YETERSİZ İYOT, GUATR HASTALIĞINA YOL AÇIYOR

 

Prof. Dr. Rüştü Serter
Prof. Dr. Rüştü Serter

Tiroid bezi aldığı iyottan tiroid hormonunu üretiyor. Besinlerle yeteri kadar iyot alınmaması zamanla tiroid bezinde büyüme ve az çalışmaya (hipotiroidi) doğru bir eğilim yaratıyor. Buna da guatr ismi veriliyor. Guatrın oluşmaması içinse yeterli iyot almak şart! Ama ülkemizde guatr sorunu yaygın olarak görülüyor. Bunun nedeni ise, ülkemizin üç yanı denizlerle çevrili olmasına rağmen toprak ve suyunda yeteri kadar iyot bulunmaması. 1-7 Haziran İyot Yetersizliği Haftası kapsamında iyot kullanımının önemini vurgulayan Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter, “Ülkemizde tiroid hastalıkları yaygın bir şekilde görülüyor. Bu oranı azaltmak için toplumun iyot alımını artırmak amacıyla, en sık tüketilen gıda maddelerinden biri olan tuza suni iyot ekleniyor. Guatr gelişiminden korunmak için iyot içeren tuz kullanmak gerekiyor, ancak şunu da unutmamak gerekir ki tek başına iyotlu tuz kullanmak guatr gelişmesini engellemez, sadece toplumda görülme oranını azaltır” diyor.

Tiroid hastalıklarından, guatrın kadınlarda 4-5 kat fazla görüldüğünü, ancak bu durumun tuz kullanımı ile ilişkisi olmadığını söyleyen Prof. Dr. Rüştü Serter, iyot kullanımı ile ilgili şu bilgileri veriyor:

Özellikle çocuklar için iyotlu tuz kullanılmalı

Hipotiroidi, tiroid bezinin az çalışması ile ortaya çıkan tablodur. Tiroid hastalıklarında önemli olan tuz değil içerisindeki iyottur. Çocukluk döneminden itibaren iyot almak yani tuzu iyotlu kullanmak guatr riskini azaltır. Ancak mevcut guatrı olanlarda bu iş tersinedir. Özellikle nodülleri olan ve guatrı bulunan hastalar iyotsuz tuz tercih etmelidir. Tiroidde bulunan nodüller iyota açtır ve dışarıdan aldıkları fazla iyotu hormona çevirerek aşırı çalışmaya (hipertiroidi) yol açabilir. Bu yüzden iyot kullanımı sakıncalıdır. Ancak bu hastalar tiroidin az çalışması veya diğer sebeplerle tiroid hormon ilacı alıyorlarsa normal iyotlu tuz tüketebilirler. Hipertiroidi problemi olan hastalar zaten yoğun tedavi görmesi gereken hastalardır. Bu tedavi döneminde iyot almaları hastalığın sebebine göre değişebilir. Sonuçta tiroid sorunu olmayan herkes, özellikle çocuklar iyot içeren tuz kullanmalı, tiroid hastalığı tespit edilmiş bireyler ise bu konuyu kendilerini takip eden endokrinoloji uzmanına sormalıdırlar.

Tiroid hastalıklarından korunmak mümkün mü?

Tiroid hastalıklarından korunmak kısmen mümkündür. Çocukluktan itibaren yeterli iyot almak ileride gelişebilecek tiroid problemleri olasılığını azaltır. Süt, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler ve deniz ürünleri bol miktarda iyot içeren besinler arasındadır. İçme suyu önemli bir iyot kaynağı olmakla birlikte, özellikle iyot miktarı yetersiz içme sularının kullanımı iyot eksikliği oluşmasına neden olabildiği için iyotlu tuzlar kullanılarak iyot eksikliğinin giderilmesi amaçlanır. İçerisinde guatrojen ögeler içeren kara lahana, soya fasulyesi, şalgam aşırı miktarda tüketilmemeli, boyun bölgesine gereksiz radyasyon almaktan kaçınılmalıdır.

