akciğerlerden kaçan  hava fazla miktarda ise dren takılıyor, yani içeri ince bir hortum takılıp kaburgalar arasında ilerletilerek göğüs kafesi içinde toplanan hava boşaltılıyor. Dren burada iki üç gün boyunca kalıyor. Akciğerler şişip gelişiyor. Ardından dren çekiliyor. Bunların ardından kişinin sigara içmesi, uçağa binmesi yasaklanıyor. Tüm bu yasaklar yaklaşık 3-6 ay devam ediyor. Kişi sualtı dalışından ise yaşamı boyunca men ediliyor.

Hastalığı bir kez geçirenlerde ikincii kez olma ihtimalinin yüzde 25 olduğunu açıklayan Prof. Dr. Semih Halezeroğlu, şunları söylüyor:

“Hastalığın tekrar etme ihtimali var, yüzde 75 nüksetmez; yüzde 25 oranında ise tekrar olur. Yani bu hastalığı geçiren her dört kişiden birinde hastalık bir daha oluyor. Bu durumda bu hastaları ameliyat ediyoruz. Endoskopik olarak video-tororoskopik yöntemle, çökme olmasın diye akciğeri kaburgaların iç yüzüne yapıştırıyoruz. 1.5 cm’lik tek bir kesiden göğüs kafesinin içine kamerayla giriyoruz. İçerde akciğerdeki baloncukları çıkartıp akciğerin yapışmasını sağlayacak bir işlem yapıyoruz. O zaman akciğer göğüs duvarına yapışıyor, bir daha pnömotoraks olmuyor. İşlem yaklaşık bir saat sürüyor ve hasta 2-3 gün sonra taburcu oluyor. Hastaya sigara içmesini yasaklıyoruz ancak uçağa binebiliyor, uzun yolculuk yapabiliyor, denize girebiliyor. Öte yandan basıncın oluşturacağı riskler nedeniyle sualtı dalışını yasaklıyoruz.”

 

sigara_icmek

BİR KEZ DENEYENLERİN YARISI SİGARAYA BAŞLIYOR!

 

Sigaraya başlama yaşı 13-15’e düştü!

Çağımızın en ciddi sağlık sorunlarının en önemli sebebi sigara…Toplumda sigaraya karşı yaşanan bilinçlenme kullanım oranlarını düşürse de ülkemiz nüfusunun yüzde 50’ye yakını hala sigara içiyor. Sigara karşıtı kampanyalarla bu oran düşmesi sevindirici olsa da, sigaraya başlama yaşının da düşmesi dikkat çekici.

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Reha Baran, 13-15 yaş aralığında sigarayı deneyen çocukların yarısının tiryaki olduğuna dikkat çekiyor. Sigara ve her türlü tütün mamülü, ağızdan başlayarak tüm solunum yollarını birinci derecede etkiliyor. Solunum yolundan alındığı için en önemli etkiyi bu bölgelerde bırakan sigara, dudak, dil, gırtlak ve akciğer kanserine neden olurken, nefes borusu ve bronşlara da büyük zarar veriyor. Ayrıca uzun süre kullanımında solunum sisteminin tüm yüzeylerinde değişikliklere neden oluyor. Bu durum kansere dönüşmese de bir takım hastalıkları beraberinde getirebiliyor. 10 yılın üzerinde sigara içen bir kişinin solunum sisteminin bu durumdan etkilenmeme ihtimali yok. Kişinin belirgin bir şikayeti olmasa dahi solunum yollarının herhangi bir enfeksiyondan etkilenme ihtimali içmeyen bir kişiye göre çok daha fazla.