Günde 6 gram tuz yeterli

Toplum olarak tuzlu yemek yemekten vazgeçemiyoruz. Oysa tuz iyotlu olsa da tüketiminin fazla olması birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Fazla tuz kullanmak ise insülin direnci, kalp, yüksek tansiyon ve obezite gibi birçok hastalığa neden oluyor. Prof. Dr. Rüştü Serter, yüksek tansiyonu olan kişilerin günde 6 gram, sağlıklı bireylerin 8-9 gram tuz tüketmelerini öneriyor. Toplam 6 gramlık tuz, üç çay kaşığı tuza denk geliyor. Ancak günlük tuz tüketimimizin 18-19 gramı bulduğunu belirten Prof. Dr. Rüştü Serter, bu oranın normalin 3,5 katına denk geldiğini vurguluyor.

selulit_karsiti

SELÜLİTE KARŞI YEŞİL-KIRMIZI-TURUNCU FORMÜL

Katkı maddeli, tuzlu yiyecek selülit yapıyor

Selülit oluşumunda dengesiz ve kötü beslenmenin, tuzlu yemenin, hazır gıdaların, katkı maddelerinin etkisi sık sık vurgulanıyor. Buna karşılık selülitten korunma reçetesi olarak da bol bol sebze ve meyve yenilmesi öneriliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Günsoy, koyu yeşil, kırmızı ve turuncu renkteki gıdaların selülit düşmanı olduğunu söylüyor ve bunları şöyle sıralıyor: “Karpuz, domates, elma ve kırmızı greyfurt-portakal, siyah üzüm, koyu yeşil elma, ıspanak, brokoli, biber, koyu sarı mango.”

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Günsoy, selülit dostu ve selülit düşmanı besinleri hakkında merak edilen soruları yanıtlıyor:

Selülitin oluşmasında hangi tip beslenmenin etkisi var?  

  • Fast-food beslenme ve hazır yemekler.
  • Doymuş yağ içeriği yüksek besinler.
  • Yanlış pişirme yöntemleri (kızarma/kavurma).
  • Aşırı şekerli besinler.
  • Tuzlu besin tüketimi.
  • Yetersiz su içilmesi.
  • Alkollü içecekler.
  • Aşırı kafein tüketimi.
Beslenme Uzmanı Hülya Günsoy
Beslenme Uzmanı Hülya Günsoy

Selülit oluşmaması için nasıl beslenmek gerekiyor?

Meyve, sebze, tahıllı ürünler, kuru baklagiller, dokularımızda biriken atık maddelerin atılmasına yardımcı olurken içerdikleri potasyum sayesinde hücre yenilenmesini hızlandıracak maddelerin taşınmasında yardımcı oluyor. Tuzun fazla tüketimi vücutta ödeme sebep oluyor. Alkol vücutta hemen yağa çevrildiği için uzak durmak gerekiyor. Özellikle su tüketiminin artırılması, vücudun esneklik kazanmasına yardımcı oluyor. Selülitin oluşmasının engellenmesi ve tedavisi sırasında en etkili çözüm yolunu su sağlıyor. Cilt kuruluğunu ve sonrasında kilo alıp verirken oluşan çatlakların oluşumunu da azaltıyor.

Kuruyemişler selülit yapar mı?

Kuruyemişler içeriğindeki zengin vitamin mineral kaynaklarının yanısıra yüksek oranda yağ içerir. Selülit oluşumunun en önemli etkilerinden biri olan fazla yağlı besin tüketimi olduğundan, kuruyemişlere yeterli ve dengeli beslenme planınızda az da olsa yer verebilirsiniz. Unutmayın ki 2 adet ceviz içi, 5-6 adet fındık, fıstık, badem veya 1 yemek kaşığı kabuksuz kuruyemiş, 1 tatlı kaşığı kadar yağ içeriğine sahiptir.

Selülit oluşumunu kolaylaştıran yaşam biçimleri nelerdir?

Aşırı yağlı beslenme, tek tip beslenme alışkanlığı (karbonhidratlardan zengin beslenme gibi), yeteriz su tüketimi, aşırı kafein içeren besinler, alkol tüketimi, aşırı tuzlu beslenme, yetersiz egzersiz ve fiziksel aktivite selülit oluşumu kolaylaştıracağı gibi oluşmuş olanların da görünümünü artırır.

Selülitin tekrar etmemesi ne yapmak gerekiyor?

Yeterli ve dengeli bir beslenme alışkanlığı kazanıldığında ve düzenli fiziksel aktivite sağlanıp bol su içildiği takdirde selülit oluşumuna karşı savaş açmış oluruz.

Bazı bitki çaylarının, bitkisel ilaçların selüliti önlediği iddia ediliyor. Bunlar doğru mudur?

Hiçbir bitkinin, ilaçların, kremlerin yapılan çalışmalarda olumlu sonuç verdiğine dair bir sonuç bulunmamıştır. Bu nedenle bu ilaç ve bitkilerden sonuç beklemek yanıltıcı olacaktır.

-       Tuzu azaltın, su içmeyi unutmayın.

-       Yapay tatlandırıcılardan ve renklendiricilerden uzak durun.

-       Bol bol sebze ve meyve yeyin. Özellikle koyu renkli olanlarını tüketin: Koyu kırmızı karpuz, domates, elma ve kırmızı greyfurt-portakal, siyah üzüm, koyu yeşil elma, ıspanak, brokoli, biber, koyu sarı mango gibi sebze ve meyvelere öncelik verin.

-       Kafeini az kullanın.

-       Alkol kullanmayın ya da azaltın.

-       Şekeri kesin ya da azaltın. Şekerlemelerden, tatlılardan uzak durun.

-       Az yağlı süt ve süt ürünleri tercih edin.

-       Daha az kalori tüketin ve yağları azaltın. Düşük yağlı bir diyet, aerobik egzersiz kadar etkin bir selülit azaltıcısıdır. Ancak diyetteki yağın günlük enerjinin %25′inin altına düşülmemesi gerekmektedir.

tuz_kullanmak

KALP HASTALARINA TUZU AZ DİYET

Tuz damardaki basıncı artırıyor

Beslenme kalp sağlığı için hayati önem taşıyor. Küçük yaşlarda edinilen doğru beslenme alışkanlıkları ileriki yıllarda genel sağlığımızı koruduğu gibi kalbimizi de koruyor. Kalp hastalığından korumak için çok özel bir diyet uygulamak gerekmiyor. Ancak, bazı besinler kandaki kolesterolü düşürürken, bazıları ise kalbe zararlı yağlar içeriyor. Bu nedenle günlük beslenmemizde besinleri seçerken dikkat etmemiz gerekiyor.

Beslenme ve Diyet Elif Küçük
Beslenme ve Diyet Elif Küçük

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Küçük, kalp hastalarının beslenmesi konusunda sık sorulan soruları yanıtlıyor:

Kalp ameliyatlarından sonra nasıl bir diyet uygulanmalıdır?

Kalp hastalıklarında özellikle de ameliyat sonrasında alınması gereken kalorinin beslenme planlamasında, karbonhidrat, protein ve yağ miktarı orantılı olacak şekilde ayarlanması gerekiyor. Özellikle de yağ tüketiminin yağ asitlerinin düşük, doymamış yağ asitlerinden zengin olacak şekilde ayarlanması gerekiyor. Ameliyat olan hastanın kan kolesterol ve trigliserit oranlarında önceden gelen yükseklik varsa düşük kolesterollü bir diyet önerilir. Aynı zamanda yüksek tansiyonu varsa tuz miktarında kısıtlama yapılabilir. Tuz; damarlardaki kan basıncını artıracağı için fazlası kullanılmamalıdır.

Kalbimiz İçin Ne Yapabiliriz?

Aslında vücudumuzun ihtiyacı olan besinleri, dengeli olarak aldığımız zaman, kalbimizi de korumuş oluyoruz. Ancak kalp hastalığında, bazı risk faktörleri var.

Peki bunlar nelerdir?

Yüksek Kan Kolesterolü: Kolesterollü besinlerin tüketilmesiyle kalp hastalıkları arasında doğrudan ilişki tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalarda da günlük beslenmemizde yağ miktarından çok yağ türükan kolesterolümüzü arttırdığı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yağ seçimine dikkat etmeliyiz. Kandaki toplam kolesterol miktarının 200 mg/dl’ yi geçmemesi gerekiyor.

İyi Kolesterol (HDL): Çok az miktarda kolesterol içerirler ve görevleri kandan karaciğere kolesterol taşımaktır. Vücutta temizleme işini üstlendikleri için, kandaki miktarının yüksek olması istenir ve kalp hastalıkları riskini azaltırlar. Kandaki HDL seviyesi 35-40 mg/dl olmalıdır.