Doç. Dr. Reha Baran
Doç. Dr. Reha Baran

Doç. Dr. Reha Baran, sigaranın neden olduğu hastalıklar ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu bilgileri verdi: 

Başlama yaşı düşüyor

Ciddi bağımlılık yapan bu ürünlerin kullanım oranlarında son yıllarda başlayan kampanyaların da etkisiyle büyük düşüş yaşanıyor. Amerika’da 50 yıl önce yüzde 50’nin üzerinde olan sigara kullanım oranı yüzde 22’ye kadar geriledi. Ülkemizde ise 2000 yılında yüzde 55 civarında olan sigara kullanım oranı yüzde 45’e düştü.  Bu rakamlar sevindirici gibi görünse de yeterli değil. Sigara kullanım oranlarında düşüş yaşanıyor olsa da başlama yaşı da aynı oranda düşüyor. Çocuklar henüz 13- 15 yaş civarındayken sigara içmeye başlıyor. Özellikle anne babaları tiryaki olan çocuklar sigaraya çok daha ılımlı yaklaşıyor. Psikolojik faktörlerin de etkisiyle erken yaşta sigaraya başlayabiliyorlar. Bu dönemde sigarayı bir kez bile içen çocukların başlama oranı ise yüzde 50’ye kadar çıkıyor. Akciğer

Kanserinin Birinci Nedeni Sigara

Sigara içenlerde koroner arter hastalıkları hızla artıyor. KOAH olarak bilinen Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı’nın tek, akciğer kanserininse birincil sebebi sigara. Ayrıca diğer organlara da etki ettiği için kişide bulunan diğer hastalıkların da tedavisini olumsuz etkiliyor. Sigara, Türkiye’de ve dünyada ölüme neden olan faktörlerin başında geliyor. Öyle ki ülkemizde yılda ortalama 200 bin kişi sigaraya bağlı oluşan akciğer hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor.

Nikotini azaltılmış sigaranın sağlığa faydası yok

Nikotini azaltılmış sigara içenler aslında kendilerini kandırıyor. Çünkü ince ya da hafif sigara içmenin sağlığa hiçbir olumlu etkisi bulunmuyor. Hafif sigara içenler bu sefer de içtikleri miktarı artıyor. Kişinin sigara ile kendine verdiği zarar da aynı miktara geliyor. Günde 1 adet sigara içen kişi de tiryakidir Günde 5 adetten fazla sigara içen kişilerde hastalıklar da dikey bir şekilde artıyor. Ancak kişinin tiryaki olarak tanımlanması için fazla miktarda sigara içmesi gerekmiyor. Günde 1 adet sigara içen kişi de tiryakidir. Hedeflenen kişinin hiç sigara içmemesidir.

Sigara içenlerin kansere yakalanma riski 80 kat artıyor

Günde 1 paketten 10 yıl boyunca sigara içen bir kişinin kansere yakalanma riski içmeyen birine oranla kansere yakalanma riski 80 kat daha fazla. Ancak kansere yakalanmak için kişini illa günde 1 paket sigara içmesi gerekmiyor. Çok daha az miktarda sigara tüketen kişiler de KOAH ya da akciğer kanseri olabiliyor. Kişinin genetik yapısı hastalıkların oluşumunda önemli rol oynuyor.

Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra akciğer sağlığına kavuşuyor

Kişi sigarayı bıraktıktan hemen sonra, herhangi bir dumana maruz kalmazsa vücudunda hemen tamir başlıyor. Nabız sayısı ve kan basıncı normale geliyor, koroner arter hastalıklarına yakalanma ihtimali düşüyor. Sigara içen bir kişinin akciğer kanserine yakalanma ihtimali, sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra içmeyen bir kişiyle aynı seviyeye geliyor. Bu nedenle sigarayı bırakmak için hiçbir dönem geç değildir. Sigarayı bırakmak için öncelikle kararlı olmanız ve yeni davranış biçimi geliştirmeniz gerekiyor. Bu günü bir milat olarak düşünüp sigarayı bırakmayı deneyebilirsiniz.

Sigarayı bırakmak için;

- Sigarayı bırakma tarihi belirleyin

- Kararlı olun ve tarihi ertelemeyin.

- Masanıza bir şişe su koyun ve bol bol su için.

- Odanızı sık sık havalandırın.

- Sigara içilen ortamlarda bulunmayın.

- Meyve yiyin.

- Sigara içen arkadaşlarınızla bir araya gelmeyin.

- Spor yapın.