Kötü Kolesterol (LDL): LDL’de karaciğerden vücudun diğer organlarına kolesterol taşıyarak damar ve damarların çeperlerine birikme yaparlar. Bu nedenle kalp hastalığı açısından risktir ve kanda düşük seviyede olması istenir. Kandaki LDL 100 mg/dl’yi geçmemelidir.

Kolesterol Yükselmesinde Hangi Besinler Etkilidir?

  • Margarin, tereyağı, yağlı süt ve süt ürünleri olan yağlı peynir ve yağlı yoğurt, kaymak, krema,
  • Yağlı ve yağda kızarmış etler, sakatat etleri (beyin, ciğer, yürek, böbrek gibi), salam, sosis, sucuk gibi yağlı et ürünleri.
  • Yağlı pastalar, kurabiyeler, yumurta (önerilenden fazla kullanılması).

Kalp Sağlığını Korumak İçin ve Kolesterolü Düşürmek İçin Neler Yapılmalı?

  • Günlük toplam yağ tüketiminizi azaltın. Yağ tüketiminizi bitkisel yağlardan özellikle zeytinyağı, mısırözü, ayçiçek yağı ile karşılayınız. Zeytinyağı içerdiği yağ asitleri açısından yararlıdır. Kötü kolesterolü düşürürken iyi kolesterolü yükseltici etkisi vardır. Kalp ve damar dostu bir yağdır ancak fazla miktarda tüketilmemelidir.
  • Kırmızı eti az tercih ederken, beyaz ete daha fazla yer vermelisiniz. Ancak et miktarına, pişirme şekline mutlaka dikkat edilmesi gerekir. Beyaz et tercih ederken de daha çok balık eti tercih edilmelidir.
  • Balık: Omega yağ asitleri içermesi nedeniyle yıllarca araştırılmıştır. Kalp hastalıkları ve romatizma gibi hastalıkların tedavisinde faydalı olduğu gözlenmiştir. Balık içerdiği yağ asitleriyle (omega-3 ve omega-6 yağ asitleri) kötü kolesterolü azaltırken, iyi kolesterolü yükseltiyor. Ayrıca kalpteki ritm bozukluklarını önlerken, kan hücrelerinin birbirine yapışmasını ve pıhtılaşmasını engelliyor.
  • Günlük peynir, süt, yoğurt tüketiminize dikkat edin ve bunları tüketirken az yağlı olanlarını tercih edin.
  • Yumurtayı haftada bir kez tercih edin. Pişirme şekli olarak da haşlama veya tavada yağsız şekilde omlet olarak tüketiniz.
  • Meyve ve sebze gibi lifli besinleri bol miktarda tüketin. Kabuklu yenebilecek meyve ve sebzeyi kabuğunu soymadan tüketirseniz posa alımını artırmış olursunuz. Sebze ve meyveler posa açısından zengin besinler olduğu için barsak hareketlerini artırarak kolesterol yapıcı maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur.
  • Tatlı tercihi olarak da meyve veya sütlü tatlı tercih edilebilir. Kalori açısından daha yüksek olan hamur ve şerbetli tatlılarıda dikkatli tüketmek gerekir.
  • Kurubaklagilleri haftada 1-2 kez yiyin. Protein açısından zengin ve bol posalı olduğu için hem kalp hastalıklarını hem de kanser gibi diğer hastalıkları koruyucu etkisi vardır.

Kalp hastalarının yemeklerini nasıl pişirmek gerekiyor?

Kalp hastalıklarında günlük yemek içerikleri kadar pişirme yöntemleri de önemlidir. Pişirme yöntemlerinden kızartma ve kavurma işlemleri tercih edilmemelidir. Kızartılarak veya kavurularak pişirilen yemeklerde yağ olduğundan fazla yanacağı için kanserojen madde üreteceği gibi yağ asitlerinden de zenginleşecektir. Yağ asitlerinin artması kolesterol ve damar sağlığını olumsuz etkiler. Pişirme yöntemi olarak yemekler buharda, fırında, haşlama veya ızgara olarak tercih edilmelidir.

Kalp damar hastalıklarıyla savaşmada etkili olan besin öğeleri nelerdir?

C Vitamini: Antioksidan bir vitamin olan C vitamini iyi huylu kolesterol olan HDL’yi yükseltmekte ve total kolesterolü azaltmaktadır. Günlük alınmalıdır çünkü vücutta depolanmaz. C vitamini yetersizlikleri damar çatlamalarını kolaylaştırmaktadır. Yüksek tansiyonla da bir araya gelince kanamalara veya felce yol açabilir. Suda eriyen bir vitamin olan C vitamini açısından zengin olan limon, portakal, turunçgiller, kivi, çilek, yeşil biber, yeşil yapraklı sebzeler, kuşburnu gibi besinleri vücudumuzda depolanmadığı için günlük olarak almamız gerekir.

E Vitamini: Yetersizliğinde kan pıhtılaşmasını azaltarak olası kanamalarda kanamanın artmasıyla kansızlığa yol açabilir. Ceviz, badem, fındık gibi sert kabuklu yemişlerde ve günlük aldığımız yağlardan ihtiyacımız karşılanır.

Kalp hastalarının ihtiyacı olan mineraller nelerdir?

Demir (Fe): Kandaki oksijeni dokulara taşınmasını sağlar. Yetersizliğinde kalbe yeterli miktarda oksijen taşıyamaz ve damar tıkanmalarına ve kalp krizine neden olabilir. Demirin kaynakları, kırmızı et, kuru üzüm, kuru kayısı, pekmez, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller yenilmelidir.

Çinko (Zn): Yetersizliğinde kan koesterol ve HDL düzeylerinde azalma olur. Yeterli alındığında damarlardaki harabiyeti de önler. Kalp krizi geçirenlerde kan çinko düzeyleri bulunmuştur. Günlük alınan 3 köfte kadar dana eti ve yanında tüketilen 1 kase yoğurt günlük çinko ihtiyacını karşılamaktadır.

Magnezyum (Mg): Yetersizliğinde kalpte aritmiler (ritm bozuklukları) görülür. Görevi özellikle kandaki yağların sindirilmesi kontrol ederek kalbi korur. Sebze yemekleri, tam tahıllı ekmekler, kurubaklagiller günlük magnezyum ihtiyacını karşılamamızda yeterli olacaktır.

Kalsiyum (Ca): Kalsiyum alımı, kan kolesterol ve trigliserit düzeyini azaltır. Ayrıca kan basıncını ayarlar. Erişkinlerde 2 su bardağı süt, 1 su bardağı yoğurt ve 1 kibrit kutusu peynir yiyerek ihtiyacını karşılar.

Bakır (Cu): Bakır yetersizliğinde damar yapısı bozulur, damar esnekliği kaybolur ve kan kolesterol seviyesi yükselir, iyi kolesterol olan HDL düşer. Ayrıca bakır tansiyon ve kolesterolün yükselmesinin engellenmesinde önemli etkiye sahiptir. Etler, balık, kurubaklagil, yeşil sebzeler, yumurta, bakır açısından zengin besinlerdir.

 

 

tuz_yemek

MEYVE SUYUNDA DA TUZ VAR!

Tuz tüketirken günde 1 çay kaşığını geçmeyin!

Günlük hayatımızda fazla miktarda tuz tüketmek kalp, hipertansiyon, insülin direnci ve tiroid hastalıklarına neden oluyor.  Bu nedenle bu dört hastalığa karşı da ne yeyip ne içtiğimize, tükettiğimiz gıdaların miktarlarına, içeriklerine karşı dikkatli olmamız gerekiyor. Özellikle ofis çalışanlarının çok sık tükettikleri bisküviler, krakerler adeta birer tuz deposu. Bunları sık sık tüketmek, çok miktarda yemek de zararlı.

Dr_Hulya_GunsoyBeslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Günsoy, Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre günlük tuz tüketiminin 5-6 gramı  (1 çay kaşığını) geçmemesi gerektiğini belirtiyor. Hülya Günsoy, bu miktarın üzerinde tuz tüketiminde kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm oranlarında artış görüldüğünü belirterek, “Öncelikle yemeğin tadına bakmadan tuz atma alışkanlığı olan kişilerin bu alışkanlıklarından vazgeçmeleri gerekiyor. Sofrada tuzluk bulundurma alışkanlığından vazgeçildiğinde bile günlük tuz tüketimi yüzde 15 oranında azalıyor” diyor. Tuz tüketimi hakkında merak edilenler ve bilinmeyenler hakkında bilgiler veren Hülya Günsoy, şunları söylüyor:

TUZ DEPOSU YİYECEKLER: ZEYTİN, CİPS, TURŞU, SOS

• Günlük tükettiğimiz besinlere hiç tuz katmasak bile sebze-meyvelerden günlük bir gram civarında tuzu zaten alıyoruz. Zeytin, peynir, turşu, salamura ve konserve besinler, tuzlu kraker, tuzlu kuruyemiş, cipsler, hazır soslar, hazır çorbalar yüksek oranda tuz içeriyor. • Hazır meyve sularında bile koruyucu katkı maddesi olarak tuz bulunuyor.

• 200-300 gramlık bir ekmeğin içeriğindeki tuz miktarı yaklaşık yedi gram kadar olup günde bir ekmek tüketen kişi zaten günlük alması gerekeni fazlasıyla tüketmiş oluyor.

• Hipertansiyon hastalarının günlük bir bardaktan fazla miktarda maden suyu tüketmemesi gerekiyor. Çünkü maden suları minerallerden zengin kaynaklardır.

• Ürün etiketlerinde monosodyum glutamat (MSG), sodyum klorid (sofra tuzu) ve hatta karbonat (sodyum içerir) terimlerini görürseniz bu ürünlerin tüketimini azaltmanız gerekiyor. Paketli besinlerde etiket okumak tuz tüketiminin kısıtlanmasına yardımcı oluyor.

TUZ DEPOLAYINCA KİLO VERMEK ZORLAŞIYOR

Fazla tuz tüketiminin insülin direncine yol açtığına dair yapılmış bilimsel çalışmalar bulunuyor. İnsülin direnci ise birçok hastalığa zemin hazırlıyor. Kalp krizi, karaciğerde yağlanma, damar sertliği, tansiyon, meme ve rahim kanseri gibi hastalıkların gelişmesinde çok büyük etkisi vardır. İnsülin direncinin saptandığı kişilerin tedavi edilmesi gerekiyor. Mutlaka bir hekim kontrolüne girilmeli, aynı zamanda günlük beslenme alışkanlıklarının değiştirilerek sağlıklı hale gelebilmesi için bir diyetisyen kontrolünde olunması önem taşıyor. Bunların dışında guatr hastalığını önlemek için önceden bilinen bir tiroid hastalığı olmayan çocuklar, erişkinler ve gebelerin iyotlu tuz tüketmesi gerekiyor. Tiroid hastalığı şüphesi olan bir durum varsa bunun için bir dahiliye veya endokrinoloji-metabolizma uzmanına başvurulması, ona göre hangi tuzun kullanılacağına yönelik olarak karar verilmesi çok önemli.

AŞIRI TUZ ÜLSER VE REFLÜYÜ DE TETİKLİYOR

Çok tuzlu yemek ülseri tetikliyor. Yemeklerin içindeki tuz yeterli olsa da tabağımızdaki yemek tatsız gibi gelebiliyor. Tuzun fazlası gastrik mukozayı olumsuz yönde etkilediğinden günlük tuz tüketiminin 5-6 gramı geçmemesini sağlamak gerekiyor. Ayrıca tuzlanmış, salamura besin tüketimini de sınırlamak önem taşıyor. ABD’deki Maryland Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada aşırı tuz kullanımının ülsere neden olduğunu ortaya çıkarmıştır. Araştırmada ülsere neden olan “helicobacter pylori” adlı bakterinin fazla tuzlu ortamlarda çoğaldığı, bu nedenle de ülseri tetiklediği tespit edilmiştir. Günlük yaşamda insanlar kronik hastalıkları bulunsa bile beslenme alışkanlıklarından vazgeçmekte büyük zorluklar yaşabiliyor. Çocukluğundan beri sofrada yemekleri bol tuzlu yiyen bir insan, hasta olduğunu bilse de tuzu azaltmakta zorlanabiliyor. Bu durumda bir beslenme uzmanı gözetiminde hastalığa özel beslenme reçetesi almak yararlı olabiliyor. Reflü hastalığının nedeni mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasıdır. Bu asitli mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması ve yemek borusuyla uzun süre temas etmesi nedeniyle yemek borusunda harabiyet oluşuyor. Yemeklerde ve gündelik yaşamda ihtiyaçtan fazla tuz kullanımı sonucu mide içeriği daha fazla yemek borusuna kaçarak reflü sıkıntısını artırıyor.